Şeker pancarı alım fiyatıyla ilgili geçtiğimiz günlerde yaptığımız haber, özellikle sosyal medyada pancar üreticilerinden yoğun tepki aldı.

Tepkilerin önemli bir bölümünde 3 bin 700 liralık fiyatın çiftçiyi kurtarmayacağı dile getirildi.

Buna katılıyorum.

Ancak bazı yorumlarda bunun çok ötesine geçilerek, sanki 3 bin 700 liralık pancar fiyatını biz belirlemişiz, bu rakamı çiftçiye kabul ettirmeye çalışıyormuşuz veya birilerinin yönlendirmesiyle kamuoyunun nabzını yokluyormuşuz gibi ithamlarda bulunuldu.

İşte buna katılmam mümkün değil.

Tarımdan Haber'in yıllardır nasıl bir yayıncılık yaptığını takip edenler bilir. Yeri geldiğinde çiftçinin hakkını, çiftçiden daha çok savunduğumuz zamanlar olmuştur. Çiftçinin hakkı söz konusu olduğunda karşımızdaki kurumun veya kişinin kim olduğuna bakmadan haber yaptık. Yeri geldi kamu kurumlarını, yeri geldi büyük tarım kuruluşlarını, yeri geldi sektörün güçlü şirketlerini karşımıza aldık.

Dolayısıyla bugün pancar fiyatıyla ilgili ortaya koyduğumuz tabloyu da çiftçinin aleyhine yapılmış bir yayın gibi değerlendirmek büyük bir haksızlık olur.

Üstelik mesele 3 bin 700 lira da değil.

Asıl konuşmamız gereken, Türkiye şeker sektörünün içine girdiği büyük çıkmazdır.

3 BİN 700 LİRAYI BİZ BULMADIK

Öncelikle şunu açıklığa kavuşturalım.

3 bin 700 lira bizim belirlediğimiz veya olmasını istediğimiz bir pancar fiyatı değil.

Pancar fiyatıyla ilgili haberimizi hazırlarken PANKOBİRLİK, Türkşeker, Konya Şeker, Kayseri Şeker ve Panşek tarafındaki sektör kaynaklarıyla görüştük. Yaptığımız görüşmelerde 2026 yılı pancar alım fiyatıyla ilgili öne çıkan beklenti ve öngörülerden biri 3 bin 600-3 bin 700 lira bandıydı.

Biz de sektörde konuşulan bu rakamı aldık ve çok basit bir soru sorduk:

3 bin 700 liralık pancar fiyatı çiftçiyi kurtaracak mı, fabrikayı zarara mı sokacak?

Keşke tartışma da tam olarak bu soru üzerinden yürütülseydi.

Çünkü ortaya koymaya çalıştığımız tablo, çiftçi açısından da fabrika açısından da ciddi bir soruna işaret ediyor.

MAZOT 100 LİRAYKEN 3 BİN 700 LİRA ÇİFTÇİYİ MEMNUN EDER Mİ?

Elbette etmez.

Mazotun litresinin 100 liraya dayandığı, gübreden ilaca, sulamadan işçiliğe kadar bütün üretim girdilerinin arttığı bir ortamda, geçen yıl 3 bin 100 lira olarak açıklanan pancar fiyatının bu yıl 3 bin 700 liraya çıkarılması üretici açısından tatmin edici bir artış değildir.

Bunu görmek için pancar üreticisi olmaya da gerek yok.

Sosyal medyadaki yorumlarda üreticiler 4 bin 500 liradan 5 bin liraya, hatta bunun da üzerine çıkan rakamlar dile getirdiler. Üreticinin daha yüksek fiyat istemesi son derece anlaşılır.

Ancak benim asıl garibime giden şu:

Şeker sektöründe ciddi sorunlar yaşanıyor fakat bunlar henüz doğrudan çiftçinin cebine yansımadığı için yeterince önemsenmiyor. Sektörün geleceğini tehdit eden bu sorunlara karşı duyarsız kalınması, gündeme getirdiğimiz sorulara adeta kulakların kapatılması gerçekten düşündürücü.

Fon krizinde yaşananları bir düşünün.

Hisse ve fon fiyatları kısa sürede olağanüstü yükselirken ortaya çıkan sağlıksız tabloya dikkat çekenler oldu. Ancak fiyatlar yükselmeye ve yatırımcılar yüksek getiriler elde etmeye devam ettiği sürece biriken riskler yeterince önemsenmedi.

Sorun patlak verdiğinde ise artık sadece bazı fonların veya yatırımcıların meselesi olmaktan çıktı. Borsada sert değer kayıpları yaşandı, milyarlarca liralık piyasa değeri silindi, bazı fonlarda tasfiye süreci başladı ve yatırımcılar birikimlerinin tamamına hemen ulaşamaz hale geldi.

Yaşananlar sermaye piyasalarına ve dolayısıyla ülke ekonomisine de ağır bir maliyet yükledi. Dün yüksek getirilerin gölgesinde görülmek istenmeyen sorun, bugün çok daha geniş bir kesimin önüne ağır bir fatura olarak geldi.

Elbette şeker sektörü ile fon piyasası birbirinden tamamen farklı alanlar.

Ancak alınması gereken ders aynı.

Bir sorun, sonuçları henüz cebimize yansımadı diye yok sayıldığında ortadan kalkmıyor. Tam tersine, müdahale edilmedikçe büyüyor ve sonunda faturası çok daha ağır şekilde önümüze geliyor.

Şeker sektöründe bugün yaşananlara da bu gözle bakmamız gerekiyor.

Fabrikaların ürettikleri şekeri değerinde satamaması, stokların büyümesi, pancar şekeri dışındaki tatlandırıcıların pazardaki payının giderek artması, satış kanallarının daralması ve fabrikaların şeker satışında iki büyük alıcıya bağımlı hale gelmesi...

Bütün bunlar bugün doğrudan çiftçinin cebine yansımadığı için çiftçinin öncelikli sorunu olarak görülmeyebilir.

Ancak bu, ortada ciddi bir sorun olmadığı anlamına gelmiyor.

Tam tersine, bugün fabrikanın sorunu olarak görülen bu tablo, tedbir alınmazsa yarın doğrudan pancar çiftçisinin sorunu haline gelecek.

PEKİ FABRİKALAR BU ŞEKERİ KAÇA SATACAK?

İşte bundan dolayı mesele sadece çiftçiye verilecek pancar fiyatı meselesi değil.

Bugün şeker fiyatları kamu eliyle baskı altında tutuluyor.

Mevcut tabloda pancar alım fiyatı 3 bin 700 lira olarak açıklandığında bile, en verimli çalışan fabrikalarda 1 kilogram şekerin maliyeti 42-45 lirayı bulacak.

Dikkat edin, en verimli çalışan fabrikalardan bahsediyorum.

Günlük pancar işleme kapasitesi düşük fabrikalarda ise bu maliyet 50 liraya kadar çıkacak.

Türkşeker'i ise hiç hesaba katmıyorum. Türkşeker'de maliyetlerin 50 liranın da üzerinde seyredecek.

Ve bütün bu hesabı pancarın 3 bin 700 lira olması üzerinden yapıyoruz.

Bir de pancar fiyatının 4 bin veya 4 bin 500 lira olduğunu düşünün.

Peki fabrikaların mevcut şeker satış fiyatı ne?

Yaklaşık 39 lira.

Şimdi çiftçi haklı olarak şunu söyleyebilir:

Bana ne fabrikanın maliyetinden, kârından, zararından. Ben pancarımı üretiyorum, bana pancarımın hakkını versin.

Haklı olabilirsiniz.

Ancak aylardır anlatmaya çalıştığım mesele de tam olarak burada başlıyor.

Bugün “Bana ne” dediğimiz fabrikaların sürekli zarar ederek ayakta kalması mümkün değil.

Bir fabrika ürettiği şekeri sürekli maliyetinin altında satarak ne kadar devam edebilir?

Bir yıl?

İki yıl?

Sonra ne olacak?

Eğer bu gözle bakmaya devam edersek, korkarım yarın çiftçi pancarını vereceği fabrika bulamayacak.

Durum bu kadar ciddi.

Ben bu tabloyu ortaya koyarken çiftçiye düşük pancar fiyatı verilsin diye anlatmıyorum.

Bunun altını çizeyim.

Tam tersine, pancar çiftçisine doğru gelen çok daha büyük bir tehlikeye dikkat çekmeye çalışıyorum.

Fon krizinde olduğu gibi, bugün kimsenin görmek istemediği sorunlara zamanında tedbir alınmazsa yarın ortaya çıkacak faturayı pancar çiftçisi ödeyecek.

Pancar çiftçi ile birlikte fatura bütün Türkiye'ye çıkacak.

İşte bundan dolayı pancar çiftçisinin bu sorunlara karşı duyarlı olması gerekiyor.

Pancar çiftçisi bu sorunlara ne kadar duyarlı olursa, siyaset ve bürokrasi de bu sorunlara o kadar duyarsız kalamaz.

Pancar çiftçisi sadece pancar fiyatına odaklanırsa, şeker sektöründe gözümüzün önünde büyüyen asıl problemi gözden kaçırmış olur.

Bugün 3 bin 700 liraya haklı olarak itiraz ederiz.

4 bin 500 lirayı da, 5 bin lirayı da konuşuruz.

Ama pancarın fiyatını konuşurken, pancarımızı teslim edeceğimiz fabrikanın ürettiği şekeri neden maliyetinin bile altında satmak zorunda kaldığını da konuşmak zorundayız.

Çünkü bugün fabrikanın sorunu olarak gördüğümüz mesele, tedbir alınmazsa yarın doğrudan pancar çiftçisinin sorunu olacak.

Haberiniz olsun...