Türkiye’de süt üreticisi, günden güne zarar ediyor. Ama görünen o ki Ulusal Süt Konseyinin ne acelesi var ne de üreticinin içinde bulunduğu durumdan yeterince haberi!
30 Ekim’de Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu toplandı. Gündem, aylardır güncellenmeyen çiğ süt tavsiye fiyatı.
Peki, sonuç?
Karar alınamadı!
Konseyin açıklamasına göre konu ilerleyen bir tarihte yeniden değerlendirilecekmiş.
İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Siz neyi bekliyorsunuz?
Yem fiyatlarının daha çok artmasını mı? Mazotun biraz daha zamlanmasını mı? Üreticinin hayvanlarını kesime göndermesini mi? Yoksa ahırların tamamen boşalmasını mı?
Çünkü çiftçinin bekleyecek zamanı kalmadı.
Süt ineği her gün yem yer. Her gün su içer. Her gün bakım ister. Her sabah, her akşam sağılır. Elektrik faturası gelir, veteriner masrafı çıkar, işçilik ödenir.
Ama iş çiftçinin ürettiği sütün fiyatına gelince nedense zaman durur!
Yeme zam var, mazota zam var, elektriğe zam var. Süt üreticisine gelince sabır var!
Ulusal Süt Konseyi, 1 Mayıs 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere çiğ süt tavsiye fiyatını litre başına 24,30 TL olarak belirledi.
Aradan yaklaşık altı ay geçti.
Bu sürede yem fiyatları arttı, akaryakıt maliyetleri yükseldi, hayvancılığın yükü ağırlaştı.
TÜSEDAD’ın Eylül 2026 hesaplamasına göre bir litre çiğ sütün üretim maliyeti 29,34 TL’ye ulaştı.
Yani TÜSEDAD’ın maliyet hesabıyla Konseyin tavsiye fiyatı arasında litre başına 5,04 TL fark bulunuyor.
Daha da düşündürücü olanı, Ulusal Süt Konseyinin aynı dönem için üretim maliyetini 23,18 TL olarak hesaplaması.
İki kurumun maliyet hesabı arasında tam 6,16 TL fark var!
Buradan Konsey yönetimine soruyorum:
Sizin hesapladığınız maliyetle üreticinin yaşadığı maliyet neden bu kadar farklı?
Hangi yem fiyatını esas alıyorsunuz? Hangi elektrik faturasını, hangi veteriner giderini, hangi işçilik maliyetini dikkate alıyorsunuz?
Bu hesabın ayrıntılarını üreticiye açıkça anlatmak zorunda değil misiniz?
Ben çocukluğumdan beri tarımın ve hayvancılığın içindeyim. Ahırın kokusunu da bilirim, sabahın karanlığında sağıma kalkmayı da. Hayvanın önüne yem koymadan süt alamayacağınızı da bilirim.
Bazen süt parası yem parasına yetmiyor. Babamın yıllarca yüksek esnaf bağkur primi yatırıp şuan 25 bin TL aldığı emekli aylığından tamamlayıp yatırdığını kaç defa bizzat gördüm.
Bu yüzden meseleye yalnızca rakamlardan bakmıyorum.
Çiftçinin zararına ürettiği her litre süt, aslında geleceğinden eksiliyor.
Bugün zarar eden üretici yarın hayvanını satar. Damızlık inek kesime gider. Süt üretimi azalır. Ardından et üretimi de etkilenir. Sonra aynı ülke süt ve et açığını kapatmak için ithalatın yollarını arar.
Bunun bedelini de yine üretici ve tüketici öder.
Gelelim asıl meseleye…
ULUSAL SÜT KONSEYİ KİMİN İÇİN VAR?
Ulusal Süt Konseyinin görevi nedir?
Üreticinin, sanayicinin ve sektörün diğer paydaşlarının bir araya gelerek süt piyasasında sürdürülebilirliği sağlamasına katkı sunmak değil midir?
Peki, bugün bu görev ne ölçüde yerine getiriliyor?
Konsey tavsiye fiyatı açıklıyor. Ancak açıklanan fiyatın sahada uygulanmasını sağlayacak etkin bir mekanizma bulunmadığında, o rakam üreticinin cebine aynı şekilde yansımıyor.
Kimi üretici farklı kesintilerle karşılaşıyor, kimi bölgesinde oluşan fiyatı kabul etmek zorunda kalıyor.
Üstelik market raflarında süt, peynir, yoğurt ve tereyağı fiyatları değişirken çiğ süt üreticisinin fiyatı aylarca yerinde sayıyor.
Bir tarafta fiyatını maliyetine göre değiştirebilenler, diğer tarafta ürettiği sütün fiyatını bile belirleyemeyen çiftçiler var.
İşte benim itirazım tam da buna!
Konseyin yönetiminde üreticinin sorunlarını bilen, sektörün bütün taraflarını temsil eden insanlar var.
Kimse çıkıp da bu maliyetleri görmediklerini söylemesin.
Görüyorlar, yaşıyorlar..
Peki, neden karar alamıyorlar?
Hangi konuda anlaşamıyorlar?
Üreticinin maliyetini karşılayacak bir fiyat açıklamanın önündeki engel nedir?
On binlerce süt üreticisi bu soruların cevabını merak ediyor.
Ve bu soruların cevabı, birkaç satırlık toplantı duyurusundan çok daha fazlasını hak ediyor.
YA GÖREVİNİZİ YAPIN YA DA KONSEYİ LAĞVEDİN!
Artık açıkça söylemek gerekiyor.
Eğer Ulusal Süt Konseyi üreticinin gerçek maliyetlerini dikkate alarak zamanında karar alamıyorsa, açıkladığı tavsiye fiyatının sahada karşılığını takip edemiyorsa, üreticiyi koruyacak bir fiyatlandırma anlayışı geliştiremiyorsa varlığını ve yönetim yapısını yeniden sorgulamalıdır.
Gerekiyorsa mevcut yapısını lağvetmeli, üreticinin gerçek anlamda söz sahibi olduğu yeni bir sistem kurulmalıdır.
Çiğ süt fiyatı, aylar süren toplantıların ve bitmek bilmeyen değerlendirmelerin konusu olmaktan çıkarılmalıdır.
Yem, enerji, akaryakıt, işçilik ve diğer giderlerdeki değişimler düzenli olarak hesaplanmalı; maliyetler şeffaf biçimde açıklanmalı, fiyatlar zamanında güncellenmelidir.
Üreticinin maliyetini karşılayan, emeğine ve sermayesine makul kazanç bırakan bir sistem oluşturulmalıdır.
Tarım ve Orman Bakanlığı da bu tablonun yalnızca izleyicisi olmamalıdır.
Çünkü mesele sadece süt fiyatı değildir.
Mesele Türkiye’nin hayvancılığıdır.
Mesele kırsalda üretimin devam edip etmeyeceğidir.
Mesele, binbir emekle yetiştirilen damızlık hayvanların korunmasıdır.
Mesele, çocuklarımıza yarın da yerli süt ve et üretebilecek bir ülke bırakabilmektir.
Son olarak Ulusal Süt Konseyi yönetimine bir kez daha sesleniyorum:
Çiftçi sizden sadaka istemiyor. Ürettiği sütün hakkını istiyor.
Bir litre sütün maliyetini hesaplamak için aylarca bekleyebilirsiniz. Toplantı üstüne toplantı yapabilirsiniz.
Ama üretici ineğine, “Konsey henüz karar veremedi, bugün yem yemeyeceksin.” diyemez.
Ahırdaki hayvan toplantı sonucunu beklemez.
Yemci alacağını beklemez.
Banka taksitini beklemez.
Süt her gün sağılır, zarar da her gün büyür.
Unutmayın!
Çiftçi üretimden çekilirse geriye açıklayacağınız bir çiğ süt fiyatı da kalmaz.
Ve o gün geldiğinde mesele yalnızca Ulusal Süt Konseyinin başarısızlığı olmayacak, Türkiye’nin kaybettiği üretim gücü olacaktır.