Çiğ süt tavsiye fiyatının güncellenmesi gündeme geldiğinde önce yeni fiyatın kaç lira olması gerektiğini tartışıyoruz. Bu tartışmada üzerinde daha az durulan konu ise üreticinin mevcut fiyatla ne kadar süre, hangi koşullarda üretime devam edebildiğidir.

Fiyatın yeterliliğini yalnızca açıklandığı günün maliyetiyle değerlendiremeyiz.

Geçerli kaldığı dönemde girdilerin nasıl değiştiğine ve işletmenin bu değişimi nasıl karşıladığına da bakmalıyız.

Güncelleme beklentisinin işletme açısından karşılığı, bu süreçte kullanılan kaynakta ve üstlenilen finansman yükünde ortaya çıkar.

Fiyat aynı, üretimin giderleri değişiyor

Ulusal Süt Konseyinin 1 Mayıs 2026’dan itibaren geçerli tavsiye fiyatı, belirlenen yağ ve protein değerlerinde, süt desteği hariç net 24,30 TL/litredir.

Temmuz değerlendirmesinde bu fiyat korunmuştur. Çiğ süt tavsiye fiyatı sabit kalırken girdiler pahalandığında, aynı miktarda süt satışından elde edilen gelirle satın alınabilecek girdi miktarı azalır.

USK verilerine göre yüzde 19 ham proteinli süt yeminin kilogram fiyatı ocakta 16,34 TL iken mayısta 18,08 TL’ye, eylülde 20,07 TL’ye yükseldi.

Ocak–eylül dönemindeki artış yüzde 22,8’e ulaştı.

Çiğ süt tavsiye fiyatının değişmediği mayıs–eylül döneminde ise süt yemi yüzde 11 pahalandı.

Böylece üreticinin aynı miktarda süt yemi için ayırması gereken para arttı.

Üretimin gideri bununla sınırlı değildir.

Silaj, yonca ve samanın yanında işçilik, enerji, veteriner sağlık hizmetleri, tohumlama, bakım ve finansman giderleri de karşılanır.

Kendi kaba yemini üreten işletmede tohum, gübre, sulama, hasat ve depolama maliyetleri vardır.

Nitekim USK’nin eylül modelinde kaba ve karma yemleri kapsayan yem giderlerinin toplam içindeki payı yüzde 60,44, diğer giderlerin payı yüzde 39,56’dır.

Dolayısıyla fiyat değerlendirmesi üretimin bütün giderlerini kapsamalıdır.

Süt yemindeki değişim önemli bir göstergedir; ancak toplam maliyetin nasıl değiştiği, her giderin ağırlığı ve fiyat hareketi birlikte izlenerek anlaşılır.

Aynı fiyat, birbirine zıt iki maliyet tablosu

USK’nin eylül ayı maliyet hesabı 23,18 TL/litre, TÜSEDAD’ın sıcak çiğ süt maliyet hesabı ise 29,34 TL/litredir.

Buna göre 24,30 TL’lik tavsiye fiyatı, USK hesabında maliyetin 1,12 TL üzerinde kalırken TÜSEDAD hesabında 5,04 TL altında kalıyor.

Aynı fiyat, USK’nin maliyet hesabına göre üretim maliyetini karşılıyor; TÜSEDAD’ın maliyet hesabına göre ise litre başına 5,04 TL zarar anlamına geliyor.

Bu ayrışmanın arkasında farklı işletme ve sürü kabulleri bulunuyor.

USK’nin yayımladığı hesap, günlük 20 litre süt veren ineğin rasyonu ve diğer giderlerinden buzağı gelirinin düşülmesine dayanıyor.

TÜSEDAD ise günlük 30 litre verimli, 100 baş sağmal kapasiteli işletmede kuru dönemdeki inekleri, buzağıları ve genç hayvanları da ayrı rasyonlarla hesaplıyor; sürünün yenilenmesi için yetiştirilen dişilerle hayvan satışlarını birlikte ele alıyor.

Ayrıca USK devlet desteklerini hesaba katmazken TÜSEDAD süt ve buzağı desteklerini gelir olarak dikkate alıyor.

Dolayısıyla iki rakam, aynı üretim yapısına uygulanmış farklı fiyatlardan değil, sürünün gider ve gelirlerini farklı biçimde hesaplayan modellerden çıkıyor.

Bu karşılaştırmanın amacı bir hesabı doğru, diğerini yanlış ilan etmek değildir. Fiyat kararında hangi işletmenin koşullarının esas alındığını görünür kılmaktır.

Çünkü maliyetini karşılayan işletmenin fiyat güncellemesini bekleme gücüyle, her litre sütte zarar eden işletmenin dayanma gücü aynı değildir.

Üreticinin ne kadar süre bekleyebileceğini değerlendirmek, önce bu farkı ortaya koymayı gerektirir.

Üretim hangi kaynakla sürüyor?

İşletmelerin üretim koşulları kadar finansman ihtiyaçları da farklıdır. Yeni yatırım için kullanılan kredi, süt bedelinin tahsiline kadar geçen süreyi karşılayan finansman ve faaliyet zararını kapatmak için alınan borç aynı şekilde değerlendirilemez.

Bu nedenle borcun varlığı, tek başına çiğ süt tavsiye fiyatının yeterli veya yetersiz olduğunun kanıtı değildir.

Asıl bakılması gereken, borcun hangi ihtiyaç için kullanıldığı ve hangi gelirle geri ödeneceğidir.

Üretimden elde edilen gelir maliyetleri karşılamıyorsa, açığı krediyle kapatmak gelir–maliyet dengesini düzeltmez; geri ödeme yükünü sonraki döneme taşır.

Girdilerin pahalanması, tahsilat süresinin uzaması ve destek ödemelerinin gecikmesi ise aynı üretim için bağlanması gereken kaynağı artırır.

Bu ihtiyaç vadeli alım veya krediyle karşılandığında fiyat farkı ve faiz gideri doğar. Üretici, girdinin yanında o girdiyi zamanında temin etmenin maliyetini de üstlenir.

Fiyatın üretime etkisini değerlendirirken yalnızca pazara ulaşan süt miktarına bakmak bu nedenle yeterli değildir.

Üretimin hangi gelir, birikim ve borç yapısıyla sürdürüldüğü de izlenmelidir.

Aksi hâlde mali dayanıklılığı zayıflayan işletmenin üretime devam etmesi, mevcut koşulların yeterli olduğu şeklinde yorumlanır.

Karar takvimi ve finansman araçları birlikte kurulmalı

Tüketicinin satın alma gücü, süt ürünlerine talep ve işleme sanayisinin maliyetleri gözetilmelidir. Aynı değerlendirmede üreticinin bekleme döneminde üstlendiği yük de yer almalıdır.

Bu dengeyi kurmak için fiyat kararının verisi, takvimi ve tamamlayıcı araçları açık olmalıdır.

İlk önerim, fiyatın üç ayda bir zorunlu olarak değerlendirilmesi ve toplantı tarihlerinin yıl başında ilan edilmesidir.

Değerlendirme otomatik artış anlamına gelmemeli; fiyatın değiştirilmesi veya korunması, dayanaklarıyla birlikte açıklanmalıdır. Böylece yetiştirici, alıcı ve işleyici karar sürecinin ne zaman işleyeceğini bilir.

İkinci olarak yem, işçilik, enerji ve diğer giderleri kapsayan, ağırlıkları ve hesaplama yöntemi açık bir maliyet göstergesi aylık yayımlanmalıdır.

Farklı işletme modelleri bu ortak yöntem içinde izlenmelidir. Gösterge, tarafların önceden belirleyeceği değişim eşiğini aştığında üç aylık süre beklenmeden fiyat değerlendirmesi yapılmalıdır.

Üçüncü olarak, hak sahipliği ve kayıtlı süt satışı doğrulanabilen üreticiler için dönem sonunda mahsuplaşılacak destek avansı modeli geliştirilmelidir.

Böyle bir araç, destek alacağı bulunan yetiştiricinin geçici nakit ihtiyacını azaltır. Ancak sürekli faaliyet zararının çözümü olarak görülmemelidir.

Çiğ süt tavsiye fiyatı beklenirken kullanılan birikim ve üstlenilen finansman gideri, yeni fiyat açıklandığında kendiliğinden yerine gelmez.

Bu yüzden hedef yalnızca yeni bir rakam ilan etmek değil, yetiştiricinin sonraki üretim dönemine hangi mali koşullarla girdiğini de gözetmektir.

Çiğ süt tavsiye fiyatı, yetiştiricilerin farklı maliyet ve finansman koşulları dikkate alınarak, üretimin devamlılığını riske atacak gecikmelere bırakılmadan ivedilikle güncellenmelidir.

Bu güncelleme, açık bir maliyet hesabına dayanmalı; düzenli işleyen bir değerlendirme takvimi ve zamanında yapılan destek ödemeleriyle üreticinin önünü görmesi sağlanmalıdır.