Hayvancılığın hesabı bazen üç kalemle anlatılır: Yem, mazot ve karkas fiyatı.

Ama o üç kalemin arkasında sabahın karanlığında başlayan mesai, bayramı olmayan bir çalışma düzeni, ahırda geçen bir ömür vardır.

Bir üreticinin arayarak benimle paylaştığı ocak ve ekim ayı fiyatlarını yan yana koyalım:

Ocak 2026’da dana karkas kesim fiyatı 585 lira. Ekim ayında yine 585 lira.

Aynı dönemde yem fiyatı 680 liradan 950 liraya, mazotun litresi 58 liradan 98 liraya çıkmış.

Ben yazıyı yazarken yeme bir zam daha geleceği konuşuluyordu.

Belki siz bu yazıyı okurken yeme bir zam daha gelmiş olabilir.

Yemde yaklaşık yüzde 40, mazotta yaklaşık yüzde 69 artış var.

Üreticinin satış fiyatındaki artış ise sıfır!

Üstelik bu hesapta veteriner hizmeti, ilaç, elektrik, su, işçilik, nakliye ve kredi faizi yok.

Hayvanın ahıra giriş maliyeti de yok.

Şimdi soruyorum: Üretici bu yükü hangi gelirle taşıyacak?

Yemciye bugünün fiyatından ödeme yapıp hayvanını aylar öncesinin fiyatından satan insan, üretime nasıl devam edecek?

Hayvancılıkta gideri erteleyemezsiniz.

Hayvanın önüne “Piyasa düzelince yem veririm.” diyemezsiniz.

Suyunu, bakımını, tedavisini bekletemezsiniz.

Her gün masraf yazılır; gelir ise satış gününe bağlıdır.

O gün geldiğinde de üretici çoğu zaman fiyatı belirleyen değil, önüne konulan fiyatı kabul etmek zorunda kalan taraftır.

Çünkü borcun vadesi gelmiştir. Yem alınacaktır. Ahırın gideri karşılanacaktır.

Üreticinin çaresizliği, pazarlık gücünü de elinden alır.

Ben tarımı yalnızca rakamlardan tanımıyorum.

Yem hazırlamanın, hayvan bakmanın, sağım yapmanın, harmanda çalışmanın ne demek olduğunu biliyorum.

Bu yüzden maliyet tablosuna baktığımda yalnızca para görmüyorum.

Bir ailenin geçimini, bir gencin köyde kalma umudunu, yılların emeğini görüyorum.

Hesap sürekli zarar yazıyorsa, bir süre sonra o ahırda hayvan sayısı azalır.

Üretici borcunu kapatmak için hayvanını satar.

Yeniden alacak gücü bulamadığında da üretimden çekilir.

Boşalan ahırı yeniden doldurmak, kapanan işletmeyi yeniden ayağa kaldırmak kolay değildir.

Kaybedilen yalnızca hayvan varlığı olmaz. Yetiştiricilik bilgisi, aile emeği ve üretime duyulan güven de kaybolur.

Tüketicinin uygun fiyatla ete ulaşması elbette gereklidir.

Ancak bunun yükünü üreticiye zarar ettirerek taşıtamazsınız.

Üretimin devamını güvenceye almayan bir ucuzluk politikası, yarının arz sorununu büyütür.

Çözüm, maliyetin nerede ve neden arttığına bakmaktan geçiyor.

Yem bitkileri üretimi güçlendirilmeli, mera alanları korunmalı ve ıslah edilmelidir.

Üreticinin yem ve enerji giderlerini hafifletecek destekler zamanında verilmelidir.

Destek miktarları belirlenirken sahadaki gerçek maliyetler esas alınmalıdır.

Karkas fiyatının oluşumunda üreticinin söz hakkı artırılmalı; üreticiyle tüketici arasındaki fiyat farkı ve aracılık maliyetleri şeffaf biçimde izlenmelidir.

Hayvancılıkla geçinen aile, önündeki dönemin hesabını yapabilmelidir.

Üretici ne kazanacağını bilmese bile en azından emeğinin karşılığını alabileceğine güvenmelidir.

Bugün yeme gelen her zam, mazota eklenen her lira, değişmeyen karkas fiyatıyla birlikte üreticinin omzuna yeni bir yük koyuyor.

Bu yükü görmezden gelerek hayvancılığı ayakta tutamayız.

Yeme zam var.

Mazota zam var.

Üreticinin emeğinin karşılığı ise yerinde sayıyor.

Oysa sofradaki etin geleceği, bugün ahırdaki hayvanına yem verebilen üreticiye bağlıdır.