Türkiye’de tarımın en önemli meselelerinden biri yalnızca girdi maliyetleri, ürün fiyatları ya da pazarlama sorunu değildir.
Belki de hepsinden daha önemli bir sorunla karşı karşıyayız:
Çiftçimiz yaşlanıyor, köylerimiz yaşlanıyor.
Bugün birçok köyümüzde üretimin yükünü 58-60 yaşına gelmiş insanlar taşıyor. Tarlada çalışan, hayvanın başında bekleyen, sabahın ilk ışıklarıyla ahıra giren insanların yaşı her geçen yıl yükseliyor.
Bu nedenle tarımla uğraşan her genci gördüğümde umutlanıyorum.
Çünkü mesele yalnızca bir gencin çiftçilik yapması değildir. Mesele; o köyün yarın da yaşayabilmesi, o tarlanın yarın da ekilebilmesi, o ahırın ışığının yarın da yanabilmesidir.
6 Ağustos Perşembe günü TÜME Vakfı – Tarım Teknolojileri Kümelenmesi tarafından hazırlanan bir programa katıldık.
Programa TÜME Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Karagöz, Milli Savunma Üniversitesi Rektörü hemşehrimiz Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Tarım ve Orman Bakanlığımızdan genel müdür seviyesinde yöneticiler, İl Tarım ve Orman Müdürümüz Ömer Cebeci, ilçe tarım müdürleri, Arıcılar Birliği Genel Başkanı Ali Demir ve Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Turan Saldırıcıer’de katıldı.
Ancak benim açımdan programın en değerli konukları salonu dolduran genç çiftçilerdi.
Tokat Genç Çiftçi Akademisi’ne kayıtlı, gerçekten tarımla ve hayvancılıkla uğraşan gençler…
Kimi hayvan yetiştiriyor, kimi tarla bitkileriyle, kimi bahçecilikle uğraşıyor. Ellerinde cep telefonu olduğu kadar nasır, zihinlerinde teknoloji olduğu kadar toprak bilgisi olan gençlerden söz ediyoruz.
İşte Türkiye’nin ihtiyacı olan gençlik tam da budur.
GENÇ ÇİFTÇİ AKADEMİSİ ÇOK KIYMETLİ BİR ADIM
Tokat İl Tarım ve Orman Müdürlüğümüz tarafından başlatılan Genç Çiftçi Akademisi’ni ilk günden beri önemsiyorum.
18-40 yaş arasındaki genç çiftçileri ve çiftçi adaylarını kapsayan program; eğitimden girişimciliğe, hibe ve kredi desteklerinden mesleki eğitimlere, teknik gezilerden proje geliştirmeye kadar geniş bir alanı kapsıyor.
Ama bence bu projenin en önemli tarafı başka:
Gence, “Sen tarımın geleceğinde varsın” deniliyor.
Uzun yıllardır gençlere farkında olarak ya da olmayarak başka bir şey söyledik:
“Okuyun, köyden kurtulun.”
Köyden gitmeyi başarı, köyde kalmayı başarısızlık gibi gösterdik.
Sonra ne oldu?
Köyler boşaldı.
Tarlalar sahipsiz kaldı.
Hayvancılık yapacak insan bulamaz hâle geldik.
Şehirlerde milyonlarca genç iş ararken köylerde üretimi devam ettirecek genç nüfus azaldı.
Şimdi bu anlayışı tersine çevirmemiz gerekiyor.
Gence;
“Köyde kal ama babanın yaptığı tarımı aynen tekrar et” değil,
“Oku, Köyünde kal, dünyadaki en ileri teknolojiyi kullanarak üret” demeliyiz.
Aradaki fark çok büyüktür.
İL TARIM MÜDÜRLÜĞÜNDE GENÇ BİR BAKIŞ
Burada hakkı teslim etmek gerekir.
Geçmiş dönemlerde görev yapan İl Tarım ve Orman Müdürlerimiz de Tokat tarımı için ellerinden gelen gayreti göstermişlerdir. Tarım gibi uzun soluklu alanlarda kurumsal devamlılık son derece önemlidir.
Bugün ise İl Tarım ve Orman Müdürümüz Ömer Cebeci’nin gençliğiyle birlikte kurumun çalışmalarının dilinin, hedef kitlesinin ve sahadaki hareketliliğinin de gençleştiğini görüyoruz.
Genç Çiftçi Akademisi bunun en güzel örneklerinden biridir.
Genç bir yöneticinin genç çiftçilerle aynı dili konuşabilmesi, onların sorunlarını dinlemesi ve onları farklı kurumlarla buluşturması önemlidir.
Asıl başarı ise bu programın birkaç toplantıyla sınırlı kalmayıp yıllarca devam eden kurumsal bir modele dönüşmesi olacaktır.
Tokat bunu başarabilirse Türkiye’ye örnek olabilir.
ARTIK TARIMIN YENİ BİR ALFABESİ VAR
TÜME Vakfı’nın çalışmalarını bu nedenle ayrıca önemsiyorum.
Çünkü dünyada tarım hızla değişiyor.
Artık çiftçilik yalnızca traktör kullanmak, tohumu toprağa atmak veya hayvana yem vermek değildir.
Sensörler var.
Uydu teknolojileri var.
Drone var.
Akıllı sulama var.
Otonom tarım makineleri var.
Hayvanların sağlık ve verim durumunu takip eden sistemler var.
Toprağın neminden bitkinin hastalığına kadar çok sayıda veriyi analiz eden yapay zekâ uygulamaları var.
Bugünün genç çiftçisine yalnızca “Nasıl üretirsin?” sorusunun cevabını öğretmek yetmez.
“Veriyi nasıl kullanırsın, teknolojiyi nasıl üretime dönüştürürsün, aynı ürünü daha az suyla, daha az enerjiyle ve daha yüksek verimle nasıl yetiştirirsin?” sorularının cevabını da öğretmek zorundayız.
Bu nedenle TÜME Vakfı'nın genç üreticileri yapay zeka destekli ve otonom teknolojilerle buluşturma yaklaşımını çok değerli buluyorum.
Üstelik gençlere eğitim verilmesi, bunun için ücret talep edilmemesi, üniversitelerle iş birliği yapılması ve tarımın akademi, teknoloji ve üretim dünyasıyla birlikte ele alınması son derece önemli.
Tarımın geleceği zaten bu üç dünyanın birleştiği yerde kurulacaktır:
Üretici, bilim ve teknoloji.
40 BİN GENÇ BİR RAKAMDAN FAZLASIDIR
TÜME Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Karagöz'ün ortaya koyduğu 40 bin genç üretici hedefini de bu nedenle önemsiyorum.
Dilerim bu hedef gerçekleşir.
Hatta 40 binle de sınırlı kalmaz.
Çünkü tarıma kazandırılan her genç yalnızca bir kişiden ibaret değildir.
Bir genç çiftçi demek;
bir ailenin köyde kalması,
bir tarlanın üretimde tutulması,
bir işletmenin devam etmesi,
bir köy okulunun kapanmaması,
bir esnafın müşterisini kaybetmemesi,
bir ülkenin kendi gıdasını üretmeye devam etmesi demektir.
Ancak burada bir gerçeği de unutmamalıyız:
Genci eğitip sonra yalnız bırakamayız.
Genç çiftçinin bilgi kadar uygun finansmana, toprağa erişime, sosyal güvenceye, pazara ve ürettiği üründen para kazanabileceği bir fiyat politikasına da ihtiyacı vardır.
Genç çiftçiye dünyanın en gelişmiş teknolojisini anlattıktan sonra ürettiği süt maliyetinin altında satılıyorsa, hayvanını kestiriyorsa ya da tarlasından kazandığı para borcunu ödemeye yetmiyorsa onu köyde tutamayız.
Bu nedenle Genç Çiftçi Akademisi ile başlayan sürecin arkasına finansman, teknoloji, yatırım, pazarlama ve sosyal güvence politikalarının da konulması gerekir.
O zaman bu çalışmalar gerçek anlamda meyvesini verir.
GIDA GÜVENLİĞİ ARTIK MİLLÎ GÜVENLİK MESELESİDİR
Dünyada savaşların, iklim krizinin, kuraklığın ve küresel tedarik sorunlarının arttığı bir çağdayız.
Böyle bir dünyada bir ülkenin en büyük güvencelerinden biri kendi insanını doyurabilmesidir.
Para bulabilirsiniz.
Teknoloji satın alabilirsiniz.
Ama kriz zamanında satın alacak buğday, et, süt veya ayçiçeği bulamayabilirsiniz.
Bu nedenle tarım artık yalnızca ekonomik bir sektör değildir.
Tarım bir millî güvenlik meselesidir.
Gıda arz güvenliğimizin teminatı ise toprağımız kadar o toprağı işleyecek insanımızdır.
İşte bu nedenle Tokat’ta yan yana oturan genç çiftçileri yalnızca bir eğitim programının katılımcıları olarak görmemek gerekir.
Ben o alanda Türkiye’nin yarınlarını gördüm.
Bir tarafta yüzyılların üretim kültürü…
Diğer tarafta yapay zekâ ve yeni nesil tarım teknolojileri…
Bu ikisini gençlerin ellerinde birleştirebilirsek Türk tarımının geleceğinden umutlu olabiliriz.
Tokat Genç Çiftçi Akademisi’nde emeği bulunan başta İl Tarım ve Orman Müdürümüz Ömer Cebeci olmak üzere tüm çalışanlara; gençleri teknolojiyle buluşturma çabasından dolayı TÜME Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Karagöz’e ve ekibine, programa katkı sunan tüm kurumlarımıza teşekkür ediyorum.
En büyük teşekkür ise toprağa küsmeyen gençlerimize…
Dilerim verilen eğitimler yatırıma, yatırımlar üretime, üretim berekete dönüşür.
Dilerim 40 bin genç hedefi gerçekleşir ve ardından yüz binleri konuşuruz.
Çünkü bizim yalnızca genç çiftçiye değil;
genç çiftçinin enerjisine, çiftçinin tecrübesine, bilimin aklına ve teknolojinin gücüne ihtiyacımız var.
Bunları aynı tarlada buluşturabilirsek;
köylerimizin yarınını,
tarımımızın geleceğini
ve milletimizin gıda arz güvenliğini de güvence altına alabiliriz.
Toprağın geleceği, onu işleyecek gençlerin ellerindedir.