Çiftçinin önünü göremediği bir yerde ülkenin gıda geleceği de güvence altında değildir.

Çiftçi bankaya borcunu bir gün geciktirse faiz işler. Gübreyi, yemi, tohumu veresiye alsa ödeme günü kapıya dayanır. Üreticiden bütün yükümlülüklerini zamanında yerine getirmesi beklenir.

Peki, devletin çiftçiye karşı yükümlülüğü ne olacak?

2006 yılında çıkarılan 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesi açıkça söylüyor:

“Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz.”

Burada dikkat edilmesi gereken ifade, “az olamaz”dır.

Kanun, tarımsal desteklere bir alt sınır koyuyor. Üretimin devamlılığını, bütçeyi hazırlayanların o yılki tercihine bırakmayan bir güvence getiriyor.

Ancak 2026 bütçesindeki tabloya baktığımızda bu güvenceyle ayrılan destek arasında büyük bir mesafe görüyoruz.

2026 bütçesi hazırlanırken esas alınan gayrisafi yurt içi hasıla tahmini 77,257 trilyon lira. Bu büyüklüğün yüzde biri yaklaşık 772,6 milyar lira ediyor. Tarımsal destek programlarına ayrılan ödenek ise yaklaşık 168 milyar lira.

Bu karşılaştırmayla aradaki fark yaklaşık 604,6 milyar liraya ulaşıyor. Kanundaki ölçütün gayrisafi millî hasıla olduğunu da belirterek soralım: Hükümet, kendi kullandığı hesaplama tabanını ve yüzde birlik sınırı hangi kalemlerle karşıladığını neden açıkça ortaya koymuyor?

Bu fark, üreticinin bütçeden alamadığı desteğin büyüklüğünü gösteriyor. “Çiftçinin alacağı” dediğimiz meselenin temelinde de bu hesap ve yerine getirilmesini beklediğimiz kamusal sorumluluk bulunuyor.

Öte yandan üreticinin bankaya borcu büyüyor.

Niğde Milletvekili Sn Ömer Fethi Gürer’in BDDK verilerine dayanarak Meclise sunduğu soru önergesine göre, tarım sektörünün bankalara kredi borcu Temmuz 2006’da yaklaşık 6,5 milyar lirayken Temmuz 2026’da 1 trilyon 492 milyar liraya yükselmiş.

Yirmi yılda nominal olarak yaklaşık 230 katına çıkan bir borçtan söz ediyoruz. Bu karşılaştırmanın enflasyondan arındırılmadığını belirtelim; yine de bugünkü borç büyüklüğü, tarımın finansman sorununu açıkça tartışmayı gerektiriyor.

Ben üretimin içinden gelen bir insanım.

Çiftçi ekim yapmadan önce mazotun, gübrenin, tohumun parasını bulmak zorunda. Hayvancılık yapan üretici, süt parasını beklerken hayvanına yem vermeyi erteleyemiyor. Hasat zamanı geldiğinde ise elde ettiği gelirin ne kadarının kendisine kalacağını hesaplıyor.

Destek yetersiz kaldığında aradaki boşluk çoğu zaman borçla dolduruluyor. Böylece gelecek hasadın geliri, daha ürün toprağa düşmeden harcanmış oluyor.

İktidara sorum şu: Desteğin miktarını neye göre belirliyorsunuz?

Üretim maliyetine göre mi?

Çiftçinin gelir kaybına göre mi? Ülkenin hangi ürüne ne kadar ihtiyaç duyduğuna göre mi? Yoksa önce bütçeye bir tutar yazıp ardından üreticiden o tutarla yetinmesini mi bekliyorsunuz?

Hükümet, 2026 için tarıma ayrılan toplam kaynağı 938 milyar lira olarak açıklıyor. Ancak aynı açıklamada tarımsal destek programları, yatırımlar, kredi destekleri, KİT ve ihracat destekleri ile vergi harcamaları ayrı ayrı sıralanıyor. Dolayısıyla toplam tarım kaynağını söylemek, üreticiye ayrılan destek ödeneğinin yeterliliği sorusunu tek başına cevaplamıyor.

Sulama yatırımı elbette gereklidir. Krediye erişim de önemlidir. Fakat üreticinin bugün tarlasına gübre atabilmesi, hayvanına yem alabilmesi ve emeğinin karşılığını kazanabilmesi için zamanında, yeterli ve öngörülebilir desteğe ihtiyacı vardır.

Yapılması gereken bellidir: Yüzde birlik sınırın hesabı kamuoyuna açıklanmalı, destek kapsamındaki kalemler şeffaf biçimde gösterilmeli ve eksik kaynak bütçede tamamlanmalıdır. Ürün bazındaki destekler gerçek maliyetlere dayanmalı, ödeme takvimi çiftçi üretime başlamadan ilan edilmelidir.

Çünkü çiftçinin önünü göremediği bir yerde ülkenin gıda geleceği de güvence altında değildir. Üretici zarar ettiğinde bunun bedelini yalnız köyde yaşayanlar ödemez; şehirde alışveriş yapan herkes öder.

Bankalar çiftçinin borcunu kuruşu kuruşuna takip ediyor.

İktidar da çiftçiye karşı sorumluluğunu aynı titizlikle yerine getirmelidir. Kendi çıkardığınız kanunun gereğini yapın; üreticinin hakkını bütçede teslim edin.