Şeker sektöründe uzun bir süredir ciddi sorunlar yaşanıyor.

Ülkenin ihtiyacı olmadığı halde 2022 yılında yapılan 400 bin ton şeker ithalatıyla başlayan süreçte sorunlar giderek büyüdü.

Ancak çiftçi bugüne kadar bu sorunları doğrudan hissetmiyordu.

Ta ki önceki gün açıklanan pancar alım fiyatına kadar…

Şeker sektöründe yaşananları olduğu gibi aktararak kamuoyunu bilgilendirmeye çalışıyoruz.

Maalesef bugüne kadar yazdıklarımızın, yaptığımız uyarıların bir karşılığı olmadı.

Sistem öyle bir tıkanmış ki sorunlara müdahale edilmesi gerekirken bunlar görmezden gelindi, sektörle ilgili sürekli tozpembe tablolar ortaya kondu.

Oysa rakamlar hiç de öyle söylemiyor.

Şeker stokları neden eritilemiyor?

Şeker pancarı kotalı bir üretim. Yani ülkenin şeker ihtiyacı dikkate alınarak üretim planlanıyor. Buna rağmen son üç yıldır ortalama 500 bin ton şeker stokta kalıyor ve bir sonraki kampanya dönemine devrediyor.

Stok sorununun bir gün gelip hem fabrikaların şeker satış fiyatlarını hem de pancar alım fiyatlarını vuracağı belliydi.

Ancak nedense çözüm için ciddi bir adım atılmadı.

Peki diyeceksiniz, ülkenin ihtiyacı kadar pancar üretiliyorsa bu stok nereden oluşuyor?

Öncelikle 2022 yılında alınan yanlış ithalat kararı. Ancak bundan daha önemlisi nişasta bazlı şekerlerin üretim ve pazarlamasındaki denetim sorunları ile son yıllarda gıdada kullanımı artan yüksek yoğunluklu tatlandırıcı ithalatı.

Bunlar, kotalı üretim yapan pancar çiftçisi açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Geçtiğimiz ay nişasta bazlı şekerle ilgili kapsamlı bir operasyon yapıldı. Ancak operasyonda kimlerin ne yaptığı, hangi usulsüzlüklerin tespit edildiği ve bunlarla ilgili nasıl bir işlem başlatıldığı konusunda kamuoyuna yeterli açıklama yapılmadı.

Şeker piyasasında büyüyen sorunlara karşı ciddi bir müdahale yapılacağını umut ederken, mevcut tabloyla yine hayal kırıklığı yaşıyoruz.

Şeker piyasasında iki firmanın hakimiyeti!

Şeker piyasasındaki dengeleri bozan en önemli sorunlardan biri de al-satçı diye tabir edilen Remzi Çakar ve İşmen Gıda'nın piyasada kurduğu hakimiyet.

Bu konuyla ilgili günlerdir haber yapıyoruz. Haberlerimizin her biri ilgili kurumların incelemesini gerektirecek bilgiler içeriyor. Ancak ne Ticaret Bakanlığından ne Tarım ve Orman Bakanlığından ne de Rekabet Kurumundan kamuoyuna yansıyan somut bir adım var.

İlgili kurumların bu sessizliği karşısında, sanki biz bu iki firmayı takıntı haline getirmişiz gibi bir görüntü ortaya çıkıyor.

Oysa mesele çok açık.

Düşünün, pancarı çiftçi ekiyor, fabrikalar şekeri üretiyor ama piyasada şekerin fiyatının belirlenmesinde bu iki al-satçı firma belirleyici oluyor.

Bugün satışa konu olan şekerin yüzde 50'sinden fazlası bu iki firmanın elinden geçiyor.

Ya sadece bu oran bile Rekabet Kurumunun hemen bir inceleme başlatmasını gerektirmez mi?

Ama nafile!

Aynı fon krizinde olduğu gibi, devletin ilgili kurumları göz önünde yaşanan ve kamunun, şeker sanayisinin, çiftçinin ve tüketicinin aleyhine sonuçlar doğurabilecek bu piyasa yoğunlaşmasına karşı sessiz kalabiliyor.

TÜRKŞEKER'in iki firmaya yaptığı 100 bin tonluk kıyak satış!

Diğer tarafta çok daha vahim bir konu var.

Bir kamu kurumu olan TÜRKŞEKER'in Mayıs ayında bu iki firmaya, satış fiyatının altında, kamuya açık bir duyuru ve ilana çıkmadan 100 bin ton şeker satması…

Bu satış nedeniyle kamu 600 milyon lira zarara uğratıldı.

Peki ne oldu?

Tarım ve Orman Bakanlığının denetim biriminin inceleme yapmasını bir kenara bırakıyorum. Çünkü TÜRKŞEKER Genel Müdürü, Bakan İbrahim Yumaklı'ya yakınlığıyla bilinen bir bürokrat.

Ama devletin başka bir denetim biriminin veya bir savcının bu satışla neden ilgilenmediğini anlamış değilim.

Ortada kamu kaynağının iki firmaya avantaj sağlayacak şekilde kullanıldığını belgelerle ortaya koyduk. Buna rağmen kamuoyuna yansıyan bir inceleme dahi yapılmadı.

Genel Müdür de görevine devam ediyor.

Ha, çıkıp bu satışla ilgili bir açıklama yapsalar onu da anlayacağım.

Ama kamuoyunu bilgilendirme gereği bile duymadılar.

Genel Müdür, satışın yönetim kurulu kararıyla yapıldığını söyleyerek kendisini savunuyormuş!

İyi, tamam. Yönetim kurulu kararıyla satıldıysa satıldı.

Peki kamuyu 600 milyon lira zarara uğratan bu satışın gerekçesi neydi?

Hangi kamu yararı gözetildi?

Neden bu iki firma tercih edildi?

Çıkın bunları açıklayın, biz de bilelim.

Cumhurbaşkanlığının adı neden bu satışa karıştırılıyor?

İşin acı tarafı, beni asıl rahatsız eden konu da bu iki firmaya yapılan tartışmalı satışı masumlaştırmak için dile getirilen, “Ya yukarının talimatı olmasa genel müdür bunu yapamaz” şeklindeki savunmalar.

Bu o kadar tehlikeli bir savunma ki…

Bir genel müdürün yaptığı tartışmalı satışın sorumluluğunu, Cumhurbaşkanlığının arkasına siper ederek ortadan kaldırmaya çalışmak nasıl bir anlayıştır?

İki firmaya yapılan satışın pancar fiyatıyla ne ilgisi var?

Şimdi diyeceksiniz ki iki firmaya yapılan ve 600 milyon liralık kamu zararı hesabıyla gündeme gelen şeker satışının pancar fiyatıyla ne alakası var?

Öyle bir alakası var ki…

Kamu kaynaklarıyla bu iki firmaya avantaj sağlıyorsunuz. Bu firmalar zamanla piyasada daha güçlü bir konuma geliyor ve sonunda şeker fiyatlarının oluşumunda belirleyici hale geliyor.

Bugün Türkiye şeker üretiminin yaklaşık yüzde 70'ini gerçekleştiren TÜRKŞEKER, Kayseri Şeker ve Konya Şeker'in ürettikleri şekeri kimlere sattığına bakılsın. Sadece bu üç kuruluşun satış kayıtları incelense ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak.

Ha, burada bu üç kuruluşun yönetimlerinin anlaşarak iki firmaya şeker sattıklarını söylemiyorum.

Yanlış anlaşılmasın.

Anlatmak istediğim başka bir şey.

Piyasada öyle bir yapı oluşmuş ki fabrikalar bu iki firmaya şeker satmak istemeseler bile başka alıcılara satış yapamazlar.

Diyelim ki fabrikasınız, şeker satacaksınız. İki firmayla masaya oturdunuz ama fiyatta anlaşamadınız.

Normal şartlarda “Kardeşim, bu fiyata şeker satmıyoruz” der, başka alıcıya yönelirsiniz.

Ama mevcut piyasa yapısında maalesef bu o kadar kolay değil.

Çünkü siz başka alıcı ararken karşınıza, elindeki şekeri sizin teklif ettiğiniz fiyatın altında satabilen yine aynı iki firma çıkıyor.

Düşünebiliyor musunuz?

Şekeri üreten fabrika, kendi ürettiği şekeri satmaya çalışırken karşısında daha düşük fiyatla satış yapan al-satçı firmaları buluyor.

İşte üzerinde durduğumuz asıl sorun bu.

Şeker fiyatlarının bu iki firmanın satış politikalarından güçlü biçimde etkilendiği bir piyasada, fabrikaların üretim maliyetlerini karşılayacak fiyatlara ulaşması da zorlaşıyor.

Fabrikalar şekeri yeterli fiyatla satamadığında bunun etkisi dönüp dolaşıp pancar alım fiyatına yansıyor.

Bugüne kadar şeker piyasasında yaşanan sorunlar çiftçiye doğrudan dokunmuyordu. Ancak sorunlar büyüyüp biriktiği için artık bunun fatura çiftçiye de çıkmaya başladı.

Pancar fiyatında iyileştirme yapılacak mı?

Peki bundan sonra ne olacak?

Görünen o ki kota tamamlama primiyle birlikte 3.720 TL/ton olarak açıklanan pancar alım fiyatında bir miktar iyileştirme yapılacak.

Çünkü sahada çiftçinin büyük bir tepkisi var. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da üreticilerin bu tepkisine duyarsız kalacağını düşünmüyorum.

Ancak mesele sadece pancar fiyatına yapılacak bir iyileştirme değil.

Bugün fiyatı biraz artırabilirsiniz. Çiftçinin tepkisini de bir ölçüde hafifletebilirsiniz.

Peki ya gelecek yıl?

Mevcut 500 bin tonluk şeker stoku eritilmezse, şeker fiyatları fabrikaların maliyetlerini karşılayabilecek 45-50 TL bandına ulaşmazsa, piyasada iki al-satçı firmanın kurduğu hakimiyet kırılmazsa, nişasta bazlı şekerde ciddi bir denetim mekanizması oluşturulmazsa ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcı ithalatıyla ilgili gerekli düzenlemeler yapılmazsa, inanın şeker sektörünü bugünkünden çok daha ağır sorunlar bekliyor.

Görünen köy kılavuz istemez.

Bakalım önümüzdeki günlerde bu sorunların çözümü için somut bir adım atılacak mı, yoksa bugüne kadar olduğu gibi devletin ilgili kurumları yaşananları sadece seyretmekle mi yetinecek?