Zamanında denetim görevini yapmayan, koltuğunu korumak uğruna uyarılara kulak asmayan yetkililer yüzünden bu ülke milyonlarca dolarlık fon dolandırıcılıkları ile sarsıldı. İhmaller görmezden gelindi, denetimler sümen altı edildi; bedelini ise milletçe ödüyoruz.
İnsan ister istemez düşünüyor: Yaşananlardan hiç mi ders alınmaz?
Kalpler bu kadar mı karardı, vicdanlar bu kadar mı köreldi?
Bakın, 3 gün önce gündeme getirdiğimiz, Türkiye’nin hayvancılık ve genetik geleceğini doğrudan ilgilendiren vahim bir skandalı konuşuyoruz. Türkiye'nin tek devlet sperma üretimi yapan, milli hayvancılığın genetik kalesi konumundaki Lalahan Uluslararası Hayvancılık Araştırma ve Eğitim Merkezi’nde biyogüvenlik protokolleri adeta çöpe atıldı.
Tesiste kapı gibi karantina alanı hazır dururken; Şanlıurfa TİGEM’den getirilen 90 anaç hayvan, hiçbir karantina sürecine tabi tutulmadan doğrudan üretim sahasına sokuldu. Üstelik bu merkezden elde edilen spermalar Türkiye’nin 81 iline dağıtılıyor! Şap gibi rüzgarla bile km’lerce öteye bulaşabilen bir hastalığın riskine, devlet eliyle 81 ile yayma tehlikesine göz göre göre davetiye çıkardılar.
Peki neden yapıldı bu sorumsuzluk?
Cevap çok basit ve bir o kadar da acı!
Açılış şovu için!
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın katılımıyla gerçekleştirilen Genomik Test Merkezi açılışına törenlik dekor yetiştirmek uğruna koskoca devlet merkezinin biyogüvenlik kalkanı delindi.
İnanın ki, dünyanın herhangi bir normal, liyakatin işletildiği bir ülkede böyle bir skandal yaşansa, bırakın ilgili daire başkanını veya genel müdürü; o bakan o koltukta 24 saat bile oturtulmazdı!
Milli bir genetik merkezinin sağlığını, açılış törenindeki şatafata kurban eden bir zihniyet normal şartlarda derhal istifa eder ya da görevden el çektirilirdi.
Ama bizim memlekette ne yapıldı?
Kabine değişikliği söylentilerinin havada uçuştuğu, bakanların koltuk kaygısıyla "sorunsuz profil" çizmek için yarıştığı bir dönemde sayın Bakan İbrahim Yumaklı, hiçbir şey yaşanmamış gibi törene katıldı, kurdeleyi kesti ve o açılış karelerini sosyal medya hesaplarından gururla paylaştı.
Bakanlıktaki bu duyarsızlık ve "görüntüyü kurtarma" telaşı, doğal olarak aşağıya da cesaret verdi.
Sayın Bakan ihmalin hesabını sormayınca, kurumda görevli "Dr." unvanlı bir veteriner hekim memur kendini yetkili kılacak bir kalkanın arkasına sığınarak haberimizin ve sosyal medya paylaşımlarımızın altına trol üslubuyla saldırmaya kalktı.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 15. Maddesini çiğneyerek basına ve kamuoyuna yönelik hakaretvari ifadeler kullanan bu memur, haberimizi çürütmek adına akıllara ziyan bir savunma yaptı: "Gelen hayvanlar ari işletmeden geldi, sperma üretilen boğalar başka yerde" dedi.
Şimdi sormak lazım; Dr. unvanına sahip hem de ismi 'Uluslararası' ile başlayan bir enstitü de çalışan bir veteriner hekim; Bakanlık mevzuatında 'Hastalıktan Ari İşletme' belgesinin sadece Tüberküloz ve Brucella için verildiğini, Şap hastalığı için Trakya'nın haricinde Anadolu coğrafyasının şap hastalığına bulaşık olduğunu, arilik tanımı olmadığını bilmez mi?
Bal gibi bilir!
Bildiği halde kamuoyunu ve gazeteciyi "Ari işletmeden geldi" diyerek kandırmaya çalışmak, açıkça haberi manipüle etme ve skandalı perdeleme telaşıdır.
Yine aynı hekim, şap virüsünün hava yoluyla ve araç/personel temasıyla tesis içinde nasıl hızla yayılabileceğini göz ardı edip, Şanlıurfa'dan getirilen 90 anaç hayvanın konulduğu ahırla, boğaların bulunduğu ahır arasında 500 metre bile bir mesafe bulunmazken,"Boğalar başka yerde" diyerek biyogüvenlik bilimiyle de alay etmeye kalktı!
Daha da vahimi; mesleki ve teknik hiçbir tutar dalı kalmayınca konuyu siyasete çekip bize "Bu muhaliflik işini beceremediniz, sizi aparat olarak kullanıyorlar" diye yafta yapıştırmaya çalıştı.
İşin daha acı tarafını söyleyeyim...
Sosyal medyada ve haber yorumlarında "Yalan haber, en büyük skandal sizsiniz" diyerek bize parmak sallayanlar; arka planda haberin kaldırılması için girişimde bulunmazlar mı!
Eğer haberimiz yalansa, resmi ve hukuki kanallardan açıklamanızı yaparsınız; mahkemeye başvurursunuz!
Araya 'aracıları' katıp haberi sildirmeye çalışmak da neyin nesi?
Bu telaş, bu panik ve bu perde arkası pazarlık çabası; yaptığımız haberin ne kadar doğru, ne kadar isabetli ve hangi gerçeklerin canını yaktığının en somut kanıtıdır.
Buradan o memura, aracı sokanlara ve o zihniyete açıkça cevap vereyim...
Biz hiçbir siyasi partinin muhalifi ya da temsilcisi değiliz!
Bizim tarafımız üreticidir, çiftçidir, vergi ödeyen vatandaştır ve devletin milli kaynaklarıdır.
Özel sektördeki küçük bir çiftçinin ahırında en ufak bir biyogüvenlik eksikliğinde arilik belgesini anında iptal eden Bakanlık; kendi resmi kurumunda bir tören şovu uğruna kuralları çiğnerken sessiz kalacak, buna göz mü yumacağız?
İhmali yapan, kuralı çiğneyen, 81 ilin hayvan sağlığını riske atanlar masum; ancak bunu ortaya çıkardığımız için biz suçluyuz öyle mi?
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Allah aşkına, ülkenin tarım politikalarını belirleyen Tarım Bakanlığın düşürüldüğü duruma bakar mısınız...
Neleri konuşuyoruz?
Milli hayvancılığın genetik kalesi konumundaki Lalahan Uluslararası Hayvancılık Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde tartışma götürmeyen bariz bir suistimal yaşanıyor, normal şartlarda bağımsız bir soruşturma açılması ve karantina kurallarını kimin baypas ettiğinin araştırılması beklenirken biz neleri konuşuyoruz...
Koltuk kavgası, PR telaşı ve imaj kaygısı yüzünden göz göre göre gelen bu ihmale sessiz kalanlara, yaşanan suistimali kamuoyunun gündemine taşıdığımız için bize siyasi yafta vurup arkadan haber sildirmeye çalışanlara tekrar soruyorum...
Kalpleriniz bu kadar mı karardı?
Vicdanlarınız bu kadar mı köreldi?