****Önce ekim ayı enflasyon verilerine bakalım. Ekim ayında enflasyonda hızlanma dikkat çekti.

“Ekim Ayı Enflasyon Verileri”

TÜİK / TÜFE : Aylık %2,58, yıllık %29,77

ENAG / e-TÜFE : Aylık %2,68, yıllık %45,12

İTO / İstanbul TÜFE : Aylık %2,47, yıllık %32,47

TÜİK verilerine göre aylık enflasyon %1,8’den %2,58’e yükselerek 0,78 yüzde puan arttı. Bir başka deyişle bir ayda aylık enflasyon %43,33 artmıştır.

Gıda, ulaştırma, konut ve enerji kalemlerindeki fiyat artışları sürüyor.

Ayrıca enflasyonda;

Dünya’da 5., G-20’de 2., Avrupa’da 1. durumdayız.

Şimdi soralım; “Tek haneli enflasyon” sözünü kaç yıldır işitiyoruz? Tek haneli enflasyonu ne zaman göreceğiz?

Mehmet Amcanın tarlasında ve Ayşe Teyzenin mutfağında enflasyon kaç?

****Neden “Bu kış daha kara”?

Geçmiş yıllarda yaptığım uyarılara bakalım.

12.12.2021 – “Tarım kara kışa koşuyor!” Sonuç: Uyardığım ağır koşullar yaşandı.

31.07.2022 – “Kara kış gelmesin!” Tohum, gübre, elektrik, gaz fiyatlarındaki artışa dikkat çektim. Gübre güvenlik planı ve Tayvan kaynaklı riskler konusunda uyardım. Sonuçta: Beklenen kriz yaşandı.

07.09.2022 – “Tarımda bir ilk: Kara Sonbahar! (1)” Sonuç: Kara sonbahar uyarılarımın dayandığı riskler belirginleşti.

09.10.2022 – “Dünya, bolluk çağından kıtlık çağına mı geçiyor? Soğuk kara kış geliyor!” Sonuç: Gıda arzı ve maliyetler konusundaki risklere dikkat çekmiştim. Riskleri önleyecek bir plan yerine krizin ortaya çıkması beklendi. Bunun bedeli ağır oldu.

14.08.2023 – “Tarımda kara yıllar mı geliyor?” Tarım sektörünün karşı karşıya olduğu risklere dikkat çektim. Ardından ağır bir kriz faturasıyla karşılaşıldı.

2025 SONUNDAN 2026’YA TARIM İÇİN YAPTIĞIM UYARILAR

8 Aralık 2025’te “Tarım Sektörü Çıkmazda, Artık Sistem Çalışmıyor!” başlıklı yazımla başlayan uyarılarımda; yetersiz tarım bütçesini, çiftçinin artan girdi maliyetlerini, küresel gübre ve enerji krizlerini, ithalat politikalarını ve tarımda güven kaybını tekrar tekrar gündeme getirdim.

Tahıl piyasasında bolluğun çiftçiye kazanç sağlamayabileceğini, tarımda yaşanan sorunların geçici değil yapısal olduğunu vurguladım. Tarımsal desteklerin yetersizliğine, üreticinin gelir kaybına ve çiftçinin üretimden uzaklaşmasına dikkat çekerek Bakanlığı bilimsel, planlı ve öngörülebilir politikalar uygulamaya çağırdım.

Bugün geldiğimiz noktada soruyorum: Bu uyarılardan hangileri dikkate alındı, hangi sorunlar çözüldü? Çiftçinin yaşadığı sıkıntılar ortadayken aynı sorunları yeniden yazmak zorunda kalmamız, tarım politikalarının sorgulanması gerektiğini göstermiyor mu?

Ayrıca Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’yı ve Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Kurulunu da yazılarımda ülkemizde ve dünyada yaşanan gelişmeleri, geleceğe ilişkin riskleri ve çözüm önerilerimi ortaya koyarak, bilgi ve değerlendirmelerle sık sık uyardım.

Ülkemizde ve dünyada yaşanan olayları, ayrıca geleceğe ilişkin beklentilerimi yazdım.

2027 Yılı Bütçe Teklifi’nde tarımsal desteklemelere ve yatırımlara ayrılan ödeneklerin yeterli olmadığını artık görün.

Çiftçiler arasında ayrım yapmayınız. Sulamada kullanılan elektriğe yönelik desteği yalnızca altı ildeki çiftçilerle sınırlamayın; gerekli koşulları sağlayan çiftçilerin tamamına yaygınlaştırın.

Bir sulama birliğine tarımsal elektrik borcunu ödemesi için destekleme bütçesinden borç verilip verilmediğini sordum. Böyle bir uygulama yapıldıysa diğer sulama birliklerine de eşit koşullarda destek sağlanmalıdır.

Tarımsal destekleme ödeneğini enflasyon oranında artırın. Çiftçi 2027 yılı desteğini 2027 yılının sonunda veya 2028 yılında ancak alıyor. Girdi maliyeti yükselirken üretimin artması, çiftçinin gelirini tek başına güvence altına almaz. Ürün fiyatları maliyetleri karşılamadığında çiftçinin zararı büyük olur.

Yapısal reformları hayata geçirin; zihniyeti değiştirerek liyakati ve bilimi esas alın.

Tüm tarım paydaşları ile beraber düşünün birlikte karar alın.

Yatırım programındaki projelerin çoğunun ekonomiye yeterli katma değer sağlamadığını düşünüyorum. Bu projeler bağımsız bir birim tarafından izlenip değerlendirilmeli. Yatırım bütçesinde %30-40 tasarruf sağlanabileceği yönündeki değerlendirmem incelenmeli.

İthalat lobisinin etkisine karşı üreticiyi koruyun. İthalatı kolaylaştıran düzenlemeleri gözden geçirin; yerli üretimi güçlendiren, öngörülebilir bir tarım politikası uygulayın.

2027 yılında dünyayı, savaşlar, enflasyon, enerji krizi, iklim değişikliği ve gıda güvenliği bekliyor. Teknoloji gelişirken üretim maliyetleri ve geçim sıkıntısı, yoksulluk ülkelerin öncelikli sorunları olmaya devam edecek. Ülkemizde ise gübre, mazot, yem ve finansman hafifletilemez, çiftçinin kazancı korunmazsa üretim gerileyecek, ithalat bağımlılığı artacak.

Çiftçisini koruyamayan ülke, sofrasını da koruyamaz. Çünkü tarım yalnızca ekonomik faaliyet değil, bağımsızlığın ve geleceğin teminatıdır.

Çiftçinin sesi olmaya ve tarımdaki gelişmeleri yakından izlemeye çalışıyorum. Bir kez daha uyarıyorum: BU KIŞ DAHA KARA geçebilir. Dilerim yanılırım ve çiftçimizin yüzü güler. Yanılmış olmaktan mutluluk duyarım; çünkü bu, çiftçimizin zor bir kış geçirmemesi demektir.