****Küresel dünyayı yakından takip ediyorum. Savaş dönemlerinde bir ülkenin gücü yalnızca savunma kapasitesiyle değil, halkının temel ihtiyaçlarını kesintisiz karşılayabilme yeteneğiyle de ölçüldüğünü öğrendik.
Tarladan sofraya uzanan sistemde dış kaynaklara aşırı bağlılık, çatışma ve küresel kriz anlarında ciddi bir risk oluşturur.
Bu nedenle üreticinin ayakta tutulması, verimli arazilerin korunması, farklı bölgelerde üretim sürekliliğinin sağlanması ve temel ürünlerde yeterli rezerv bulundurulması devlet politikalarının merkezinde yer almalıdır. Devleti yöneten hükümetlerde buna gereken önemi göstermek zorundadır.
Özellikle ulaşım yollarının kesintiye uğradığı, enerji ve taşıma giderlerinin yükseldiği dönemlerde güçlü bir iç üretim yapısı, fiyat istikrarının ve toplumsal huzurun temel dayanaklarından biri olur.
Kendi gıda sistemini ayakta tutabilen ülkeler krizlere karşı daha dirençli; dışarıya bağımlı olanlar ise çok daha savunmasızdır.
Biz bu durumlara karşı ne yapıyoruz? Sanki kaderimize razı olduk. Sessiz ve biraz geriden izliyoruz.
****Geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim.
İyi danışman gübre, ilaç veya tohum satmaz. Doğru kararı verdirir.
İyi bir tarım danışmanı yalnızca hastalık gördüğünde ilaç öneren veya gübreleme programı hazırlayan kişi değildir. Çiftliğe bir bütün olarak bakar. Toprağı, suyu, iklimi, ürünü, maliyeti, hastalık ve zararlıları, mevzuatı, pazarı ve üreticinin ekonomik durumunu birlikte değerlendirir. Çünkü aynı reçete her tarlada, her üreticide ve her sezonda işe yaramaz.
İyi danışman önce şunları bilmelidir:
Toprak ne söylediğini,
Bitkinin gerçekten neye ihtiyacı olduğunu,
Suyun yeterli olup veya olmadığını,
Bu uygulama ne kadar verim artışı sağlayacağı,
Bu yatırımın geri dönüşü ne olduğunu,
Ürünün satış fiyatı bu maliyeti karşılayıp karşılamayacağını bilmelidir.
Bunları bilmeden “şu ürünü kullan” demek teknik danışmanlık değil, yalnızca öneride bulunmaktır.
İyi danışman toprak, su, iklim ve ürün döngüsünü yerinde değerlendirir. Gübre, ilaç ve tohum seçiminde miktarın yanı sıra zamanlama ve uygulama koşullarını dikkate alır. Entegre zararlı yönetimi, su verimliliği ve kayıt tutma konusunda üreticiye yol gösterir.
Mektepli olmak yetmez, alaylı olmak da yetmez
Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca diploma sahibi danışman da değildir, yalnızca yılların saha tecrübesine sahip kişi de değildir. Tarımın bugünkü karmaşık yapısı, ikisini birleştiren bir uzmanlık anlayışını gerektiriyor:
Tarım danışmanı mektepli, alaylı, araştıran, okuyan, kendini sürekli yenileyen, sahayı bilen, veriyi kullanan, ekonomiyi anlayan ve bağımsız olmak zorundadır.
İklim değişiyor, hastalık ve zararlılar değişiyor, çeşitler yenileniyor, tarım teknolojileri gelişiyor, mevzuat değişiyor, girdi fiyatları ve pazar koşulları sürekli hareket ediyor. Bugünün bilgisiyle yarının tarımı yönetilemez. Bu nedenle iyi danışmanın en önemli özelliklerinden biri öğrenmeyi hiç bırakmamasıdır.
İyi danışman çiftçiyi kendisine bağımlı hâle getirmez
Belki de gerçek danışmanlığı diğerlerinden ayıran en önemli ölçüt budur.
Kötü danışman, çiftçinin her sezon kendisine yeniden muhtaç olmasını sağlayabilir.
İyi danışman ise çiftçinin ve işletme ekibinin kendi karar verme kapasitesini geliştirir. Çiftçiye yalnızca “şunu yap” demez; “neden bunu yapıyoruz?” sorusunun cevabını da verir. Böylece üretici zamanla toprağını, maliyetini, riskini ve işletmesini daha iyi okumaya başlar.
İyi danışmanın başarısı, çiftçinin her konuda ona telefon etmesi değildir. Asıl başarı:
“Ben olmasam da doğru karar verebiliyorlar.” diyebilmektir.
Danışman ile ürün satıcısı arasındaki çizgi net olmalıdır
Tarımda güvenin temelinde bağımsızlık vardır. Bir danışmanın tavsiyesi doğrudan ürün satışından veya komisyondan gelir elde etme ilişkisine bağlıysa, üreticinin haklı olarak şu soruyu sorması gerekir: “Bana gerçekten ihtiyacım olan ürünü mü öneriyor, yoksa satmak istediği ürünü mü?”
**İyi danışman önce ihtiyacı belirler, sonra çözüm önerir. Hatta gerektiğinde çiftçiye:
*Bu gübreye ihtiyacınız yok,
*Bu yatırımı şu şartlarda yapmayın,
*Bu çeşidi bu tarlada kullanmayın,
*Bu maliyetle bu üretim ekonomik görünmüyor, diyebilmelidir.
Çünkü çiftçinin parasını harcatmak danışmanlığın başarısı değil; doğru yerde harcamasını sağlamak başarısıdır.
Tarım ve Orman Bakanlığı artık yalnızca destek açıklamakla yetinmemeli
Türkiye'nin tarım politikası, çiftçinin yalnızca üretim yapmasını değil, yaptığı üretimden sürdürülebilir biçimde para kazanmasını sağlayacak şekilde yeniden düşünülmelidir.
Bakanlığın destekleme açıklamalarının ötesine geçerek girdi maliyetlerindeki yapısal yükseliş, girdi denetimi, toplu alım, kooperatiflerin güçlendirilmesi ve üreticinin karar alma kapasitesine yönelik daha etkili mekanizmalar oluşturması gerekir.
Asıl mesele, desteklerin üreticinin kronik maliyet sorununu çözmeye yetip yetmediğidir. Çiftçinin maliyeti sürekli yükseliyor. Girdi piyasasında belirsizlik devam ediyor. Üretici doğru teknik bilgiye zamanında ulaşamıyor. Yanlış kararın faturası doğrudan çiftçinin cebinden çıkıyorsa, sistemin başarısı yalnızca verilen destek miktarıyla ölçülemez.
**Bakanlığın başarısı şu sorularla ölçülmelidir:
*Çiftçinin birim maliyeti düşüyor mu?
*Net geliri artıyor mu?
*Girdi kullanımında verimlilik yükseliyor mu?
*Yanlış gübreleme ve ilaçlama azalıyor mu?
*Su daha verimli kullanılıyor mu?
*Üretici daha doğru yatırım kararı verebiliyor mu?
*Gençler tarımdan kopmak yerine tarımda gelecek görebiliyor mu?
Bunlara cevap veremeyen bir sistem, yalnızca üretim miktarına bakarak kendisini başarılı ilan etmemelidir.
Türkiye'nin ihtiyacı yeni bir “tarımsal karar destek” anlayışıdır
Artık çiftçiye yalnızca destekleme takvimi veya üretim tavsiyesi sunmak yeterli değildir. Üreticinin önünde maliyet, verim, fiyat, risk dengesini birlikte görebileceği bir yapı olmalıdır.
Bir çiftçi yeni bir çeşit seçerken sadece verimine değil, tohum maliyetine, gübre ihtiyacına, su tüketimine, hastalık riskine, hasat maliyetine ve beklenen satış fiyatına bakabilmelidir. Gübreleme kararı yalnızca “dekara kaç kilogram?” sorusuyla verilmemeli; toprak analizi, ürün ihtiyacı, beklenen verim, gübre fiyatı, ürün fiyatı birlikte değerlendirilmelidir. Sulama kararı da yalnızca “ne kadar su vereyim?” sorusu olmamalı; bir metreküp suyun üretime ve gelire katkısı hesaplanmalıdır.
İşte gerçek anlamda çağdaş tarım danışmanlığı budur.
Maliyet krizi ile bilgi krizi aynı anda çözülmelidir
**Ülkemizde yüksek girdi maliyetleri ile nitelikli danışmanlık arasındaki ilişki artık açık biçimde görülmelidir.
*Maliyet yükseliyorsa daha doğru karar gerekir.
*Daha doğru karar için daha nitelikli bilgi gerekir.
*Nitelikli bilgi için güçlü ve bağımsız danışmanlık gerekir.
*Güçlü danışmanlık ise çiftçinin her girdiyi daha verimli kullanmasını sağlar.
Böylece amaç yalnızca maliyeti düşürmek değil, girdinin ekonomik ve teknik verimliliğini yükseltmek olur. Bu ayrım çok önemlidir. Çünkü bazen 1.000 lira daha az harcamak değil, 1.000 lira daha doğru harcamak çiftçiyi kurtarır.
Ülkemiz tarımının yeni hedefi “çok üretmek” değil, “doğru üretip kazanmak” olmalı
Ülkemiz tarımının önündeki temel sorunlardan biri artık yalnızca üretim miktarı değildir. Çiftçinin ürettiğinden ne kadar kazandığıdır.
Yüksek girdi maliyetleri karşısında üreticiyi yalnızca daha fazla destek bekleyen bir konuma itmek yerine, onun maliyetini bilen, verisini tutan, doğru girdiyi doğru zamanda kullanan, pazarı takip eden ve yatırımının geri dönüşünü hesaplayan güçlü bir işletmeciye dönüşmesi sağlanmalıdır. Bunun için de çiftçinin yanında gerçekten nitelikli tarım danışmanları bulunmalıdır.
Çünkü tarımda gelecek yalnızca daha fazla gübreyle, daha büyük traktörle, daha yüksek teknolojiyle veya daha fazla destekle kurulamaz. Gelecek; doğru bilgi, doğru karar, doğru girdi ve doğru ekonomik hesapla kurulacaktır.
Ülkemiz tarım politikasının temel sorusu artık şu olmalıdır:
“Çiftçi ne kadar üretti?” değil; “Çiftçi, kullandığı her liranın karşılığında ne kadar kazandı?”
İyi danışman bu sorunun cevabını tarlada arar.
İyi tarım politikası ise çiftçinin bu soruya kendi başına, veriye dayanarak ve güvenle cevap verebilmesini sağlar.
Kısaca kötü danışman çiftçiye ne satın alacağını söyler. İyi danışman hangi koşulda neden satın alması veya almaması gerektiğini öğretir.
Kötü tarım politikası maliyet yükseldikten sonra destek verir; iyi tarım politikası çiftçinin maliyet, verim ve gelir dengesini önceden yönetebilmesini sağlar.
Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla tarımsal söylem değil; çiftçinin tarlasında, hesabında ve geleceğinde karşılığını göreceği daha akıllı bir tarım sistemidir.