Gazetecilik, yalnızca söylenenleri değil, söylenmeyenleri de kayıt altına alma mesleğidir. Kamu gücünü kullanan kurumlar açısından ise bazen en çarpıcı tutum, yapılan açıklamalar değil, ısrarlı bir sessizliktir.
Konya’nın Karapınar ilçesinde şeker pancarı kotalarının fiilen tek bir şirkette yoğunlaştırıldığına dair, belgeleriyle ortaya koyduğumuz haberler bu açıdan dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Söz konusu haberler, iddia ya da yorumdan ibaret değil. Kota dağılımına, uygulama biçimine ve sahadaki fiili sonuçlara dayanan somut verilerle hazırlanmıştı.
Buna rağmen, Türkşeker Genel Müdürü Muhiddin Şahin ile doğrudan diyalog kanallarımız açık olmasına karşın, bugüne kadar ne şahsıma ne de yayın organımıza, haberlerimizin yanlış, eksik ya da kamuoyunu yanıltıcı olduğuna dair herhangi bir geri dönüş yapılmadı.
Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Bu sessizlik normal midir?
Gazetecilik pratiğinde yerleşik bir kural vardır...
Eğer bir haber yanlışsa, muhatabı mutlaka tepki verir. Bu tepki bazen bir telefonla, bazen yazılı bir açıklamayla, bazen de bir düzeltme talebiyle ortaya çıkar. Özellikle kamu kurumları, kendileri hakkında gerçeğe aykırı bir yayın yapıldığını düşündüklerinde sessiz kalmayı tercih etmezler.
Bu nedenle, belgeli haberler karşısında hiçbir temas kurulmamış olması, meselenin basit bir iletişim eksikliğinden ibaret olmadığını gösteriyor.
Ortada üç ihtimal vardır: Ya haberler çürütülememektedir, ya konuya girmenin kurumsal ve idari sonuçlarından kaçınılmaktadır ya da zamanla gündemin düşmesi beklenmektedir.
Kamu yönetiminde sessizlik çoğu zaman bilinçli bir tercihtir. Özellikle tartışmalı konularda bazı yöneticiler, açıklama yapmanın meseleyi büyüteceği düşüncesiyle hiç konuşmamayı daha güvenli bir yol olarak görür. Ancak bu yaklaşım, sorumluluğu ortadan kaldırmaz, tam tersine, kamuoyunun şüphelerini derinleştirir.
Şeker pancarı gibi stratejik bir üründe, kota dağılımının belirli bir şirket lehine yoğunlaştığına dair iddialar söz konusuyken, ilgili kurumun suskun kalması, sadece gazetecilere değil, doğrudan çiftçilere ve kamuoyuna karşı da bir açıklama borcu doğurur.
Burada altını çizmek gerekir: Bizim görevimiz, bir kurumu mahkum etmek değil; kamu adına soru sormaktır. Bu sorulara cevap verilmemesi ise ayrıca kayda geçirilmesi gereken bir durumdur.
Bu nedenle Karapınar’daki pancar kotasının tekelleştirilmesi uygulamasıyla ilgili olarak şunu açıkça ifade ediyorum; Türkşeker Genel Müdürlüğü’ne konuyla ilgili sorular yöneltilmiş, haberlerimizin dayandığı belgeler kamuoyuyla paylaşılmıştır. Ancak bugüne kadar, iddiaların yanlış olduğuna dair herhangi bir resmi açıklama yapılmamıştır.
Bu sessizlik, gazetecilik açısından bir eksiklik değil aksine haberin kendisinin bir parçasıdır.
Kamu kurumları, eleştiriden kaçınarak değil, şeffaflıkla güçlenir. Sessizlik, kısa vadede yöneticilere alan açabilir ancak uzun vadede kuruma duyulan güveni aşındırır. Şeker pancarı kotası gibi hayati bir konuda suskun kalmak, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Son cümle olarak şunu söyleyeyim, söylenenleri yazdığımız gibi, söylenmeyenleri de kayda geçirmeye devam edeceğiz. Çünkü bazen gerçeğin en gür sesi, ısrarla sürdürülen bir sessizliktir.