Tarımcı, Konya’da Bakan Yumaklı’nın isminin caddeye verilmesi tartışmasından yola çıkarak Türkiye tarımının röntgenini çekti. Bakanlıktaki liyakat krizinden El Nino kuraklık riskine, AB’nin çiftçisi için aldığı tarihi gübre kararından laboratuvarlardaki yapay et savaşına kadar dikkat çeken uyarılarda bulunan Tarımcı; gıda egemenliğini kaybetmemek için acilen atılması gereken akıl ve bilim odaklı adımları sıraladı.

****Bahri Dağdaş kimdir? Tarımda çalışmaları ile iz bırakan Tarım Bakanımızdır. Konyalılar bu nedenle Karslı olan Rahmetli Bahri Dağdaş’ı Konya İlimizden milletvekili olarak meclise göndermişlerdir. Tarımdan Haber Sitemizde yayınlanan habere göre Konya’da bir caddeye Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın ismi verilecek. Konya Büyükşehir Belediye Meclisi bu kararı almış. Tarım ve çiftçimizin durumu ortadadır. Acaba bu karar alınmadan Konyalı çiftçimize sorulmuş mu? Tarıma iz bırakacak hangi çalışmaları yapmış? Çiftçimizin borcu bitmiş mi? Çiftçimiz icradan kurtulmuş mu? Çiftçimiz mutlu mu? Çiftçimizin gelir düzeyi artmış mı? Bu kararın tekrar gözden geçirilmesi kanaatindeyim.

****Çiftçimizin sesini, toprağımızın sessiz çığlığını neden duymuyoruz. Rant, güven erozyonu ve laboratuvardaki yeni gıda savaşı konularına yeterli ilgiyi göstermiyoruz.

Örneğin, buğday üretimi tek kişilik iş değil, geniş bir değer zinciri yarattığının farkında mıyız?

Hatta bazı ülkelerin tarım sektöründe tartışılıyor. Buğday üretimi tek kişilik iş değil, geniş değer zinciri yaratıyor.

Arjantin’de hükümet ülkenin önde gelen tarım ürünleri ihracatını artırmayı ve üreticilerin rekabet gücünü yükseltmeyi hedefliyor. Buğday ve arpa ihracat vergileri %7,5’ten %5,5’e düşürme kararının ardından tarım sektörünün istihdam yaratma kapasitesi gündeme geldi.

Örneğin, “500 hektar buğday veya arpa ekimi için en fazla 1-2 kişiye ihtiyaç duyulduğu, yani yüksek sermaye ve düşük istihdam” yönündeki paylaşımı ne kadar doğrudur?

Bir tarımcı olarak cevap vereyim.

Buğday üretimi modern tarımda son derece uzmanlaşmış ve geniş bir iş gücü gerektirir. Tek bir buğday tanesinin tarladan sofraya ulaşması için şu uzmanlık ve meslek dalları devreye girer. Bunlar;

Ziraat Mühendisleri

Islahçılar

Bitki zararlıları ve hastalıkları uzmanları

Bitki besleme ve toprak uzmanları

Biyokimyacılar

Kimyasal tesis operatörleri

Taşıma ve lojistik personeli

Depolama ve alım yapan firmalar

Temizleme ve kondisyonlama operatörleri

Traktör sürücüleri ve traktör operatörleri

Mekanikçiler ve servis teknisyenleri

Hasat müteahhitleri ve biçerdöverciler

Un fabrikası operatörleri

Ticaret ve ihracat şirketleri

Bu geniş zincirin birçok meslekle kıyaslandığında bile çok daha fazla istihdam ve ekonomik faaliyet ürettiğini görürüz.

Buğday üretimi yalnızca tarla aşamasıyla sınırlı değildir. Tohumdan hasada, işlemeye ve ihracata kadar uzanan karmaşık bir ekosistemdir. Bu yaklaşım, modern tarımın sermaye yoğun ama aynı zamanda yüksek katma değerli istihdam yaratan bir sektör olduğunu gösteriyor.

Buğday ve arpada ihracatta vergi indirimleri, üretici ve ihracatçı için önemli bir rahatlama sağlar.

Tarım sektöründeki, “tarım az işçiyle yapılır” ön yargısına doğru değildir. Tam aksine, sektörün dolaylı istihdam yaratan ve ekonomiyi destekleyen rolü her zaman ön planda olduğu doğrudur.

****Ülkemizde tarım, kuraklık ve maliyetten öte yapısal bir güven ve liyakat krizine sürükleniyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın plansız, günü kurtaran ve siyasi sadakati ön plana çıkaran yaklaşımı, üreticide derin bir inanç kaybına yol açıyor.

****En kritik sorun, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yapısal eleştirisi ve güven erozyonudur. Ülkemizde tarımın asıl krizi ne kuraklık ne de maliyet; asıl kriz liyakatin yerini sadakatin, üretimin yerini rantın almasıdır. Parti transferleri, kadrolaşma ve siyasi bağlantılarla atamalar, uzman ziraat mühendislerini saf dışı bırakırken çiftçide “Kimin adamı?” sorusunu doğuruyor.

Bakanlık yıllardır üretim planlamasını kağıt üstünde bırakıyor, destekleri geç açıklıyor, gençleri tarımda tutamıyor, Ar-Ge’yi yetersiz kılıyor, dijital tarım ve biyoteknolojide geride kalıyor.

Bu durum plansız üretimi, ithalat bağımlılığını ve çiftçide umutsuzluğu derinleştiriyor. Liyakat esas alınmadan hiçbir çözüm kalıcı olmaz.

****Hücre tarımı ve yapay et yine gündeme geldi. Ülkemiz yöneten mi yoksa seyircimi olacak?

Dünya laboratuvarlarda gıda üretiyor. Malezyalı Cell AgriTech ile Japon IntegriCulture’un ortaklığı, Singapur’daki hücreden et, balık ve deniz ürünleri projeleri bunu gösteriyor. Singapur, Japonya ve Malezya milyarlarca dolarlık yatırımla gıda güvenliğini laboratuvara taşıyor.

Türkiye’de 20 Mayıs 2026 yeni gıda yönetmeliği bürokrasiyi ağırlaştırmış, yerli Ar-Ge’yi yetersiz bırakmıştır. Bakanlık yasakçı tutumla yetinmek yerine şeffaf etiketleme, bilimsel risk değerlendirmesi ve yerli biyoteknoloji yatırımlarını acilen önceliklendirmelidir. 10 yıl sonra gıda egemenliğimizi kaybetme riski çok yüksektir.

**Hücre tarımı diğer bir deyişle laboratuvar eti veya yapay et ile ilgili bazı sorularımda var?

Hücre tarımı (laboratuvar eti), kansere benzer özellikler taşıyan ölümsüz hücre hatlarıyla üretiliyor mu? Tümör riski yaratıyor mu?

FAO-WHO raporları bu konuda kaç tane sağlık tehlikesi belirtiyor?

Ağır metaller, nanoplastikler, alerjenler ve yapay büyüme maddeleri kanser, alerji ve besin eksikliği (B12, demir, kreatin) tehdidi oluşturur mu?

Sosyal medyada “kanser hücresi” ve “Frankenstein gıda” olarak eleştirilen bu yapay et, doğal etin besin değerine sahip olabilir mi?

Vücut için yabancı kalır mı?

Kobay olabilme şansımız var mı?

****El Nino ve 2026 İklim riski gündem den düşmüyor.

NOAA’ya göre güçlü El Niño başladı. Türkiye’de İç Anadolu, Ege, Akdeniz ve Güneydoğu’da kuraklık, aşırı sıcak, yeraltı suyu baskısı, buğday, arpa, ayçiçeği ve mısır verim kaybı ve orman yangını riski artıyor. Brezilya’daki olası üretim dalgalanmaları yem fiyatlarını vuracak.

Bakanlık acilen iklim öngörüsü, risk yönetim planları ve veri altyapısını kurmalıdır. Günü kurtaran politikalar iklim krizinde çare olmaz.

****Gübre krizi ve dışa bağımlılık!

Gübrede dışa bağımlılık %90 seviyesindedir. Avrupa Birliği Gübre Eylem Planı ile yerli üretim ve döngüsel ekonomiye yönelirken Türkiye geride kalıyor. Bu konu ile ilgili Tarımdan Haber Sitemizde bir başka haber vardı. Avrupa Birliği Konseyi, bazı gübrelere uygulanan gümrük vergilerini bir yıllığına askıya aldığını yazıyordu. AB’den çiftçilere müjde veriliyor. Avrupa Birliği Konseyi, 22 Mayıs’ta aldığı kararla üre ve amonyak başta olmak üzere temel azot bazlı gübrelere uygulanan gümrük vergilerini bir yıl süreyle askıya aldı.

Kararın amacı, AB çiftçilerinin gübre maliyetlerini düşürmek ve yaklaşık 60 milyon avro ithalat vergisi tasarrufu sağlamak. Aynı zamanda Rusya ve Belarus’a olan gübre bağımlılığını azaltarak tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek hedefleniyor.

Bu konudan da kıssadan hisse alınmalıdır. Stratejik ithalat bağımlılığını acilen azaltalım. Kriz anında hızlı ve proaktif politika uygulayalım. Çeşitlendirme ve alternatif kaynaklar geliştirelim. Gıda güvenliği ve çiftçi maliyetlerini ulusal güvenlik meselesi yapalım. Çiftçiyi koruma refleksi gibi, sübvansiyon, stok yönetimi ve verim artırıcı (dijital tarım, organik geçiş) politikaları kalıcı hale getirelim.

Ayrıca aşağıdaki önerilerim dikkate alınmalıdır.

Ulusal Gübre Dayanıklılık Planı,

Yerli doğal gaz entegrasyonu,

Hayvansal atık ve biyogaz projeleri,

Toprak analizine dayalı hassas tarım desteği.

Bir torba gübreyi %20 verimli kullanmak yeni bir torba gübre almaktan daha önemlidir.

****Katma değerli üretim ve İspanya dersi!

İspanya Tarım Bakanı Begoña García: “Zeytinyağında hedef daha fazla üretmek değil, daha değerli üretmektir.” İspanya coğrafi işaret, dijital izlenebilirlik, markalaşma ve kaliteye odaklanıyor.

Türkiye’nin zeytinyağı, fındık, incir, Antep fıstığı, üzüm, bal ve tıbbi aromatik bitkilerde dev potansiyeli var. Ancak tonaj odaklı destekler yerine markalaşma, coğrafi işaret ve katma değerli ihracat politikası şarttır.

****Et Krizi, Protein Talebi ve Mera Çöküşü!

ABD sığır sürüsü tarihin en düşük seviyesinde, arz açığı 2028 yılına kadar sürebilir. Ozempic gibi ilaçlar protein talebini yapısal olarak artırıyor. Türkiye’de mera alanları dramatik küçülürken ithalata dayalı hayvancılık devam ediyor.

Zorunlu olarak neler yapılmalıdır?

Mera hayvancılığını güçlendirmek,

Genç çoban ve üretici teşvikleri,

Rotasyonlu otlatma ve dijital mera yönetimi,

Kooperatifleri yeniden yapılandırmak.

Ayrıca, Birleşmiş Milletler 2026’yı “Uluslararası Mera ve Çobanlar Yılı” ilan etti. Türkiye bu fırsatı değerlendirmelidir.

****Tarımı Enerjiyle Birleştirmek: Mısır ve Biyoyakıt Fırsatı

ABD, Brezilya ve diğer ülkeler mısırı etanol ve biyoyakıta dönüştürüyor. Türkiye’de mısır, şeker pancarı ve tarımsal atıklar büyük potansiyel sunarken plansızlık hâkim. Biyoyakıt entegrasyonu enerji ithalatını azaltır, çiftçiye ek gelir ve hayvancılığa yem sağlar. Bu stratejik vizyon acilen hayata geçirilmelidir.

Sonuç ve Çözüm Önerilerim Olacak…

Tarım milli güvenlik meselesidir. Öncelikli çözüm sıralaması:

Tarım yönetiminde liyakat esas alınmalı.

Bilim temelli uzun vadeli politika ve Ar-Ge güçlendirilmeli.

Üretici kooperatifleri gerçek anlamda desteklenmeli.

Katma değerli markalı üretim ve ihracat hedeflenmeli.

Gençleri tarımda tutacak model geliştirilmeli.

Gıda egemenliği savunma kadar stratejik görülmeli.

Çiftçiye çağrımızı yapalım: Suya ve toprağa sahip çıkın, organik maddeyi artırın, rotasyon yapın, kooperatifleşin, hikâye ve kalite satın.

Bakanlığa çağrımızı yapalım: Üreticiye güvenin, bilimle yönetin, ithalata değil üretime dayanın.

Toprak susarsa şehir de susar. Tarım biterse ekonomi nefes alamaz. Artık sadece üreten değil; akıllı, planlı, bilimsel ve değer odaklı üreten kazanacaktır. Aksi takdirde toprağın sessiz çığlığı bütün toplumu yutacaktır.

****Bu hafta uzun bir tatil var. Herkesin ayrıca “Tarımdan Haber Ailesinin”, “Kurban Bayramını” kutluyor, sağlıklı, mutlu, huzurlu ve barış dolu nice bayramlar diliyorum.

Her tatile çıkarken yine bir ricam olacak. Lütfen trafik kurallarına uyunuz.

Bende uzun bir tatile başlıyorum. Okuyamadığım kitaplarımı okuyacağım. Tatil dönüşü görüşmek üzere…