Bakın...

Alt alta yazalım.

Anlayalım.

Meclis’e bir kanun teklifi geldi. Adı uzun, derdi derin: Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi...

Bizi bu yazıda özellikle ilgilendiren, Şeker Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle ilgili kısmı.

İçinde şeker var.

Pancar var.

Kota var.

Ve en önemlisi, 'ceza' görünümlü bir zaman ayarlı imtiyaz var

Kasım ayında yazmaya başlamıştık.

Karapınar’da dönen "pancar vurgununu" belgeleriyle anlattık.

Bir şirket var...

Kimden güç alıyorsa, arkasında kim varsa, dokunulmaz!

Bölgedeki çiftçilerin iddiasına göre bu şirkete doğrudan ve dolaylı yoldan 500 bin ton kota tahsis ediliyor. (Çiftçilerin bu iddiasını Türkşeker maalesef belge ile yalanlayamadı)

Bu şirket ne yapıyor?

Kota alamayan, çaresiz kalmış gariban çiftçiye gidiyor.

"Ekeceksin" diyor.

"Ama benim dediğim fiyattan ekeceksin."

Çiftçiyi düşük fiyatla eziyor, milyonları cebe indiriyor.

Bitmiyor...

Aynı şirket, Türkşeker’in ekim sahasından Çorum Şeker Fabrikası’na yüzbinlerce ton "kaçak pancar" taşıyor.

Belgesiyle ortaya koyduk mu?

Koyduk.

CİMER’e sorduk mu?

Sorduk.

Türkşeker cevap verdi mi?

Hayır.

Bakanlık işlem yaptı mı?

Hayır.

Adeta bir "organize işler" filmi...

Ama başrolde çiftçinin emeği var.

Şimdi gelelim yeni kanun teklifine.

Mevcut kurallar zaten vardı. Pancar alım fiyatı mutabakatla belirlenir, sözleşmesiz ekim yapılmaz, şeker satış fiyatı fabrikalar tarafından serbestçe belirlenir...

Bunlar bilinen hikayeler.

Asıl "ince ayar" nerede biliyor musunuz?

İki kritik noktada.

Birincisi: Ekim Alanları.

Bakanlık artık "tek yetkili" oluyor.

Gerekli görmesi durumunda şirketlerin ekim alanlarını yeniden belirleyecek.

Pancar ekim alanlarının yeniden bir elden geçirilmesi aslında sektörün talebiydi.

Burada bir sıkıntı yok.

Ancak ekim alanlarının belirlenmesinde Bakanlığın "tek yetkili" olması siyasi müdaheleri artıracaktır.

Şimdiden sektör içinde fısıldaşmalar başladı bile: "Bu madde Adapazarı Şeker Fabrikası'nın kotasını alan ancak ekim bölgesi olmayan Bor Şeker için mi geliyor?" diye.

Bakanlık eliyle "adrese teslim" yeni ekim alanları mı açılacak?

İzleyip, göreceğiz.

Ancak görünen o ki siyaset, tarlanın içine iyice girecek.

İkincisi ve en vahimi: Kaçak Pancar Cezası.

Tarım Bakanlığı diyor ki: "Kendi ekim alanın dışından başka bölgeden izinsiz pancar alırsan, fabrikanın A kotasının toplam değerini şeker fiyatı ile çarpıp bunun yüzde 2'si kadar ağır ceza keserim."

Bu değişikliği hukukçular farklı yorumlasa da ilk planda bakıldığında kaçak pancara karşı caydırıcılığı olan ağır bir ceza getirilecek.

Ancak maddenin sonuna küçücük bir not düşmüşler: "Bu hüküm 1 Ocak 2027’de yürürlüğe girer."

Şaka değil.

Gerçek.

2026 ne olacak?

Anlamı açık: "Ey fabrikalar, ey vurguncular... 2026’da da bildiğinizi okuyun. Kaçak pancarınızı taşıyın, münavebeyi delin, garibanın sırtına binin... Biz 2027'ye kadar görmeyeceğiz, duymayacağız, hiç bir işlem yapmayacağız."

Yani...

Organize pancar kaçakçılığı üzerinden yapılan yolsuzluğun belgesini ortaya koyuyoruz, Bakanlık "yasayı değiştireceğim" diyor.

Ama cezayı "bir yıl sonraya" erteliyor.

Vurguna, kaçakçılığa "bir yıl daha süre" tanınıyor.

Şeker Kanunu’nda yapılacak değişiklikler bu maddeden dolayı, tarihe "yolsuzluğa takvim belirleyen düzenleme" olarak kazınacak.

Maalesef bu ince detay herkesin gözünden kaçtığı gibi muhalefetin de gözünden kaçmış olmalı ki, komisyonda bu konu hiç gündeme gelmedi. Eğer genel kurulda da bu haliyle geçerse; bizim belgesiyle ortaya çıkardığımız o büyük kaçakçılık, 2026 yılı için adeta 'yasal' hale gelmiş olacak.

Anlayacağınız; suç dosyası masada duruyor, 'ceza' yasaya giriyor ama vurguncuya 2027’ye kadar resmi mühlet veriliyor!