Karapınar’da şeker pancarı kotalarının bir şirket eliyle fiilen tekelleştirildiğine dair yaptığımız belgeli haberler, yalnızca bir yerel uygulamayı değil, tarımda sessizce kurulan, çiftçinin sindirildiği bir düzeni işaret ediyordu. Bu nedenle konuyu magazinleştirmeden, kişisel polemik alanına çekmeden, sahada üreticiyle konuşarak, belgeye ve kayda dayanarak yürüttük.
Ancak bu kirli düzenin ifşası için uğraşırken, kamunun sağladığı imkanları kullanarak bu düzenin üzerini kapatmaya çalışan bir refleksle de karşılaştık.
Şeker işçisi bizi yakından tanır.
Milli Gazete’de çalıştığımız dönemde 2009, 2012 ve 2018 yıllarında şeker fabrikalarının özelleştirilmesi sürecinde verdiğimiz mücadeleler hala hafızalardadır. Hiçbir zaman işçinin arkasında olmadık, hep yanında durduk. Şeker sanayisinin geleceği ve şeker işçisinin haklı mücadelesi için kavga etmediğimiz kimse kalmadı.
Bugün Karapınar’da pancar kotası üzerinden kurulan kirli düzeneğin ifşası ile bu geçmişin ne ilgisi var diye sorabilirsiniz.
Tam da burada mesele başlıyor.
Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök’ün geçtiğimiz günlerde Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’yı ziyaret ettiğini, sendikanın sosyal medya paylaşımından öğrendim.
Paylaşımda özellikle şu cümle dikkatimi çekti:
“Şeker pancarı üretiminde münavebe disiplininin bozulmaması için kaçak pancar ekiminin önüne geçilmesi gerekliliğine vurgu yapıldı.”
İsa Bey’i aradım, görüşmenin içeriğini sordum. Bakan’ın kaçak pancar konusundan çok rahatsız olduğunu ve önlem alınacağını söyledi.
Karapınar’dan Çorum Şeker Fabrikası’na taşınan kaçak pancarlar gündeme geldi mi diye sordum. “Hayır” dedi.
Telefonu kapattıktan sonra şunu anladım ki; bizim Karapınar’da bir şirket eliyle kurgulanan kirli düzeni ifşa etmek için yaptığımız bütün haberler, tek bir başlık altında boşa düşürülmüştü.
Oysa Karapınar’da tartışılan mesele “kaçak pancar” değildir. Kaçak pancar, denetim ve yaptırım konusu olan teknik ve adli bir başlıktır.
Karapınar’da yaşanan asıl mesele; pancar kotalarının şirketler eliyle tekelleştirilmesi, çiftçinin sistemli biçimde dışlanması, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 3100 lira olarak açıklanan pancar alım fiyatının fiilen 2.100–2.200 liraya düşürülmesi ve en önemlisi kurumsal göz yummayla işleyen organize bir düzen söz konusudur.
Bu yapısal sorun, ‘güvenilir paydaş’ kabul edilen bir sendika başkanı tarafından ‘kaçak pancar’ gibi dar, teknik ve adli çağrışımı olan bir alt başlığa indirgenmiş; böylece 'organize düzen' görünmez kılınarak, kurumsal aktörler tartışma dışına itilmiştir.
Bizim bugüne kadar yaptığımız belgeli haberler de Tarım Bakanı nezdinde boşa düşmüştür.
Bu görüşmeden sonra Türkşeker Genel Müdürü’nün ve söz konusu şirket sahibinin ne kadar rahatladığını tahmin etmek zor değil. Zaten rahatlardı, şimdi daha da rahatlamışlardır!
Açık konuşayım; Şeker-İş Sendikası’nın Karapınar’daki vurgun düzenini ifşa etme mücadelemizde yanımızda olmasını beklemiyordum. Ama arkamızdan bu şekilde çalışılacağını da kırk yıl düşünsem aklıma getirmezdim.
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 3.100 lira olarak açıklanan pancar alım fiyatı, Karapınar’da bu şirket eliyle 2.100–2.200 liradan ektiriliyor. Çiftçiler öyle bir sindirilmiş durumda ki, kimse konuşmaya cesaret edemiyor.
Eğer mesele gerçekten “sıradan bir kaçak pancar” meselesiyse, şu soruların cevaplanması gerekiyor.
-Bu şirket kimden cesaret alarak çiftçiyle 2.100 liradan sözleşme yapabiliyor?
-Çiftçi nasıl sindiriliyor da Türkşeker’e bile gidip yaşadığı sömürüyü anlatamıyor?
-Bu firma, yasak olmasına rağmen yan şirketleriyle birlikte 150-200 bin ton pancarı Karapınar’dan Çorum’a nasıl taşıyabiliyor?
-Türkşeker’deki yöneticilerin bilgisi ve onayı olmadan bu mümkün mü?
Karapınar’da saha araştırması yaparken bir çiftçinin şu sözü hafızama kazınmıştı.
“Bunlarla mücadele edemezsin. Kaç kere Türkşeker Genel Müdürü’nü bu firmanın ofisinde gördüm. Kimi kime şikayet edeceksin?”
İşte Karapınar’daki tablo budur.
Organize bir düzen, “kaçak pancar” denilerek sıradan bir adli vakaya indirgenmek istenmektedir. Ve bu perdeleme, yıllarca birlikte mücadele ettiğimiz bir sendika başkanı tarafından tam da zamanında yapılmıştır.
İsa beyin, Türkşeker Genel Müdürüne karşı korumacı tavrını biliyorum. Ama gönül isterdi ki; olayın aslını, elimdeki belgeleri, bu haberlerin yapılmaması için firma adına kimlerin araya girerek bize nasıl rüşvet teklif edildiğini, ardından tehditlerin nasıl devreye sokulduğunu en azından sormasını ve dinlemesini isterdim.
Ama ne acıdır olayın aslı ile ilgilenmeyen İsa bey, bir gün beni arayıp, Karapınar’da bu düzene isyan eden çiftçinin bana 400-500 bin lira karşılığında haber yaptırdığına dair bir ses kaydından bahsederek, beni bilgilendirme ihtiyacı hissetmiştir.
Bunu bana yönelik bir ima olarak yaptığını düşünmüyorum ancak mevcut sisteme itiraz eden çiftçinin bu şekilde itibarsızlaştırılmaya çalışılması dikkat çekicidir. Nitekim Türkşeker Genel Müdürü de sürecin başında aynı çiftçiyi “çiftçi bile değil” diyerek kötülemeye çalışmıştı.
Bu yazı benim için, mesleğim için bir kırılma noktasıdır. Şeker sanayisi ve şeker işçisi için yıllardır verdiğimiz mücadelenin en azından bir hatrı olması gerekirdi. Destek beklemiyordum ancak çiftçiye karşı yapılan bir haksızlığı ortaya çıkarmaya çalışırken köstek olunması, gerçeğin üzerinin örtülmesi gerçekten can yakıcıdır.
Bu yazı bir şikayet değildir.
Bir hesaplaşma da değildir.
Bu yazı, bir savrulmanın ve bir kırılmanın kaydıdır.