Küresel tahıl ve yağlı tohum bolluğu yem maliyetlerini düşürürken, yerli hububat üreticisi ciddi fiyat baskısıyla karşı karşıya. 2026, sektörler arası gelir transferinin hızlandığı bir yıl olabilir.
Amerika Tarım Bakanlığının (USDA) bünyesinde, World Agricultural Outlook Board (WAOB) tarafından yayımlanan WASDE-667 raporunun ülkemize yansıması nasıl olabilir?
Türkiye net tahıl ve yem hammaddesi ithalatçısıdır. Örnek; buğday, mısır, soya küspesi….
Küresel stok bolluğu ve üretim artışı, özellikle yem maliyetlerini ciddi şekilde aşağı çekecektir.
Kazanan sektörler ise kanatlı, yumurta, süt sığırcılığı, besi hayvancılığı, yem sanayi olacaktır.
Kaybeden gruplar ise yerli buğday, arpa, yulaf ve yağlık ayçiçeği üreticileri olacaktır.
Kritik risk ise Rusya-Ukrayna hattında yeni bir gerilim veya ihracat kısıtlaması olacaktır. Hâlâ en büyük kırılganlıktır.
Acaba olumlu etkiler neler olabilir? Nelerde maliyet düşer ve nelerde rekabet artar?
Buğdayda küresel üretim 4,4 milyon ton artarken stoklarda da 3,4 milyon ton artış bekleniyor. Bu dünya fiyatında aşağı yönlü baskı olarak kendini gösterecektir. Türkiye’nin yıllık yaklaşık 10-12 milyon ton buğday ithalatı ucuzlayabilir. Tahmini %5-10 fiyat avantajı sağlayabilir.
Mısırda, Çin’de rekor üretim var. Küresel stok artışı sağlar. Yemlik mısır fiyatı baskılanır. Türkiye’nin yaklaşık 5-7 milyon ton mısır ithalatı maliyeti düşer. Kanatlı, yumurta, süt ve besi maliyetlerinde ciddi rahatlama olur. En güçlü etki burada görülür.
Soya fasulyesi ve soya küspesinde Brezilya’da 3 milyon ton fazla üretim söz konusudur. Küresel stok miktarını 2 milyon ton artırır. Böylece ithal soya küspesi fiyatı geriler. Bu yem maliyetlerinde ikinci en büyük avantajdır.
Soya yağının küresel üretim artışı bitkisel yağ ithalat maliyeti görece düşük kalır. Ayçiçeği yağına alternatif baskı yaratır.
Pamukta küresel üretim hafif düşüş var. Dünya pamuk fiyatı nispeten güçlü kalır. Bu yaklaşık 61 cent/lb olabilir. Türk tekstil sektörü (özellikle ihracatçı firmalar) rekabet avantajı kazanır.
Genel gıda hammaddesi bolluğu var. Toplam tahıl stok 17 milyon ton artış var. Genel ithalat maliyetleri düşer. Gıda enflasyonuna aşağı yönlü katkısı olur. Özellikle 2026 ilk yarısı bunu hissettirir.
Acaba olumsuz etkileri neler olabilir? Fiyat baskısı ve rekabet artışı yönünden beklentiler neler olabilir?
Yerli hububat üreticisini zor günler bekliyor. Küresel buğday ve arpa fiyat baskısı nedeniyle Türkiye’de iç piyasa fiyatları ciddi gerileyebilir. Tahmini %10-15 gelir kaybı riski olabilir. Özellikle İç Anadolu, Konya, Trakya’daki buğday ve arpa çiftçileri en çok etkilenecektir.
Yağlık ayçiçeği durum kritiktir. Soya yağı görece ucuz kalıyor. Bu yerli ayçiçeği yağı fiyatını baskılar. Yağlık ayçiçeği ekimi cazibesini özellikle Marmara ve Trakya’da kaybedebilir.
Pirinçte ise küresel stok artışı var. Bu yerli pirinç fiyatı baskılanabilir. Özellikle Güneydoğu Anadolu’daki pirinç üreticileri için orta düzey risk var.
ABD mısır fiyatı 4,00 $ dan 4,10 $ doğru hafif artış oldu. Bu kısa vadede ABD menşeli mısır ithalatı biraz pahalı olabilir. Ancak genel küresel baskı daha dominanttır.
Türkiye’yi, jeopolitik bağımlılık her zaman etkileyebilir. Türkiye’nin tahıl ithalatının %70’i hala Rusya ve Ukrayna’dan sağlanıyor. Yeni bir gerilimde fiyatlar ani %20-30 yükselebilir. Bu risk hala en büyük kırılganlıktır.
Kısaca 2026 Yılının bir özetini yapalım.
Kanatlılarda, yumurta üretiminde, Büyük süt işletmelerinde ve Büyük besi işletmelerinde yem maliyetindeki gerileme olumludur.
Özellikle İç Anadolu buğday üreticisi buğday fiyatlarının çok düşmesinden çok olumsuz etkilenebilir.
Yağlık ayçiçeği (Trakya-Marmara) sektörü soya yağı rekabetinden olumsuz etkilenebilir.
Tekstil sektörü dünya pamuk fiyatı nispeten güçlü olduğundan olumlu etkilenmesi bekleniyor.
Rapor analizinden 2026 beklentisi ne olur?
Eğer Rusya-Ukrayna hattında yeni büyük bir kriz olmazsa, 2026 yılı Türkiye’de hayvancılık ve yem sektörü için maliyet avantajı, hububat üreticileri için ise ciddi fiyat baskısı yılı olmaya çok yüksek ihtimalle adaydır. Yem maliyetleri düşerken yerli hububat fiyatlarının baskılanması, sektörler arası gelir transferi yaratacak. Bu durum, büyük ölçekli hayvancılık işletmeleri için fırsat, küçük ve orta ölçekli kuru hububat çiftçileri için ise ciddi zorluk anlamına geliyor.
2026 Yılında tarımda kazanan ve kaybedenler olacak.
Hayvancılık ve yem sektörü doğru yönetilirse kazanabilir.
Hububat üretici korunmazsa çok zarar görür.
Doğru politika uygulanmaz ise ucuz yem geçici olur. Üretim kaybı kalıcı olur.
Doğru politika uygulanırsa enflasyon düşer. Üretici korunur. Tarımda sürdürülebilir denge sağlanır.
Bunları yazarken, ülkemizde enflasyonu, pahalılığı, yoksulluğu, paramızın değer kaybettiğini ve tarımdaki sorunlarımızı unutmuş değilim.
Yapısal reformlar yapılmadan, zihniyet değişmeden, liyakate, bilime ve kaliteli eğitime önem vermeden, çözüme odaklı olmadan, ben bilirim, benden başkası bilmez, benden başkası yalan söyler, benim her dediğim doğrudur düşüncesinden vazgeçmeden, birlikte konuşup beraber karar almadan başarı gelir mi?
Süreci takip edelim…
Her şeye rağmen inadına üretim yapan çiftçimizin, üreticimizin özellikle küçük işletmelerin yanında olalım.