****Tarımda bir güven krizi var mı? Bu toprağın üzerinde mi? Yoksa sistemin içinde büyüyen bir sorun mu? ABD ve İran arasındaki gerilim tarımımızı nasıl etkiler? Çin sülfürik asit ihracatını yasaklıyor, gübreye yine mi zam gelecek?
****Önce Nisan ayında Tarımdan Haber Sitesinde tarımla ilgili haber başlıklarına bakalım;
*Gübre ve mazot zammı buğdayı vurdu: Arpa ve mısır fiyatları borsada yükseldi!
*Elektrik ve doğalgaza yüzde 25 zam: Tarımsal sulama ve konut tarifeleri değişti!
*Son Dakika: Çiğ süt üretim maliyetlerinde artış sürüyor! Mart ayı rakamları açıklandı
*Küçükbaş üreticisinin isyanı: "Yem fabrikaları kazancımızın gizli ortağı oldu!"
*Ette "Dünya Fiyatı" yanılgısı: 8 dolarlık ithalat, sofraya nasıl "Lüks" olarak dönüyor?
*Jeopolitik kriz çiftçiyi vurdu: Mardinli hububatçılardan "Vergi Sıfırlansın" çağrısı!
*Tarım Kredi’de Maaş Krizi….
*Türkiye İtalya’dan tereyağı ithal etti!
*Şeker sektörünün 'kritik' sözlüğü: A, B, C kotaları ve perde arkasındaki gerçekler!
***Tarımda alarm zilleri çalıyor. Tarım sektörü nasıl değerlendirilir? Çoğu zaman üretim miktarları, destekleme politikaları ve ihracat rakamları üzerinden değerlendirilir. Oysa sahaya inildiğinde asıl belirleyici unsurun çok daha derinde olduğu görülür. Bu “GÜVEN’dir”…
****Konfüçyüs (MÖ 551-479), Antik Çin’in büyük düşünürü, devlet yönetiminin temelini anlatırken şöyle der:
“Devlet için üç şey gerekir: Yeterli yiyecek, yeterli silah ve halkın güveni. Eğer birinden vazgeçmek zorunda kalırsak, önce silahtan vazgeçeriz; sonra yiyecekten vazgeçebiliriz. Ama halkın güveni olmadan devlet ayakta kalamaz.”
Konfüçyüs burada “yiyecek” ile doğrudan tarımı kasteder. Ona göre tarım, sadece ekonomik bir faaliyet değil; devletin ahlaki ve siyasi temelidir. Tarım üretimi zayıflarsa halk aç kalır, güven sarsılır ve düzen çöker. Bu nedenle tarım politikalarında güven, en önemli sermayedir ve hiçbir çözümün dışında bırakılmamalıdır.
****Ülkemiz tarımının en büyük yapısal sorunu nedir?
A- Kuraklık
B- Maliyet artışı
C- Dış Rekabet
D- Sistemin tüm paydaşları arasında giderek aşınan güven duygusu
Bu güven kaybı nerelerde yaşanmaktadır? Çiftçi ile hükümet arasında, üretici ile sanayici arasında, tüketici ile gıda sektörü arasında ciddi bir güven erozyonu yaşanmaktadır. Bu erozyon görünmez de olsa, üretimden pazara kadar her aşamayı yavaşlatır, maliyetleri yükseltir ve verimliliği düşürür.
****Acaba bugün bir çiftçi neden üretimden çekiliyor?
- Sadece mazot pahalı olduğu için mi? Hayır.
- Aynı zamanda yarın neyle karşılaşacağını bilmediği içindir.
Yani belirsizlik…
Açıklanan tarımsal desteklerin zamanında ödenip ödenmeyeceğine güvenmiyor.
Tarımsal politikanın öngörülebilir olmadığı bir ortamda kim uzun vadeli üretim planı yapar?
****Çiftçimiz artık kolay kolay kimseye güven duymuyor. Bu nedenle yeni bir teknolojiyi daha zor benimsiyor. Yatırım ve girişimciliğini artıramıyor. Tarımda standart kaliteli ürün yaygınlaşmıyor. Tarım sektöründe disiplinlerarası işbirliği de bu güven eksikliği nedeniyle yeterince sağlanamıyor.
Bu nedenlerle tarımda sürdürülebilirlik, yalnızca suyla, toprakla değil, öncelikle güvenle sağlanır.
***Bu noktada en büyük sorumluluk Tarım ve Orman Bakanlığı’na düşmektedir. Ancak mevcut tablo, bu güvenin güçlendirilmesi yerine giderek zayıfladığını göstermektedir. Sahada denetimlerin yetersiz olduğu, kayıt dışılığın hâlâ ciddi bir sorun olduğu, gıda güvenliği konusunda açıklanan politikaların uygulamada karşılık bulmadığı da yaygın bir kanaattir.
***Bakan İbrahim Yumaklı döneminde iletişim dili daha yumuşak olsa da, sistemin temel sorunlarına dair somut ve kalıcı bir güven inşası henüz sağlanabilmiş değildir. Tarım politikaları hâlâ kısa vadeli yaklaşımlarla şekillenmekte, krizlere anlık çözümler üretilmekte, ancak uzun vadeli bir güven ekonomisi kurulamamaktadır.
****Gıda sanayiinde güven kaybı ise daha tehlikeli bir boyuttadır. Çünkü burada mesele sadece ekonomi değil, halk sağlığıdır. Tüketici artık etikete değil, söylentiye bakarak alışveriş yapar hale gelmiştir. ÖRNEĞİN; Bu ürün gerçekten güvenli mi sorusu, raf fiyatından daha belirleyici olmaya başlamış mıdır? Bu durum piyasada ciddi bir kırılmaya işaret ediyor mu?
***Ülkemizde görev yapan bakanların, “gözlerime bak ışıltıyı gör” veya “kepek ekimi” ile güven sağlanabilir mi?
Halkın eğitim ve gelir düzeyi artıyor mu? Halk iyi bir denetici görevini yerine getirebiliyor mu?
***Denetim mekanizmalarının şeffaf olmaması, cezaların caydırıcılıktan uzak olması ve kamuoyuna açık, anlaşılır veri paylaşımının yapılmaması güveni zedeleyen başlıca unsurlardır. Güvenin olmadığı yerde en iyi mevzuat bile kâğıt üzerinde kalır.
***Şu soruların net cevabı verilmelidir? Kaç işletme var, bu işletmelerde denetleme oranı nedir? Piyasada satılan gıdanın kalitesi nedir? Merdiven altı üretim ne zaman son bulur? Gerçek denetçi olan gelir ve eğitim düzeyi yüksek bilinçli tüketicilerin sayısı yeterince artmadıkça bu sorunlar çözülebilir mi?
****Sivil toplum kuruluşları da bu tabloda masum sayılamaz. Tarım ve gıda alanında faaliyet gösteren birçok yapı, sektörün gerçek sorunlarını dile getirmek yerine ya politik pozisyon almakta ya da etkisiz kalmaktadır. Oysa politik gücü, kuvvetli lobisi güçlü bir sivil toplum, hükümet ile üretici arasında köprü kurmalı, denetim ve şeffaflık talebini sürekli canlı tutmalıdır. Bugün ise bu yapıların önemli bir kısmı ya sessiz ya da etkisizdir. Bazıları da koltuklarını ve saltanatlarını düşünüyorlar.
****Güven ekonomisinin en temel kuralı nedir?
· Güven yukarıdan aşağıya inşa edilir.
· Hükümet güven verirse sistem rahatlar.
· Bakanlık şeffaf olursa piyasa nefes alır.
· Denetim adil olursa üretici de dürüst davranır.
· Ancak güvenin zedelendiği bir ortamda herkes kendini korumaya çalışır. Bu da tarımda verimliliği değil, savunma refleksini büyütür.
****Bugün ülkemiz tarımı bir yol ayrımındadır. Ya klasik destek politikalarıyla günü kurtarmaya devam edecek ya da güveni merkeze alan yeni bir tarım yönetimi anlayışı geliştirecektir. Çünkü artık mesele sadece ne kadar ürettiğimiz değil, nasıl bir sistemle ürettiğimizdir.
****Tarımda en büyük destek primi güven, en büyük reform şeffaflık, en büyük yatırım ise öngörülebilirliktir. Bunlar sağlanmadan ne üretim artar ne de sektör ayağa kalkar. Güven yoksa, toprak da vermez.
Bu dersleri alıp, tarımımızı güven üzerine yeniden inşa etmeliyiz.
Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan sivil toplum kuruluşlarına, üreticiden tüketiciye kadar tüm paydaşların bu gerçeği içselleştirmesi gerekiyor. Günlük politikalar yerine, erdemli, öngörülebilir ve güven temelli bir tarım mimarisi kurmak, hem bugünü hem de geleceği kurtaracaktır.
****Jeopolitik gerilimler azalsa bile normalleşme yavaş olacak.
Bu durumlar ülkemizde gıda enflasyonunun düşmesini zorlaştıran temel faktörleri güçlendiriyor. Üstelik enflasyon ve gıda enflasyonunda Avrupa birinciliğimiz devam ediyor. Dünyada ilk beşte yerimizi koruyoruz. Enerji, gübre ve lojistik maliyetleri dengelenmeden fiyatlarda kalıcı bir gerileme beklenmiyor. Çiftçilerimiz toprak analizi, hassas gübreleme ve sürdürülebilir alternatiflerle bu krize hazırlanmalıdır. Yoksa gıda fiyatları ve üretim ciddi yara alır. Bu nedenle yerli üretimi destekleyen, maliyetleri azaltan ve arz güvenliğini güçlendiren politikaların hızla devreye alınması kritik önem taşıyor.
****Unutmayalım; “Güveni yeniden inşa etmezsek toprakta bereket biter”…
****Çin sülfürik asit ihracatını yasaklıyor.
Çin sülfürik asit ihracatını yasaklıyor. İran savaşı gübre ve gıda fiyatlarını vuracak!
Çin, Mayıs ayından itibaren sülfürik asit ihracatını durdurmaya hazırlanıyor. Bu karar, İran savaşı nedeniyle zaten daralan küresel hammadde tedariğini daha da vuracak.
İran çatışmasıyla Hürmüz Boğazı fiilen kapandı, Orta Doğu kükürt sevkiyatları durdu. Orta Doğu, dünya kükürt üretiminin yaklaşık üçte birini karşılıyor. Kükürt, sülfürik asit üretiminin temel hammaddesidir. Bakır madenciliği ve fosfat gübreleri için vazgeçilmezdir.
Savaşın başından beri sülfürik asit fiyatları zaten hızla yükseliyor.
Çin, zirve ekim sezonu öncesi kendi stoklarını korumak için ihracatı kesiyor. Bu adım küresel piyasada sülfürik asit ve gübre fiyatlarını daha da yukarı çekecek. Sonuçta küresel tahıl piyasasını yeni bir şok dalgası bekliyor.
Ülkemiz doğrudan Çin’den çok az sülfürik asit ithal etse de küresel fiyat artışından etkilenecek.
Fosfat gübreleri (DAP, MAP vb.) üretim maliyeti yükselecek, çiftçi giderleri artacak.
İthalata bağımlı ülkelerde gıda güvenliği açısından dolaylı risk yükseliyor.
Alınması gereken önlemler ne olmalıdır?
İthalat prosedürleri kolaylaştırılmalı, stok güvencesi sağlanmalıdır.
Çiftçiye daha fazla sübvansiyon, faizsiz kredi ve destek verilmelidir. Yerli üretim kapasitesi artırılmalı.
Bu yıl buğdaya yüksek taban fiyat verilmeli ve küresel fosfat piyasası yakından takip edilmelidir.