****2026 yılında küresel daralma, artan maliyetler tarımda bir yol ayrımına neden olabilir. Gübrede fırtına var. Bunun farkında mıyız?

2026 yılına girerken dünya gübre piyasası alarm veriyor. Küresel arz daralıyor. Jeopolitik riskler büyüyor. Enerji maliyetleri dalgalı seyrediyor. Üretici ülkelerin ihracat kısıtlamaları ve artan talep, özellikle azotlu ve fosfatlı gübrelerde fiyatları yukarı taşıyor.

Ülkemiz gibi dışa bağımlı ülkeler için bu gelişmeler yalnızca bir piyasa haberi değildir. Doğrudan çiftçinin karlılığı, üretim planlaması ve gıda enflasyonu anlamına geliyor.

****Ürede küresel sıkışma var. Talep Güçlü, arz kırılgandır.

*Dünya azotlu gübre piyasasında 2026 yılında da daralma bekleniyor. Norveç merkezli üretici Yara International yöneticileri, küresel arz ve talep dengesinin önümüzdeki yıllarda sıkı kalacağını ifade ediyorlar. Özellikle Hindistan’ın güçlü alımları piyasayı yukarı çekiyor. Hindistan Aralık ayında 5,8 milyon tonluk rekor satışa ulaşarak küresel talebi adeta tetikledi.

*Piyasa analizleri ile bilinen Argus Media verilerine göre, yalnızca Ocak ayında Orta Doğu menşeli üre fiyatları ton başına 60 dolar arttı. Şubat başında ise aylık bazda %5 yükseliş kaydedildi.

*Arz tarafında tablo daha karmaşık. Çin’in ihracat kısıtlamaları, İran’daki üretim aksamaları ve Endonezya’nın iç talebi öncelemesi küresel ticareti daraltıyor. Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik yeni yaptırım paketleri de amonyak ve türev ürünler üzerinde baskı oluşturuyor. Amonyak, azotlu gübrenin temel hammaddesi olduğundan her jeopolitik gerilim fiyatlara doğrudan yansıyor.

Analistlere göre fiyat artışının büyük kısmı yılın ilk çeyreğinde gerçekleşmiş olabilir. Mart ayı itibarıyla bir miktar gevşeme bekleniyor; ancak bu düşüş kalıcı ve güçlü bir gerileme anlamına gelmiyor. Çünkü yapısal arz sorunu devam ediyor.

****Fosfat neden daha riskli?

*Fosfatlı gübrelerde risk daha yapısaldır. Küresel üretim ve ihracat birkaç ülkenin elinde yoğunlaşmış durumdadır. Bu ülkeler; Çin, Rusya, Fas, Suudi Arabistan ve ABD. Bu yoğunlaşma, piyasayı kırılgan hale getiriyor.

*Normal koşullarda Çin yılda 8–10 milyon ton fosfat ihraç ederken, 2025 yılında bu miktar 5 milyon ton civarında kaldı. 2026 yılında ise ihracatın belirli dönemlerde tamamen durabileceği konuşuluyor. Dünyanın en büyük ihracatçısı birkaç ay piyasadan çekildiğinde fiyatların yükselmemesi mümkün değil.

*Fosfat üretiminde kükürt maliyetlerinin artması da marjinal üreticileri piyasadan çıkarıyor. Bu da arzı daha da daraltıyor. 2026 yılında fosfat fiyatlarında sınırlı gevşeme beklense de, jeopolitik riskler nedeniyle aşağı yönlü hareketin güçlü olması zor görünüyor.

****Potasyumda dengelenme var. Ancak risk sürüyor. Potasyum (MOP/KCl) fiyatları 2025 yılında yaklaşık %19 yükseldi. 2026 yılında da yatay ya da hafif aşağı yönlü bir seyir öngörülüyor. Ancak Belarus ve Rusya kaynaklı ihracat belirsizlikleri, bu piyasada da ani sıçramalara zemin hazırlayabilir.

****Limanlarda %20’ye varan artış var. 2026 yılının ilk haftalarında bazı limanlarda gübre fiyatları yıllık bazda %20’ye varan artış gösterdi. Ürede yaklaşık %10, potasyum klorürde %20 artış kaydedildi. Bu artış yalnızca küresel ticaret rakamı değildir. Ülkemizde tarlaya yansıyan maliyet demektir.

****Ülkemizde gerçek tabloya bakalım. Çiftçimiz mi haklı istatistik mi haklı?

*Ülkemizde resmi açıklamalar tarımsal hasılada rekorlara işaret ediyor. Ancak sahadaki üretici artan girdi maliyetleri ve baskılanan ürün fiyatları nedeniyle zorlanıyor. Gübre, mazot ve finansman maliyetleri yükselirken ürün fiyatları aynı hızda artmıyor.

*Son yıllarda uygulanan para politikaları ve yüksek enflasyon ortamı, girdi fiyatlarını daha da yukarı çekti. Gıda fiyatlarındaki artış iklim koşullarına bağlanıyor. Don ve kuraklık etkili. Ancak yapısal sorunlar çözülmeden yalnızca iklimi suçlamak eksik olur.

*Gübre fiyatlarının 2026 yılında kârlılığı tehdit eden en önemli unsur olarak öne çıkması tesadüf değil. Gübre kullanımını azaltmanın da sınırı var. Özellikle fosfat eksikliği verimde kalıcı kayıplara yol açabilir. “Az gübre atayım maliyeti düşüreyim” yaklaşımı kısa vadeli rahatlama sağlasa da uzun vadede toprağın verim gücünü zayıflatır.

****Aşırı yağışlar ve tarla yönetimi bilimle hareket edilirse çözüm sağlanabilinir. İklim değişikliği yalnızca fiyatları değil, üretim tekniklerini de yeniden düşünmeyi zorunlu kılıyor. Şiddetli yağışlar sonrası zeytinlikler, bağlar ve meyve bahçelerinde kök boğulması, mantari hastalıklar ve besin yıkanması ciddi risk oluşturuyor.

*Toprak tavı uygun değilken makineye girilmemeli. Aksi halde sıkışma artar. Gözeneklilik azalır. Kök gelişimi zayıflar. Nitrat ve potasyum yıkanmasına karşı analiz yapılmalıdır. Gerekiyorsa yaprak gübresi ve biyostimülan uygulamaları planlanmalıdır. Bilimsel kılavuzlar hazırlanmalı ve il müdürlükleri teknik rehberliği güçlendirmelidir.

****Tüm bu konularda çözüm ne olmalıdır? Bu sorunun cevabı; disiplinli üretim ve stratejik planlama olmalıdır.

2026 yılın temel şifresi ise verim için değil, yatırım getirisi için üretim olmalıdır.

Çiftçimiz artık duygusal karar vermemelidir. Toprak analizi yapmadan gübre atılmamalıdır. Alım zamanlamasını iyi planlamalıdır. Kooperatif ve toplu alım modelleri güçlendirilmelidir. Yerli amonyak ve fosfat yatırımları stratejik öncelik olmalıdır….

Küresel piyasada arz daralması ve jeopolitik riskler kısa vadede ortadan kalkacak gibi görünmüyor. Gübre fiyatlarının sert düşmesi olası değil. Ancak doğru planlama, maliyet kontrolü ve teknik disiplinle bu fırtına yönetilebilir.

****Ülkemiz tarımı geçmişte daha büyük krizleri aştı. Yeter ki doğru ve güvenilir veriye dayalı, bilim temelli ve uzun vadeli bir strateji benimsensin. 2026 yılı zor bir yıl olabilir; ama akılcı yönetilirse aynı zamanda yeniden yapılanma fırsatıdır.

Yapısal sorunlar mutlaka çözülmeli, çiftçimiz para kazanmalı, küçük üretici daha çok desteklenmeli, tarıma bütüncül bakılmalı, bu zihniyet değişmeli, liyakate önem verilmeli, bilim ve kaliteli eğitime önem verilmeli, kriz değil risk planları hazırlanmalıdır. Çiftçimiz, tüketicimiz tarım politikalarına, siyasetçilere güven duymalıdır.

****Yazıma Rahmetli büyük ozanımız Aşık Veysel’in dizeleri ile bitirmek istiyorum.

Koyun Verdi Kuzu Kuzu Verdi, Verdi Süt Verdi, Verdi Süt Verdi

Yemek Verdi, Ekmek Verdi, Et Verdi

Kazma ile Dövmeyince Kıt Verdi

Benim Sadık Yarim Kara Topraktır…