
Avantajlarımıza Odaklanmak... Dünyayı Üretiyoruz, Ama...
Yıllardır söylüyorum.
Azı çoğu, eksiği gediği ile Tarımda muhteşem avantajlara sahibiz.
Veriler, gerçeklikler bize bunu söylüyor.
Ama biz algıları ve ağlamaları seviyoruz, herkesin de sevmesini istiyor, buna haslet ediyoruz.
Geçtiğimiz haftalarda hem Tarımsal Hasıla'daki yerimizi hem de Tarımsal Üretim Değerindeki yerimizi detaylı anlatmıştım.
Tarımsal Üretim Değerlerinin hem kur devalüasyonu (kur politikalarının TL'ye göre düşük tutulması) hem de tarımsal üretici enflasyonu üzerinden balonlaştığını, bunun kanıtı olarak da TÜD değerindeki sabit ve cari değerler verilerinden sabit değerler verisinin (98,4 milyar $), cari değerler verisinden (92,3 milyar $) büyük olmasını göstermiştim.
Tarımsal Hasıla verisinin ise TÜD verisine göre, hala kimsenin çözümleyemediği, metodolojik ve formül muammasına sahip olduğunu yazmıştık.
Makaleyi TÜD değerinin büyüklüğü açısından değerlendirdiğimizde, sorulacak olan "iyi de çiftçi bunun neresinde" sorusunun yanıtı olarak, bu verilerin kaynağının çiftçilerin kazançları değil, ülkemizin özellikle tarımsal üretim kültürü ve çeşitliliğidir demiştim.
İsteyen dostlar önceki makaleyi okuyabilir. → Tarımsal üretim değerinde kaçıncıyız?
İşte bugün size tarımsal üretim çeşitliliğimizin gücünü ve muhteşemliğini anlatacağım.
Buyurun...




Bakın yukarıya yönetici özeti tadında tabloları ve grafikleri ekledim.
Ne yazık ki; Türkiye tarımı üzerine konuşurken genellikle iki aşırı uç arasında gidip geliriz:
Bir tarafta "Dünya bizi kıskanıyor, her şeyde lideriz" diyen retorik; diğer tarafta "Tarım bitti, her şeyi ithal ediyoruz" diyen karamsarlık...
Oysa iktisat da tarım ekonomisi de hislerle değil, soğukkanlı verilerle yapılır.
Çünkü ölçemediğimiz hiçbir şeyi anlamayız, planlayamayız, proje haline getiremeyiz, politika üretemeyiz.
Ancak demagoji yapar, algılar savaşına girer, medyayı kullanırız.
Herkes kendi siyahını siyah, beyazını beyaz yapmaya çalışır.
Ama gerçeklik hem siyahı hem de beyazı yorar; boşa çıkarır.
Bakılır; tarla, ahır, bağ bahçe ne diyor?
Bu sözlerin "mala davara bir faydası var mı?"
İşte buna bu olguları yaşayan yani çiftçi karar verir.
Ve klasik risk alamazlık algısı üzerinden genellikle "iyi yani olumlu/pozitif olan söylemi, iyi olan renkleri, onu cesaretlendirecek" algıyı satın alır.
İşte bu durum, üretilen iktidarı korur, gücü güçlü kılar.
Oysa çözüm, ona aradığı gücü, olmayan ya da olması gereken üzerinden verebilmektir. Bunun yolu da analitik verileri, doğru politikalar ile doğrudan güven vererek anlatmaktır.
İşte tam da bu yüzden, o güveni inşa edecek soğukkanlı verilere bakmak zorundayız.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAOSTAT 2024) açıkladığı son küresel üretim verileri önümüze devasa bir fotoğraf koyuyor.
Ancak bu fotoğrafı doğru okumak, tabiri caizse "elma ile elma sepetini" birbirine karıştırmadan, politikanın algı oyunlarına teslim olmadan veriyi süzmekten geçiyor.
Şimdi bakalım bu veriler bize ne diyor?
FAO'nun bu veri sistemine ürün, verim, miktar verilerini veren, bu veri sistemindeki 197 ülke içerisinde ürün çeşitliliği olarak 191 ürün çeşiti/kalemi bildirimi ile Türkiye'nin, Çin'in (207 ürün kaydı) ardından dünyanın 2. büyük ülkesi olduğunu söylüyor.
Ürün çeşitliliğimizin/kalem bunun iki katından fazla olduğunu, TÜİK üzerinde kalem sayılan çeşitliliğimizin daha fazla olduğunu yıllardır söylüyorum (FAOSTAT, üye ülkelerin verilerini uluslararası alanda kıyaslayabilmek için CPC (Central Product Classification) standartlarını kullanır. Bu sistemde yerel ve alt varyeteler (örneğin onlarca farklı biber, elma, domates veya fasulye çeşidi) tek bir ana ürün başlığı altında toplanır.).
Türkiye'yi;
Meksika 168,
ABD 156,
Hindistan 154,
Brezilya ve Rusya 136 ürün ve ürün gamı ile takip ediyor.
Nasıl şaşırdınız değil mi?
O zaman biraz daha şaşırtayım sizi.
"121 Ürün" Gerçeği
Biz bu çalışmayı dünyada ilk 20 içerisinde bulunan ürün çeşitliliğimiz üzerinden yapacağız.
Dünyadaki 197 ülkenin %72,1'inin (142 ülke) FAOSTAT veritabanında toplam yetiştirdiği ürün sayısı dahi 121'e ulaşamamaktadır. Bizim sadece ilk 20 liginde yer aldığımız ürün çeşitlilik/kalem sayısı, çoğu ülkenin toplam tarımsal varlığından fazladır.
Türkiye tek başına, ilk 20 içine giren 121 kalemi üzerinden, küresel çeşitlilik listesinin %63,4'üne sahip.
Bu çalışmada, FAOSTAT 2024 verilerindeki ilk 20 sıra titizlikle taranmış; makro sektör toplamları (13 Sektörel Agrega) ayıklanarak Türkiye'nin 108 Tekil Ürün üzerinden küresel ölçekteki net üretim haritası çıkarılmıştır.
Türkiye, FAOSTAT 2024 sıralamalarında küresel ölçekte ilk 20 içinde toplam 121 farklı veri satırı ile temsil edilmektedir. Bu 121 satırın 13 adedi sektörel makro agregalardan oluşurken, geri kalan 108 kalem net tekil üründür.
Görsel 1'de görüldüğü üzere, Türkiye'nin tarımsal gücü küresel zirvede yoğunlaşmaktadır.
Buna göre:
Ülkemiz
61'i tekil ürün (Elma, Armut, Yumurta, Çiğ Süt gibi) 6'sı ürün grubu (en az iki ve fazlası ürün toplamı ( Tahıllar, Baklagiller, Toplam Çiğ Süt gibi) olmak üzere 67 ürün kaleminde Dünya'da ilk 7. sırada.
İlk 1.sırada 7,
2. sırada 3,
3. sırada 15,
4. sırada 12,
5. sırada 11,
6. sırada 6
7. sırada 13 ürün/kalemi yer alıyor.
&
İlk 8-10. sıra arasında 3'ü ürün grubu, 16'sı tekil/ana ürün olmak üzere 19 ürün çeşitliliğine sahibiz.
&
Bu durumda ilk 10'da yer aldığımız 77 ürün, 9'u ürün grubunda olmak üzere 86 ürün ve grubuna sahibiz.
&
11-20 Arasında toplam 35 ürün ve ürün grubumuz var.
Bunlardan 4 kalemi ürün grubu, 31'i ürün çeşididir.
Böylece ilk 20 içerisinde 121 ürün ve ürün grubumuz bulunuyor.
Bu ürünler ve gruplarına ait tablolar ve grafikler yukarıda var.
Kullanmak isteyenlerin hakkı teslim etmesini dileriz.
&
Zirvedekilerin Analizi:
İlk 7 Sıradaki Liderlik (61 Tekil Ürün)
Türkiye’nin dünya tarımındaki asıl rekabetçi gücü ilk 7 sırada kendini göstermektedir. İlk 7 sırada yer alan 67 kalemin 6’sı makro toplam olup, 61 tekil ürün dünya ölçeğinde açık bir liderlik veya kürsü derecesini işaret etmektedir.
Dünya Birincilikleri (1. Sıra - 7 Kalem): Türkiye; İncir, Kiraz, Kayısı, Ayva, Keçiboynuzu, Kabuklu Fındık ve Haşhaş Tohumu üretiminde dünya 1.'sidir.
Görseldeki %56,5'lik Pay: Türkiye'nin dünya ilk 20'sinde yer alan 108 net tekil ürününün yarıdan fazlası (%56,5 - 61 Ürün) doğrudan dünya ilk 7'si içerisindedir. Bu durum, Türkiye'nin özellikle bahçe bitkileri, sert kabuklular ve taze meyve-sebzedeki güçlü üretim kapasitesini teyit eder.
Sektörel Agregaların, Grupların (13 Makro Toplam= En az iki ve daha fazla ürün grubunu ifade eder) Anlattıkları:
Veri setinde yer alan 13 Sektörel Agrega, tekil ürün olmamakla birlikte Türkiye'nin bölgesel ve küresel ölçekteki ölçek ekonomisi gücünü göstermesi bakımından son derece kıymetlidir.
İlk 7 Sıradaki Agregalar (6 Adet): Sert Kabuklular Toplamı, Sebzeler Toplamı, Meyveler Toplamı, Sağılan Toplam Hayvan Sayısı, Koyun/Keçi Eti Toplamı ve Turunçgiller Toplamı.
8–10. Sıradaki Agregalar (3 Adet): Süt/Çiğ Toplam, Sığır ve Manda Eti Toplam, Beyaz Et Toplam.
11–20. Sıradaki Agregalar (4 Adet): Kanatlılar Toplamı, Kuru Baklagiller Toplamı, Tahıllar Toplamı ve Kırmızı+Beyaz Et Toplam Üretim.
Bu agregalar, Türkiye'nin sadece belirli mikro niş ürünlerde değil; meyve, sebze ve canlı hayvan varlığında küresel ölçekte ilk 5-10 oyuncu arasında yer aldığını kanıtlar.
&
Stratejik Derinlik (8–20. Sıra Aralığı- 47 Tekil Ürün):
İlk 10'un alt kısımları ve 11-20 bandı (toplam 47 tekil ürün); buğday, mısır, arpa, ayçiçeği, pamuk, sığır eti, tavuk eti, yumurta gibi temel gıda güvencesi parametrelerini içerir. Türkiye bu grupta ilk 3 içinde olmasa da küresel üretimin ilk 10 ila 20'lik diliminde yer alarak gıda arz güvenliği açısından kritik bir eşiği korumaktadır.
Şimdi verileri kıymetlendirelim ve kendi değerlendirmelerimizi/okumalarımızı girelim:
Çiftçinin tarlada, ahırda ter dökerken yarattığı asıl mukayeseli üstünlük, dünya ölçeğinde ilk 7 sırada yer aldığımız 61 tekil üründe saklıdır. Yani küresel ilk 20'deki 108 net ürünümüzün %56,5'i doğrudan küresel zirveye oynamaktadır.
Ancak burada durup Agregaların Gücüne ayrı bir parantez açmak gerekir:
Türkiye, sadece münferit tarım parsellerinde değil; bir bütün olarak küresel ölçekte Meyveler Toplamında dünya 4.'sü, Sebzeler Toplamında dünya 3.'sü, Sağılan Toplam Canlı Hayvan Sayısında dünya 5.'si ve Çiğ Süt Toplamında dünya 9.'sudur.
Bu makro rakamlar bize şunu söyler: Türkiye tarımı, sadece şans eseri birkaç üründe öne çıkmış bir yapı değil; devasa işleme, toplama, depolama ve tedarik zinciri kabiliyetine sahip küresel bir gıda havzasıdır.
Açık Dünya Şampiyonluklarımız (1. Sıra): İncir, kiraz, kayısı, ayva, keçiboynuzu, kabuklu fındık ve haşhaş tohumunda dünya 1.'siyiz. (Toplam 7 üründe Dünya Şampiyonluğu).
Kürsü Derecelerimiz (2. ve 3. Sıra): Antep fıstığı, vişne ve zeytinde dünya 2.'liğimizi korurken; domates, elma, armut, ceviz, karpuz, hıyar, şeftali ve nohutta dünya 3.'süyüz. (Toplam 41 üründe küresel ilk 3'teyiz).
Söylemlerin Göremediği Hayvancılık Gerçeği: "Hayvancılık bitti" söylemine karşılık ahırın bize söylediği somut veriler de var: Arı kovanı sayısı, bal üretimi ve çiğ koyun sütünde dünya 3.'sü; sağılan koyun sayısı ve koyun etinde dünya 4.'süyüz. Türkiye, küçükbaş hayvancılıkta coğrafyasının hakkını veren küresel bir aktördür.
Bu verilerin tartışmaya açık olduğu, doğru olmadığı, mesela kovan sayılarının manüplatif olduğu gibi türlü şeyler söylenebilir. Ben de söylüyorum. Ancak burada sayılar belirleyici olsa bile potansiyel-kapasite-üretim altyapısı-üretim kültürü açısından baktığımızda bu söylemlerin veri hatalarına rağmen gerçekliği örtmediğini görmek lazım.
Çünkü;
Bu şekilde baktığımızda son dönemde ülkemizin bazı spesifik ürün başarılarını görmezden gelmiş oluruz.
Geleneksel olarak bildiğimiz fındık, üzüm, zeytin gibi "klasik" ürünlerin ötesine geçtiğimizde, Türkiye tarımının son yıllardaki dinamizmi ve dönüşüm kabiliyeti çok daha net görülüyor.
İstenirse, doğru planlama ve üretici cesaretiyle nelerin başarılabileceğinin en somut kanıtı bu grupta saklı. Ben de yıllardır bunun peşindeyim.
Örneğin: (Kivi, Çilek, Trabzon Hurması, Brokoli & Karnabahar): Bundan 20-30 yıl önce Türkiye için "marjinal" sayılabilecek ya da sadece sınırlı lokasyonlarda yetiştirilen ürünler, bugün dünya liginde fırtına estiriyor. Türkiye bugün çilekte ve limon/patlıcanda dünya 5.'si; Trabzon hurmasında dünya 6.'sı; kivide, marulda ve karnabahar/brokolide dünya 7.'sidir.
Bu tablo, Türk çiftçisinin pazar talebine ve yenilikçi ürünlere ne kadar hızlı adapte olabildiğini gösteren bir "sessiz devrim"dir.
Çiğ Vanilya (6. Sıra) Örneği;
FAOSTAT verilerinde gözden kaçan ama Anadolu coğrafyasının mikro-klima çeşitliliğini ve sera/örtü altı teknolojilerindeki esnekliğini simgeleyen en çarpıcı verilerden biri Çiğ Vanilyadır. Türkiye, niş ve son derece yüksek katma değerli bu üründe dünya 6.'sı olarak küresel matriste yerini almıştır. Bu durum, katma değeri yüksek tıbbi ve aromatik bitkilerde ülkemizin önünün ne kadar açık olduğunun kanıtıdır.
&
Peki, vatandaşı ve üreticiyi en çok zorlayan, algıların en çok çatıştığı temel gıda maddelerinde durum ne? 8 ile 10. sıralar arasına baktığımızda, bu ülkenin beslenme rejiminin ve gıda güvencesinin ana omurgasını görüyoruz.
Bu grupta yer alan 16 tekil ürün bize şunu söylüyor: Türkiye; sığır eti (8. sıra), çiğ inek sütü (10. sıra), buğday (10. sıra), tavuk eti (9. sıra), tavuk yumurtası (9. sıra) ve kütlü pamukta (8. sıra) dünya lideri değil belki ama küresel ölçekte ilk 10 oyuncudan biridir.
İşte "her şeyi ithal ediyoruz" karamsarlığını boşa çıkaran da, "hiçbir sorunumuz yok" pembe tablosunu yıkan da bu veridir. Üretim kapasitemiz devasadır ama bu kapasitenin maliyet, planlama ve bölüşüm şoklarıyla sarsıldığı da bir gerçektir.
Gelelim en baştaki sorumuza... Sayıların bu kadar parlak olması, üreticinin cebini doldurmaya, tüketicinin fileyi ucuza tamamlamasına yetiyor mu? Yani bu verilerin "mala davara bir faydası" oluyor mu?
Eğer doğru politika üretemezseniz, cevabımız ne yazık ki "Hayır" olur. Analitik veriler bize 3 temel ödevi zorunlu kılıyor:
Hammadde Şampiyonluğundan Katma Değer Şampiyonluğuna: Fındıkta, kayısıda, incirde dünya 1.'siyiz ama küresel çikolata ve işlenmiş gıda pazarının katma değerini başkalarına kaptırıyoruz. Haşhaştaki stratejik akla benzer bir modeli, tüm meyve-sebze grubunda sanayi entegrasyonu ile kurgulamak zorundayız.
Çiftçinin Risk Algısını Kırmak: Çiftçi; kivi, çilek veya Trabzon hurmasında gösterdiği o dinamizmi maliyet ve belirsizlik baskısı altında kaybedebilir. Ona aradığı güveni vermek; tavan/taban fiyat oyunlarıyla değil, uzun vadeli planlama, doğrudan fiyat/gelir/sürdürülebilirlik desteği ve su odaklı üretim planlaması ile mümkündür.
Ölçek Avantajını Lojistik ve Teknolojiyle Taçlandırmak: Agregalarda gördüğümüz devasa ölçek avantajımızı, tarladan sofraya kadar olan %30'luk kayıpları önleyecek soğuk zincir lojistiği ve özel, "Tarım Organize Bölgeleri" (TOB) ile korumalıyız.
Burada yeri gelmişken, 20 yıldır söylüyorum yine söyleyeyim belki bir kişi daha anlar merak eder.
TOB'lar Organize Tarım, Organize Tarım İhtisas ya da Organize Jeotermal vs bölgeleri değildir. Bu çalışmaların mevcut durumuyla gereksizliğinin kanıtı olacak olan, makro düzeyli bir politika ve projeler bütünüdür.
Son söz:
Türkiye tarımı ne teslim alınacak kadar çaresiz ne de böbürlenilecek kadar sorunsuzdur.
Siyah ve beyazın savaşında kaybolmak yerine, elimizdeki bu muazzam 191 ürünlük biyoçeşitlilik gücünü ve 108 ürünlük küresel ilk 20 üretim kapasitesini akılcı, planlı ve katma değerli bir tarım politikasına dönüştürmek zorundayız.
Çünkü günün sonunda retorikler biter, sloganlar unutulur; geriye sadece tarlanın ve ahırın ne verdiği ve çiftçinin ne hissettiği kalır.
Çiftçi ise cebiyle düşünür, hepimiz gibi.
Ben:
Bu kadar yok'ların,
Bu kadar zorlukların,
Bu kadar algıların,
Bu kadar sorunların ve söylemlerin,
Bu kadar sıkıntıların içinde,
Hala direnen çiftçileri bulmuşuz kıymetinden haberdar değiliz.
Benim derdim ise belli:
Şu ilk 7'yi sayarken orada Türk Çiftçisini görmek.
Her yönüyle.
Çünkü
ÇİFTÇİ ASIL AKTÖRDÜR.
Kalın sağlıcakla.