İktidar uzun süredir “üreticiyi destekliyoruz” diyor.
Peki sahada ne oluyor?
Üretici, desteklenmek bir yana; adım adım sistemin dışına itiliyor.
Bugün Ziraat Bankası’nın sübvansiyonlu tarım kredileri için üreticiden “Bağ-Kur borcu yoktur” belgesi isteniyor. İlk bakışta “düzen” gibi görünen bu uygulama, tarımın gerçeğini bilen herkes için bambaşka bir anlama geliyor. Borcu olmayan üretici zaten çoğu zaman krediye muhtaç değildir.
Krediyi asıl arayan, girdi fiyatlarının altında ezilen, hasadı bekleyen, yem–mazot–gübre borcunu çevirmeye çalışan üreticidir.
Yani kredi, en çok ihtiyacı olana lazımdır. Siz kalkıp “borcu yoktur” şartı koyarsanız, ihtiyaç sahibini kapının dışında bırakırsınız. Bunun adı destek değil; tarımsal finansmana erişimi daraltmaktır. Bu şart, kağıt üzerinde “risk yönetimi” gibi dursa da, pratikte üreticiyi nefessiz bırakır.
İkinci mesele daha vahim.
Yeni işletme açacak üreticilerden alınan ücretin 2025’te 230 TL iken 2026’da 2.500 TL’ye çıkarılması…
Döner sermaye yüzde 25 artarken üreticiye yaklaşık yüzde 1000’e yakın zam yapmak hangi mantığa sığar?
Bu, teşvik değil; “kurma, büyütme, uğraşma” demektir.
Üretime yeni girecek olan, ahırını büyütecek olan, işletmesini kayıt altına alıp resmileştirecek olan üreticiye böyle bir maliyet yüklemek; aslında kayıt dışını büyütmek, üretimi küçültmek ve köyden kopuşu hızlandırmaktır. Gençleri üretime teşvik etmek yerine, bu uygulamalar gençlere açıkça şunu söylüyor: “Üretmeyin, köyde kalmayın.”
Köylerin demografisi zaten alarm veriyor. Birçok yerde yaş ortalaması 58-60 bandına dayandı. Bu gidişle 65’i konuşacağız. O zaman şu soruyu sormak zorundayız...
Bu ülke tarımını kim yapacak?
Hayvancılığı kim sürdürecek?
Toprağı kim işleyecek?
Tarım; sadece tarlada değil, bankada, mevzuatta, masada da yaşar. Siz bankanın kapısına “borcu yoktur” levhasını asıp, işletme kurmanın maliyetini bir gecede 10 katına çıkarırsanız; üreticiyi korumaz, üretimi cezalandırırsınız.
Üstelik daha çok yakın bir tarihte, 2025 yılında yaşanan zirai don felaketi üreticiyi ağır bir zararla baş başa bıraktı. Böylesi bir afette yapılması gereken; üreticinin sosyal güvenlik yükünü hafifletmek, Bağ-Kur borçlarını silmek ya da en azından kamu bankaları ve tarım krediye olan borçlarını faizsiz ertelemek, üreticiyi yeniden ayağa kaldıracak bir nefes alanı oluşturmaktı.
Ama olmadı. Borçlar silinmedi, faizsiz erteleme yapılmadı. Tam tersine; şimdi bir de “borcu yoktur” şartı getirilerek, borcu olan üretici krediden dışlanıyor. Bunun yanında yeni işletme açma ücretinin 10 katına çıkarılması da cabası…
Ben bu tabloda iyi niyet göremiyorum. Ne yapmaya çalıştıklarını anlayan varsa lütfen anlatsın: Üreticiye “üret” mi deniyor, yoksa açıkça “çekil kenara” mı?
Bu nedenle soruyorum:
Ziraat Bankası sübvansiyonlu kredilerinde üreticiyi dışlayan “Bağ-Kur borcu yoktur” şartı kaldırılacak mıdır?
Yeni işletme açacak üreticilere getirilen bu fahiş ücret artışı geri çekilecek midir?
Peki ne yapılmalı? (Çözüm önerileri)
Öncelikle krediye erişimi “sıfır borç” şartına bağlamak yerine, üreticiyi sisteme dahil eden bir düzen kurulmalıdır. Bağ-Kur borcu olan üretici krediden otomatik dışlanmamalı; borcu için yapılandırma/öteleme mekanizması devreye sokulmalı ve krediyle birlikte kesintisiz bir ödeme planı oluşturulmalıdır. Çünkü üretici borcunu zaten çoğu zaman “üreterek” kapatabilir.
İkinci olarak, yeni işletme açacak üreticilerden alınan bu ücret derhal makul seviyeye çekilmeli; özellikle genç ve kadın üreticiler için ilk kuruluş ücretleri kaldırılmalı ya da sembolik hale getirilmelidir. Gençlerin köyde kalmasını istiyorsak, işe başlamanın maliyetini büyütmek değil, azaltmak zorundayız.
Üçüncü olarak; genç üretici için sadece “teşvik” sloganı değil, gerçek destek gerekiyor. En az 2-3 yıl SGK/prim desteği, düşük faizli krediye erişim, teknik danışmanlık ve pazara erişim desteği…
Aksi halde köy boşalır, üretim azalır, gıda daha da pahalılaşır.
Çünkü üretici giderse, tarım gider. Tarım giderse, sadece gıda değil, memleketin geleceği de gider.