Türkiye’de tarım konuşulunca çoğu zaman üretim maliyetlerini, ithalatı ya da fiyatları tartışıyoruz. Elbette bunlar önemli. Ama asıl konuşmamız gereken daha derin bir mesele var: Tarımın itibarı.

Çünkü tarımın itibarı düştüğünde, sadece çiftçi yalnız kalmaz; ülkenin gıda güvenliği, kırsalın geleceği ve toplumun refahı da zayıflar.

Bugün kırsala baktığımızda gençlerin uzaklaştığı, üretimin yaşlandığı ve bilgi seviyesinin giderek gerilediği bir tabloyla karşı karşıyayız. Tarım, çoğu zaman “başka seçenek kalmadığında yapılacak iş” gibi görülüyor. Oysa bu algı tarımı küçültmekten öte, doğrudan sofradaki ekmeği, pazardaki fiyatı, hatta ülkenin bağımsızlığını ilgilendiriyor.

Sorun sadece algı da değil. Algıyı besleyen çok somut bir gerçeklik var: Çiftçi artık plan yapamıyor.
Çünkü üretim maliyetleri sürekli artıyor, üstelik artışlar “öngörülebilir” değil. Mazot bugün 72 TL, yarın için 77-78’ler telaffuz ediliyor. Gübre, yem, ilaç, mazot, elektrik… Hepsi dalgalı ve yükselen bir çizgide. Çiftçi maliyeti hesaplayamıyor; hesaplayamayınca da “bu sene ne olacak?” duygusuyla tarlaya giriyor.

Daha kötüsü şu: Çiftçi yalnızca maliyeti bilmez hale gelmedi; ürettiği ürünü kaça satacağını da bilmiyor.
Hatta bazen “satabilecek miyim?” diye düşünüyor. Bugün üretimin en büyük düşmanı budur: belirsizlik. Belirsizlik, emeğin şevkini kırar; yatırımın önünü keser; gençleri köyden koparır; bilgi ve teknolojiye geçişi yavaşlatır.

Oysa gelişmiş ülkelerde tablo farklı. Amerika’da çiftçilik teknolojiyle iç içe, verimlilik odaklı ve saygın bir meslek olarak konumlanıyor. Avrupa’da devletler kırsalı canlı tutmak için güçlü teşvikler veriyor; hibeler, eğitim programları ve altyapı yatırımlarıyla tarımı yeniden cazip hale getiriyor. Gençleri köylere döndürmek için “sadece çağrı” değil, hayat kurduracak bir sistem inşa ediyorlar.

Bizde ise uzun yıllardır tersine bir göç yaşandı. Köyler boşaldı, üretici yalnızlaştı, tarım giderek “yaşlıların işi” gibi görülmeye başlandı. Eğitimli gençler için tarım bir kariyer seçeneği olmaktan çıktı. Sonuç ortada: Verimlilik düşüyor, maliyet artıyor, gıda fiyatları yükseliyor. Ama en kritik kayıp şu: Tarımın itibarı aşındıkça, üretim kapasitesi de zayıflıyor.

Şunu açıkça söylemek gerekiyor: Tarım sadece toprağa tohum atmak değildir. Tarım; bilgi, teknoloji, planlama ve vizyon işidir. Modern çiftçi veri analizi yapar, iklim riskini takip eder, dijital sistemler kullanır; sulamayı, gübrelemeyi, verimi hesaplar. Yani tarım aslında yüksek nitelikli bir meslektir. Ama biz hâlâ tarımı düşük nitelikli bir iş gibi konumlandırıyor; üreticiyi de “idare etsin” diye yalnız bırakıyoruz.

Bu bakış açısı değişmeden, gıdanın ucuzlamasını beklemek gerçekçi değildir. Çünkü tarımda ucuzluk; çiftçinin ezilmesiyle değil, verimlilikle, öngörülebilirlikle ve adil paylaşım ile gelir.

Peki ne yapılmalıyız?

Öncelikle tarımın itibarı yeniden inşa edilmelidir. Gençlere “köye dön” demek yetmez; köyde yaşayabilecekleri ekonomik ve sosyal hayatı kurmak gerekir. Bunun için:

-Girdi maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlanmalı. Mazot, gübre, yem gibi temel kalemlerde üreticiyi her gün yeni bir sürprize mahkum eden dalgalanma yönetilmelidir.

-Ürün fiyatları ve alım politikaları zamanında, net ve güven veren şekilde açıklanmalıdır. Çiftçi, tarlaya girerken “kaça satacağım” sorusuna bir ufuk görebilmelidir.

-Sözleşmeli üretim, taban fiyat, alım garantisi gibi mekanizmalar yaygınlaştırılmalı; üretici satıp satamayacağını düşünmekten kurtarılmalıdır.

-Kooperatifler güçlendirilmeli, pazarlama, depolama, lojistik, markalaşma destekleriyle üretici yalnızlıktan çıkarılmalıdır.

-Tarım liseleri, uygulamalı üniversite programları, girişimcilik destekleriyle yeni nesil çiftçi profili oluşturulmalıdır.

-Kırsalda yaşamı mümkün kılacak internet, yol, sağlık ve eğitim altyapısı tarım politikasının ayrılmaz parçası olmalıdır.

Unutmayalım: Tarımı ihmal eden bir ülke, geleceğini ithal eder. Bugün tarımı yeniden düşünmek zorundayız. Çünkü mesele sadece çiftçinin değil, sofradaki herkesin meselesidir.

Tarımın itibarı yükselmeden ne üretim artar ne de fiyatlar kalıcı biçimde düşer.

Acı ama gerçek: Tarım bu halde.

Ama doğru adımlarla, bu tabloyu değiştirmek hala mümkün. Yeter ki tarımı “idare edilecek bir alan” değil; ülkenin geleceği olarak görelim.