Önceki gün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ydü.

Her yerde aynı manzarayı gördük. Mesajlar paylaşıldı, kutlamalar yapıldı, güzel cümleler kuruldu. Kadının emeğinden, fedakârlığından, üretkenliğinden, toplumun temel direği olduğundan söz edildi. Yazıldı, çizildi, anlatıldı. Doğrusunu söylemek gerekirse, kadınların değerini anlatmaya zaten hiçbir cümle tam olarak yetmez. Çünkü kadın; hayatın içinde sadece bir rol üstlenen değil, hayatın kendisini taşıyan güçtür.

Ama asıl mesele tam da burada başlıyor.

Kadını öven sözler kurmak kolaydır. Zor olan, o sözlerin arkasını doldurmaktır. Yani kadına sadece bir gün değil, gerçekten her gün hak ettiği değeri vermektir. Daha da önemlisi, o değeri sadece duygusal ve sembolik alanlarda değil; temsil, yetki, karar ve yönetim alanlarında göstermektir.

Bugün dönüp kendimize samimiyetle şu soruyu sormamız gerekiyor: Kadına gerçekten ne kadar değer veriyoruz?

Üretici birliklerine bakalım. Meslek odalarına bakalım. Ticaret ve sanayi odalarına bakalım. Ziraat odalarına bakalım. Siyasete bakalım. Belediyelere bakalım. Muhtarlıklara bakalım. Bakanlıklara, genel müdürlüklere, üst düzey bürokrasiye bakalım.

Kaç kadın başkan görüyoruz?
Kaç kadın yönetici görüyoruz?
Kaç kadın karar veren makamda yer alıyor?
Kaç kadın sadece dinlenen değil, yön veren konumda bulunuyor?

Kadınlarla ilgili komisyonlar var. Kadın kolları var. Kadın çalıştayları var. Kadın projeleri var. Kadın emeğini anlatan konuşmalar var. Ama yönetim katına çıkıldığında tablo aynı ölçüde değişiyor mu? İşte asıl sorgulanması gereken yer burasıdır.

Çünkü mesele yalnızca “kadınlarımız çok kıymetlidir” demek değildir. Mesele, o kıymeti koltukta, kürsüde, imzada, yetkide, kararda gösterebilmektir.

Tarım gibi kadın emeğinin omuzlarında yükselen bir alanda bile tablo ortadadır. Tarlada kadın var. Serada kadın var. Ahırda kadın var. Hasatta kadın var. Paketlemede kadın var. Pazarda kadın var. Evde üretimin görünmeyen yükünü taşıyan yine kadın var. Ama iş yönetime gelince, temsil zayıf. Emeğin merkezinde olan kadın, kararın merkezinde çoğu zaman yok.

Bu çelişkiyi artık açık açık konuşmak zorundayız.

Sözde herkes kadın emeğine saygılı. Sözde herkes kadınların toplumdaki yerine vurgu yapıyor. Sözde herkes eşitlikten yana. Ama özde aynı cesareti göremiyoruz. Çünkü özde yaklaşmak, vitrini değiştirmek değil; yapıyı değiştirmektir. Özde yaklaşmak, sadece kutlama mesajı yayınlamak değil; kadınların önünü açmaktır. Özde yaklaşmak, “kadınlarımız baş tacıdır” deyip alkış beklemek değil; kadınlara yetki vermektir.

Bir toplumun kadınlara bakışını en iyi gösteren şey, kürsüde kurduğu cümleler değil; karar masasında ayırdığı yerdir.

O yüzden artık şu ayrımı net biçimde yapmak gerekiyor: Temsil, bir nezaket konusu değildir; adalet konusudur. Kadınların yönetimde daha fazla yer alması, sadece kadınlar için değil; ülkenin tamamı için bir ihtiyaçtır. Çünkü kadınların olduğu yerde hayatın gerçekliği, emeğin iç yüzü, sorunun kaynağı ve çözümün yönü daha net görünür. Kadınlar sadece destek veren değil, yön veren de olmalıdır.

Bugün üretici birliklerinde, odalarda, belediyelerde, muhtarlıklarda, parlamentoda, bakanlıklarda ve bürokraside kadın sayısı hala istenen yerde değilse, burada samimi bir eksiklik vardır. Bu eksiklik rakamlarla ölçülür ama asıl etkisi hayatın içinde hissedilir.

Çünkü temsil yoksa denge yoktur.
Denge yoksa adalet eksiktir.
Adalet eksikse kalkınma da eksiktir.

Kadınların olmadığı ya da yeterince yer bulamadığı bir yönetim anlayışı, toplumun yarısını karar süreçlerinin dışında bırakıyor demektir. Bu da ne eşitliğe sığar ne de demokrasiye.

Dün 8 Mart’tı. Çok şey söylendi. Güzel de söylendi. Ama şimdi 9 Mart’ın, 10 Mart’ın, yılın geri kalan bütün günlerinin sorumluluğu önümüzde duruyor. Gerçek sınav, mesaj yayınlamakta değil; samimiyeti hayata geçirmektedir.

Kadına değer veriyorsak, bunu sadece cümlelerde değil listelerde de görelim.
Yalnızca afişlerde değil atamalarda da görelim.
Yalnızca kutlamalarda değil seçimlerde de görelim.
Yalnızca temennide değil temsilde de görelim.

Sözde değil, özde yaklaşalım.

Çünkü kadınların hak ettiği şey, bir gün hatırlanmak değil; her gün hakkıyla temsil edilmektir.