Biz küçükbaş yetiştiriciliğiyle uğraşan bir aileyiz. Bu nedenle yaşananları uzaktan, masa başından değil; ahırın içinden, meranın kenarından, yem çuvalının fiyat etiketinden biliyoruz. Kimi zaman “fiyatlar yükseldi” deniliyor. Evet, kesim fiyatı da yükseliyor.

Ama mesele şu: Fiyat yükselirken maliyet daha hızlı yükseliyorsa, üretici yine kaybediyor. Bizim gördüğümüz tam da bu.

Birkaç rakam söyleyeyim; gerisini zaten sahada herkes yaşıyor:

Ekim ayında 620 TL olan kuzu yemi bugün 970 TL.

Bu, birkaç ay içinde yaklaşık %56’lık bir artış demek. Kuzu büyütürken en temel girdi yem…

Yemin böyle sıçradığı yerde, “fiyat arttı” cümlesi üreticinin derdine derman olmuyor.

Hayvanı kesime götürdüğümüzde de maliyet bitmiyor:

Ekim’de 580 TL olan kesim ücreti bugün 670 TL.

Bu da yaklaşık %15 artış demek.

Şimdi soralım: Yem %56 artmış, kesim ücreti %15 artmış… Bu şartlarda kesim fiyatındaki artış üreticiyi ne kadar koruyabilir? Korumuyor. Üretici daha yüksek fiyattan satıyor gibi görünüyor ama aslında daha pahalıya üretiyor.

Bizim gibi aile işletmeleri için bu, sadece “kâr azalması” değil; çoğu zaman borcun büyümesi demek.

Bu işin adı maliyet kıskacı

Küçükbaşta maliyetin bel kemiği yem.

“Mera var” deniyor ama mera her yerde aynı değil; her yıl da aynı değil. Yağış az, ot zayıf, iklim dalgalı… Mera sezonu kısalınca mecburen yeme yükleniyoruz. Mazot artınca zincirleme her şey artıyor: nakliye, yem, veteriner, ilaç, bakım, elektrik, işçilik…

Eskiden üretici için bir nefes alanı vardı: veresiye yem.

Yem bayisiyle üretici arasında güvene dayalı bir ilişki olur, üretici yemi alır, hayvanını büyütür, satıştan sonra borcunu öderdi.

Ama bugün o kapı da kapanıyor.

Çünkü yem satıcısı da artık veresiye veremiyor.

Neden? Çünkü kendisi de fabrikadan neredeyse peşin alıyor.

Yani zincirin her halkasında nakit baskısı var.

Üretici peşin alıp vadeli satıyor; satıcı peşin alıp peşin satmak zorunda kalıyor.

Bu durumda üretici için tek seçenek kalıyor: ya borçlanmak, ya küçülmek.

Bir de işin nakit tarafı var. Biz de çoğu yetiştirici gibi peşin alıp vadeli satmak zorundayız. Yemi peşin, ilacı peşin, mazotu peşin…

Ama satış çoğu zaman “sonra.” Bu düzen üreticiyi üretimle değil, borçla ayakta kalmaya zorluyor.

Sonuç ortada: Sürü büyümüyor, sürü küçülüyor. Gençler bu işe yaklaşmıyor.

“Bir kuzu daha büyüteyim” diyen, “bir kuzu daha azaltayım” noktasına geliyor.

Fiyat artışı tek başına çözüm değil. Piyasada bir dönem kesim fiyatı yükseliyor; ardından yem yeniden yükseliyor. Üreticinin hesap kalemleri yerinde durmuyor. Bu yüzden asıl ihtiyaç öngörülebilirlik.

Ne zaman, hangi şartta, kaça satacağımızı bilmeden plan yapamıyoruz. Plan yapamayınca doğumu, besiyi, sürü yenilemeyi sağlıklı kurgulamak da zorlaşıyor.

Burada mesele “piyasa böyle” deyip geçilecek bir şey değil. Çünkü küçükbaş yetiştiricisi bu işi bırakırsa, sonra kimse “niye et pahalı” diye sormasın.

Çözümün kilidi: Sözleşmeli alım garantisi + hızlı ödeme

Bizim gibi yetiştiricilerin en çok ihtiyaç duyduğu iki şey var: güvence ve nakit akışı.

1) Sözleşmeli alım garantisi

Sezon başında bilmek istiyoruz: “Bu kuzuyu hangi şartlarda, hangi standarda göre, hangi fiyattan satacağım?” Bu güvence olmazsa ya tüccarın insafına kalıyoruz ya da mecbur kaldığımız gün kesime gidiyoruz. Sözleşmeli alım; üretici için risk azaltır, piyasayı dengeler, tüketiciye arz güvenliği sağlar.

2) Kısa süreli ödeme (hızlı tahsilat)

Üretici parasını haftalarca bekleyemez. Çünkü masrafı her gün akar. Ödeme gecikince yeniden borçlanıyoruz; borçlanınca maliyet artıyor; maliyet artınca üretim daralıyor.

Destek, sahaya uygun olmalı

  • Yeme karşı hedefli destek
  • Mera ıslahı
  • Kuzu dönemine uygun finansman
  • Yetiştirici Birliklerinin güçlendirilmesi
  • Fiyat şeffaflığı

Son sözüm ise şudur;

Küçükbaş üretim sadece et-süt değil; kırsalda hayatın sürmesi, meranın korunması, göçün yavaşlaması demektir.

Bugün yem %56 artmış, kesim %15 artmış…
Üstüne bir de veresiye kapısı kapanmış.

Biz de üretici olarak aynı soruyu soruyoruz:
Bu işi nasıl sürdüreceğiz?
Bu soru büyürse, yarın sadece üretici değil, herkes kaybeder.

Bu yüzden açık söylüyoruz:
Yetiştiriciye sözleşmeli alım garantisi sağlanmalı, ödeme süresi kısaltılmalı. Özellikle Türkiye Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliğinin görüş ve önerileri dinlenmeli ve dikkate alınmalıdır.

Kısa vadede nefes, orta vadede sürdürülebilirlik için başka yol yok.