Hafta sonu İstanbul’daki çiftçi iftar programında Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan “Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi (2026–2028)”, küçükbaş hayvancılıkta yeni bir hamle olarak duyuruldu.
Buna göre 150 bin küçükbaş, üreticilerimize uygun şartlarda verilecek; hak sahibi her üreticiye 95 dişi ve 5 erkek küçükbaş temin edilecek. Bu ölçek, kaba bir hesapla yaklaşık 1.500 üreticiye denk geliyor.
Ayrıca aylık 15 bin TL (yıllık 180 bin TL) bakım ve besleme desteğinin karşılanacağı; projenin finansmanı için üreticilerin Ziraat Bankası’ndan faizsiz kredi kullanabileceği, bu kredilerde 2 yıla kadar geri ödemesiz ve 7 yıla kadar vade seçeneklerinin olacağı ifade edildi.
Aile işletmelerini büyütme, gençleri ve kadınları üretime daha fazla dahil etme, meraya dayalı maliyet avantajını güçlendirme hedefleri doğru uygulanırsa önemli bir ivme yaratabilir.
Ancak tarımda her yeni açıklama, hafızayla birlikte değerlendirilmelidir.
Dün ne denmişti?
2018–2019’da “300 Koyun Projesi” kamuoyuna sözleşmeli küçükbaş modeli olarak sunuldu. TİGEM tedariki ve Ziraat Bankası finansmanı çerçevesinde; yetiştiriciye hayvan temini, alım garantisi ve kredi mekanizmasının birlikte kurgulandığı bir modelden söz edildi.
Ama uygulamada hayvan tedarikinin serbest bırakıldığı; sözleşmeli yapının sahada beklenen karşılığı tam olarak üretemediği eleştirileri gündeme geldi. Amaç; sürü büyütmek, üretimi ölçeklendirmekti.
“Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var” projesi ilk olarak Tokat’ta uygulandı, Tokat İl Tarım Müdürlüğü ve Tokat Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliğinin projesiydi. Sonrasında ise diğer illerde uygulanmaya başlandı. Hedef yine aynıydı: Kırsalda kal, sürünü büyüt.
2005’ten bu yana devam eden Halk Elinde Küçükbaş Islah Projesi ise daha yapısal bir omurga oluşturdu. Yerli ırkların verim artışı, kayıt sistemi ve gen kaynağının korunması amaçlandı. Bu proje kısa vadeli değil; kalıcı etki üretme potansiyeline sahipti.
Genç Çiftçi hibelerinde de küçükbaş teslimleri yapıldı.
Peki sonuç ne oldu?
Türkiye’de küçükbaş hayvan varlığı son yıllarda dalgalı bir seyir izledi. 2001’den 2010’a kadar her yıl düşen küçükbaş sayısının, 2010–2016 döneminde yükseldiği; 2016’da yeniden gerilediği; 2022’ye kadar tekrar artış gösterdiği; 2022–2023 yıllarında düştüğü ve 2024’ten sonra yeniden yükselişe geçtiği görülüyor. TÜİK verilerinde dönemsel artışlar görünse de maliyet baskıları ve pazarlama sorunları nedeniyle sürdürülebilir bir sıçrama yakalanamadı.
Asıl soru şu:
Projeden hayvan alan yetiştiricilerin kaçı bugün hala üretimde?
Kredili modellerde geri ödeme performansı ne durumda?
Sözleşmeli model üreticiyi gerçekten korudu mu?
Sürü büyüten işletmeler iki-üç yıl sonra ayakta kalabildi mi?
Bu soruların cevabı kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmadıkça, her yeni proje “umut” ile “bekleyiş” arasında kalır.
Yeni projede kritik başlıklar
“Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projesi”nin başarılı olması için birkaç temel unsur belirleyici olacak:
Kontenjan ve dağılım netliği: Hangi ile kaç baş hayvan verilecek? İl bazlı kota nasıl belirlenecek? Mera kapasitesi dikkate alınacak mı?
Yetiştirici birliklerinin sürece dahil edilmesi (ilk eleme): Proje sahada yürütülürken yetiştirici birlikleri sürecin dışında bırakılmamalı. Sahayı en iyi bilen, üreticinin gerçek kapasitesini, işletme disiplinini ve sürdürülebilirlik potansiyelini en doğru okuyabilen yapı çoğu zaman birliklerdir. Bu nedenle ilk eleme ve ön değerlendirme, şeffaf ölçütlerle yetiştirici birliklerinin katılımıyla yapılmalı; böylece hem doğru hak sahipleri belirlenir hem de uygulamada güven ve sahiplenme artar.
Kadın ve genç önceliği: Bu yalnızca temennide mi kalacak, yoksa puanlama sisteminde somut bir karşılığı olacak mı?
Aile işletmesi vurgusu: Büyük ölçekli yatırımcılar yerine gerçekten küçük ve orta ölçekli aile işletmeleri mi desteklenecek?
Pazar güvencesi: Alım garantisi veya fiyat istikrarı sağlayacak bir mekanizma olacak mı?
Asıl mesele ne?
Küçükbaş hayvancılık, Türkiye’nin coğrafi avantajıdır. Mera varlığı, düşük yatırım eşiği ve hızlı döngüsü nedeniyle aile işletmeleri için en uygun alanlardan biridir. Üstelik kırmızı et açığının kapatılmasında da stratejik bir rol oynar.
Ancak küçükbaş sadece hayvan dağıtarak büyümez.
Mera ıslahı, yem maliyetinin dengelenmesi, 100 baş ve üzeri hayvana sahip işletmelerde çoban istihdamının desteklenmesi (SGK desteği), kuzu-oğlak desteklerinin zamanında ödenmesi, sürü büyütme desteklerinin öngörülebilirliği
olmadan sürdürülebilirlik sağlanamaz.
Umut var mı?
Evet, var. Kadınlara, gençlere ve aile işletmelerine öncelik verilmesi doğru bir yönelimdir. Tarımda kuşak değişimi, küçükbaş üzerinden daha hızlı sağlanabilir. Genç bir üretici için 100–200 başlık bir sürü, ciddi bir ekonomik başlangıçtır.
Ama bu kez şunu yapmalıyız: Proje açıklamak kadar, sonuçlarını ölçmek ve kamuoyuyla paylaşmak da gerekir.
Kaç baş dağıtıldı?
Kaç işletme büyüdü?
Kaç genç kırsalda kaldı?
Kaç kadın üretime katıldı?
Başarı hikayeleri kadar sürdürülebilirlik verilerini de bilmek istiyoruz. Çünkü tarımda mesele sadece “başlamak” değil, devam edebilmektir.
“Kırsalda Bereket” gerçek bir berekete dönüşürse, kazanan sadece yetiştirici değil; ülkenin gıda güvenliği olacaktır.
Toprak sabırlıdır.
Üretici de sabırlıdır.
Yeter ki politika da istikrarlı olsun.