Tarımdan Haber olarak ortaya çıkardığımız, Konya’nın Karapınar ilçesinde pancar kotasının şirketler eliyle tekelleştirildiğine yönelik iddialarda dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Türkşeker, geçtiğimiz haftalarda bölgeye üç kişilik bir müfettiş heyeti göndererek inceleme yaptırmış.
İlk bakışta bu adım, çiftçiye ait pancar kotalarının şirketler eliyle gasp edilip edilmediğinin araştırılacağı, varsa sorumlular hakkında işlem yapılacağı yönünde bir beklenti oluşturmuştu.
Açık söylemek gerekirse, ben de ilk duyduğumda umutlanmıştım.
Ancak sahada yapılanlar ve verilen tepkiler incelendiğinde, bu incelemenin gerçekleri ortaya çıkarmaktan çok, “rant düzeni hakkında kim ne kadar bilgi sahibi” olduğunun yoklanmasına yönelik bir çalışma olduğu çok rahat görülebiliyor.
Dahası, görevlendirilen müfettişlerin profili ve izlenen yöntem, bu incelemenin daha baştan “yarın birileri sorarsa, inceleme yaptırdık denilebilsin” anlayışıyla 'dostlar alışverişte görsün' misali kurgulandığını düşündürüyor.
Neden diyeceksiniz, gerekçelerini anlatayım.
Öncelikle şunu belirteyim, pancarın Karapınar’daki önemi ve burada kurulan milyonluk rant düzeninin boyutu, inanın muhalefet dahil olmak üzere kamuoyu tarafından yeterince fark edilemedi. Oysa pancar kotası üzerinden kurulan bu sistemde, çiftçinin sırtından en iyimser hesapla 300–400 milyon lira, daha gerçekçi rakamlarla 700–800 milyon liraya varan bir gelir kapısı oluşturulmuş durumda.
Yani buradaki vurgunun boyutu, bugün et ithalatı üzerinden tartışılan iddiaları bile gölgede bırakacak büyüklükte...
Bu tabloyu anlayabilmek için Karapınar’ın pancar tarımı açısından taşıdığı stratejik önemi iyi bilmek gerekiyor. Polar değeri yüksek pancar üretimiyle Karapınar, Türkiye’nin en cazip ekim sahalarından biri. Türkşeker’in ekim alanı olan bu bölgede yalnızca Ereğli Şeker Fabrikası için değil, “dış bölge” olarak adlandırılan Amasya, Alpullu ve Adapazarı şeker fabrikaları için de 700–800 bin ton pancar ektiriliyor. Bunun dışında, resmi kayıtlara girmeyen 400–500 bin tonluk kaçak pancar ekimi de söz konusu.
Yani Karapınar, şeker fabrikaları açısından iştah kabartan bir üretim merkezi. Bölge çiftçisi içinse pancar neredeyse vazgeçilmez bir ürün. Çünkü alternatif ürünlerde zarar etme riski yüksek olduğu için çiftçi, kota bulabildiği sürece pancar üretiminden vazgeçmiyor.
İşte tam da böyle bir zeminde, pancar kotası üzerinden kurulan rant düzeni devreye giriyor. Özellikle dış bölge fabrikalarına ektirilen 700–800 bin tonluk resmi kota ile 400–500 bin tonluk kaçak ekimin kimlerin kontrolünde olduğu sorusu, meselenin kilit noktası.
Rant düzeni de tam olarak bu kotalar üzerinde kurgulanmış durumda.
Türkşeker’in kendi ekim sahası olan Karapınar’da, üç farklı fabrika adına ektirilen ve hatta bu fabrikalardan hizmet bedeli alınan kotaların ne kadarının gerçek çiftçiye, ne kadarının UHM Tarım başta olmak üzere şirketlere verildiği hala bilinmiyor. Günlerdir yazıyoruz; ancak Türkşeker, kamuoyuna bu kotaların dağılımına ilişkin tek bir net açıklama yapmış değil. UHM Tarım ise resmi olarak 250 bin ton, gayriresmi olarak 400 bin ton kotaya hükmettiği yönündeki iddiaları bugüne kadar yalanlamadı.
Oysa ortaya koyduğumuz belgeler ortada. UHM Tarım’ın çiftçiyle 2.200 TL’den yaptığı pancar ekim sözleşmesi ve Çorum Şeker Fabrikası’na taşınan kaçak pancara ait faturalar, bu rant düzeninin ne kadar derin ve sistematik olduğunu açıkça gösteriyor.
Bu belgelerin yayınlanmasının ardından hem Türkşeker’in hem de UHM Tarım’ın duyduğu rahatsızlık da ayrıca dikkat çekici. Belgelerin ortaya çıkmaması için üzerimizde ne kadar baskı ve gayret sarf ettiklerini bir ben bilirim, bir de Allah.
Şunu da eklemem gerekiyor.
Bu sistemin ne kadar baskı ve korku üzerine kurulduğunu belgeleri temin ederken bizzat şahit oldum. Çiftçiler, “Bir daha kota vermezler, pancar ektirmezler” korkusuyla elindeki belgeyi vermek istemedi. Halbu ki bu rant sisteminin deşifre edilmesi en çok çiftçinin işine gelecek. En azından bundan sonra pancarını devletin açıkladığı fiyat üzerinden ekerek hakkını alacak. Ama buna rağmen belgeleri vermeye yanaşmadılar.
Belgelerin kaynağının kesinlikle gizli tutulacağını defalarca söylememe rağmen, ikna etmek kolay olmadı. Hatta bu nedenle Ankara’dan Karapınar’a bizzat gitmek zorunda kaldım.
Şimdi size soruyorum; böyle bir psikoloji içindeki çiftçiye, üstelik bu sistemin Türkşeker eliyle kurulduğuna inanırken, Türkşeker tarafından gönderilen müfettişlerin “belge var mı” diye sorması ne kadar gerçekçi?
Çiftçi, elindeki bilgi belgeyi nasıl güvenecekte müfettişlere teslim edecek?
Daha da ilginci; Türkşeker bünyesinde daha tecrübeli, tarımı bilen müfettişler varken, ziraat bilgisi dahi olmayan bir müfettiş ile iki müfettiş yardımcısının görevlendirilmesine ne demeli. Zaten bu tercih bile incelemenin gerçek niyetini ele veriyor.
Görünen o ki: “Gittik, inceledik, somut belgeye ulaşamadık” denilerek dosya kapatılacak.
Eğer gerçekten bu rant düzenini ortaya çıkarmaya dönük bir irade olsaydı, müfettişlerin ilk yapacağı iş, bu dosyayı belgeleriyle gündeme taşıyan bizlere başvurmak olurdu. Yayınladığımız belgeler ortada. Ama nedense bu bilgilere ihtiyaç duyulmadı.
Oysa çiftçiye gidip 'belge var mı?' diye sormak yerine, hem kaçak pancar faturası, hem de çiftçi ile kanunsuz bir şekilde imzalanan pancar ekim sözleşmesi ile kendisini ele veren UHM Tarım’ın kayıtları ve banka hareketleri incelenmiş olsaydı, çiftçinin hakkı olan kotalar üzerinden nasıl bir rant mekanizması kurulduğu bütün çıplaklığıyla çok rahat görülebilirdi.
Ama bunun yerine müfettişler, gidip zaten korkutulmuş çiftçiden belge araştırması yapmışlar!
Garip değil mi?
Sonuç olarak hem Türkşeker tarafı hem de UHM Tarım tarafı 'kontrol ettikleri kota miktarının' ortaya çıkmasından çok endişeliler. Onları endişelendiren kaçak pancar faturaları ve kanunsuz pancar ekim sözleşmesinin kendisi değil, bu belgelerin rant düzeninini ele vermesinden korkuyorlar.
Bu dosya, göstermelik incelemelerle kapatılmaya çalışılsa da pancar kotası üzerinden kurulan bu rant düzeni artık belgeleriyle ortadadır ve er ya da geç asıl sorumlulara ulaşılacaktır.