Prof. Dr. Doğan IŞIK, geçen hafta bana eski bir yayının tercümesini gönderdi.

Doğan kardeş, Tarıma temelden giriş yapmış bir kardeşim.

Ziraat Teknisyenliğinden Ziraat Mühendisliğine oradan da akademisyenliğe geçmiş başarılı bir hoca.

Birlikte çalıştık.

Birlikte yöneticilik yaptık.

Sonra kendisi dikine eğitimi tercih etti.

Hemşehrim.

Yusufeli’li.

Aynı zamanda eskiye dayalı, dedelere, amcalara dayalı bir aile dostluğu var.

Biz görmesek bile duymuşluğumuz yeterli.

Uzatmayayım diyeceğim ama uzun bir yazı olacak.

Hazırlıklı olun.

Evet yayın Atatürk Üniversitesi Haber Bülteni.

1 Eylül 1968 tarihli, Sayı 11-12, Sayfa 3-7

Yazan; Jack R. Harlan.

Tercüme edenler; Dr. İsmet Baysal, Doç. Dr. Ahmet KURT.

Ahmet hoca, benim öğrenciliğime de dokunan hocamdı.

Yusufeli’li hemşehrimdi.

Allah gani gani rahmet eylesin.

Peki Jack Harlan kim?

ABD Tarım Ziraat Vekaleti, Survey of Cultivars Plants at Great Plains Field Station Genetikçisi.

Peki ne yapıyormuş ülkemizde?

Bitki ve tohum topluyormuş.

Ne zaman taaa 1948’de

Ne diyor bakın; “ekseriya bize misafirlik göstererek bedava veriyorlar/dı”.       
Başka ne diyor; “ben Amerika’dan buraya bu tohumlar için geldim”.

Bu söz gururlarını okşuyordu.

Vermeyenlere ise fırça atıyormuş kendince.

Ekili arazileri ve sebzeleri göstererek bunların tohumları nereden geliyor o zaman?

Neden bize tohum yok diyorsunuz?

Şimdi eklediğim 3. metni okuyun iyice.

İyice okuyun.

“Türkiye’de yetişen sebzeler oldukça enteresandır.

Varyeteler genetik olarak nadiren saf olup, çok fena bir şekilde karıştırılmıştır.

Bahçıvanlar kendi tohumlarını vermeyi arzu ediyor ve bununla iftihar ediyorlar.

Türkler iyi bahçıvan olup, sebzeleri toplamaktan büyük zevk duyarlar”.

“6-7 Hıyar yerseniz artık bıkarsınız, yemekten.

Patlıcanların boyu 90 cm’yi bulur.

Bamya’lar özeldir”.

&

Gözleri görmeyen yaşlı kadının aktardığı bilgi ve tecrübe kaç paraya satın alınır?

Devam edelim.

İstanbul Kartal Havucunu duydunuz mu hiç?

Kırkağaç, Menemen ve Kasaba kavunu biliyorsunuz değil mi?

O bölgedeki ilçelere neden kasaba deniyormuş acaba?

Ve daha ilginç olanı Kasaba Kavununun Amerika’daki adı neymiş?

Casaba Kavunu.

Bu size ne anlatıyor?

Daha önce gelip götürdüklerini değil mi?

Lale konusuna hiç girmiyorum.

&

Şimdi geldik işin en acı yerine.

Ne diyor Harlan?

2.000 kadar sebze tohumu ve 8.000 kadar bitki numunesi topladık.

Bir de ancak bu kadar toplayabildik diye sitemkâr bir tavır ile.

&

Ya Kars’taki tohum satıcısının yaptığı?

Ve onunla olan diyalogun anlatımı?

Saflığımıza mı, yoksa Harlan’ın üstenci haline mi yanalım?

Evet yayındaki bazı yerleri keserek buraya ekledim.

Bir haftadır, içim de dışımda ağlıyor.

Bütün sıfatlarımdan ari, Ergin KAHVECİ olarak ağlıyorum.

Yusufeli’li, Artvin’li olarak ağlıyorum.

O Vali kim ise ona ağlıyorum. O yıl için 3 Vali adı görünüyor.

Ziraat Mühendisi Ergin KAHVECİ olarak ağlıyorum.

Aslında 1989’dan beri ağlıyorum.

Murgul’daki Eşek meydanı, Eşek alanı ya da Merkep meydanı denen bölgeden götürülen onbinlerce çiçek soğanının yabancı bir literatürde yer aldığını gördüğümden beri ağlıyorum.

Eski bir TAGEM Genel Müdür Yardımcısının dediği, yaklaşık yüzbinden fazla bitki genetik kaynağımızın yurtdışına götürülmüş olmasına ağlıyorum.

Svalbard Kayalıklarındaki Tohum Bankasında yatan 23 bin civarındaki tohumlarımıza, onları oraya verenlerin haline ağlıyorum.

Yine ülkemizin yetiştirdiği en önemli Genetik Bilimcilerden birinin söylediği gibi Jack Harlan’ın topladığı bu numune ve tohumlardan ABD’nin her yıl 150 milyon dolardan fazla para kazandığı bilgisine ağlıyorum.

Yeter mi, yetmez.

Hala aynı saflıkta ve hala aynı aymazlıkta olduğumuza ağlıyorum.

Hala tohum takası peşinde koşmamıza, hala atalık tohum magazinliğine ağlıyorum.

Takas yoluyla tohumlarımızın bozulmasına, kaçırılmasına, biyokaçakçılığın önünü kendi ellerimizle açmamıza ağlıyorum.

Ellerimizle verdiğimiz tohumları, nasıl geri getiririz diye düşünmek varken, nasıl daha fazla ortam yaratırız diye yarışmamıza ağlıyorum.

Tohum, atalık tohum, yerel çeşit, hibrit, hibrit tohum, ıslah, ıslah materyali, gen kaynağı, genetik materyal, GDO, Transgenik gibi oldukça teknik ve detaylı bilgilerin tekine bile sahip olmadan, sağda solda sallayanların acziyetine ağlıyorum.

&

Evet çok uzadı biliyorum.

En son bir bilgi daha vereyim.

Biyokaçakçılığın uyuşturucu ve silah kaçakçılığından sonra dünya’daki 3. büyük kaçakçılık olduğunu ve toplam ederinin ise 25 milyar $ civarında olduğunu belirtmek istiyorum.

Ve elbette giden bu kaynakları tarihi eserler gibi geri getirmenin şart olduğunu da.

Bunun için ne gerekiyorsa yapılmalı, evlatlarımıza-canlarımıza sahip çıkmalıyız.

Tabii ki sadece bitkisel kaynaklarımıza değil, aynı zamanda aynı duyarlılıkla hayvansal kaynaklarımıza da.

Orası da ayrı bir fecaat, belki bir gün onu da yazmak nasip olur.

&

Son söz: Tohumlarınıza, genetik kaynaklarınıza, bitki-hayvan ayırmadan “can” gibi sahip çıkın.

Vermeyin, almayın, değiştirmeyin.

Hele hele, yer ve coğrafya farklı ise.

Her genetik materyal ancak kendi yerinde, kendi ekolojisinde, kendi kalıtsal vasıflarıyla yetiştiği doğallıkta değerlidir.

Ta ki ıslah materyali veya genetik materyal olarak kullanıncaya kadar.

Anlaşıldı mı magazin dünyası?