Hayvancılıkta maliyetlerin en büyük kalemi yemdir. Bu gerçeği bilmeyen yok. Ama bilmek yetmiyor; çünkü son dönemde hayvancılığın kaderi, meradaki otun değil, kasadaki etiketin ve Resmî Gazete’deki satırların belirlediği bir noktaya sıkıştı.

31 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğ değişikliğiyle, yem üretiminde kullanılan premiks ve flake ürünleri KDV istisnası kapsamı dışına çıkarıldı. Yani artık bu kritik girdiler %20 KDV ile alınacak. Teknik bir cümle gibi duruyor: “Tek başına karma yem sayılmadığı için istisna uygulanmaz.” Fakat bu teknik cümlenin sahadaki karşılığı çok net: Yem maliyeti artacak.

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği’nin değerlendirmesine göre bu uygulama, yem fiyatlarına ortalama %3 ek maliyet olarak yansıyacak; bazı kalemlerde (özellikle yumurta ve tavuk yemi) etkinin daha yüksek olacağı ifade ediliyor.

“%3 ne ki?” diyenler olacaktır.

İşte tam burada durup bir kez daha düşünmek gerekiyor: Mesele tek bir zam oranı değil; zaten ağırlaşmış yükün üzerine bir taş daha konulması.

Çünkü yem, saman, yonca, silaj… Hepsi son bir yılda zaten adeta merdivenleri koşarak çıktı.

-50 kg 19 protein süt yemi: Ocak 2025’te 615 TL, Aralık 2025’te 771 TL, Ocak 2026’da 880–900 TL bandında. Şimdi buna bir de yeni vergi yükünün etkisi eklenecek.

-Saman: Ocak 2025’te 3,25 TL/kg, Aralık 2025’te 5,85 TL/kg, Ocak 2026’da 6–7 TL/kg.

-Yonca: Ocak 2025’te 10,55 TL/kg, Aralık 2025’te 13,63 TL/kg, Ocak 2026’da 14–15 TL/kg.

-Mısır silajı: Ocak 2025’te 3 TL/kg, Aralık 2025’te 5,85 TL/kg, Ocak 2026’da 6–7 TL/kg.

Şimdi soralım: Bu maliyet artışları karşısında üretici neyle ayakta kalacak?

Elbette süt fiyatı arttı. Ulusal Süt Konseyi tavsiye fiyatı 2025’te dönem dönem 17,15 TL – 18,35 TL - 19,60 TL aralığında seyretti; 22 Ocak 2026’dan itibaren 22,22 TL açıklandı. Fakat üretici, sadece satış fiyatına bakarak yaşamıyor; üretici maliyet–gelir makası ile yaşıyor. Ve o makas, her gün biraz daha açılıyor. Ve üretici birçok bölgede açıklanan fiyattan süt satamıyor. Bu sürekli söylenmesine rağmen ne denetim var, ne de bir araştırma. Bu yüzden açıklanan çiğ süt tavsiye fiyatının da bir önemi kalmıyor.

Bir yanda girdi fiyatları “otomatik pilot” gibi yükseliyor; öte yanda üreticiye “verimliliği artır” deniyor. Verimlilik elbette önemli. Ama verimlilik, vergiyi, enerjiyi, finansman faizini, nakliyeyi, kaba yem açığını, meradaki plansızlığı tek başına yenemez. Siz premiks ve flake gibi yem üretiminin kilit bileşenlerinden istisnayı kaldırıp %20 KDV getirirseniz, bu yalnızca sanayicinin değil, en sonunda ahırdaki üreticinin ve dolaylı olarak vatandaşın sofrasının meselesi olur.

Çünkü yem pahalıysa:

Süt üreticisi ya rasyonu kısar ya hayvan sayısını azaltır,

Besici ya kesimi erkene çeker ya işletmeyi küçültür,

Kümesçi maliyeti yumurtaya ve ete taşır,

Sonra da piyasada “neden fiyatlar artıyor” tartışması başlar.

Kısacası bu karar, yalnızca “vergi tekniği” değildir; üretim zincirinin tamamını etkileyen bir maliyet tetikleyicisidir. Üretici zaten yüksek maliyet baskısıyla üretimden çekilme eğilimine girmişken, böylesi adımlar üretim planlamasını daha da zora sokar. Bu da uzun vadede arzı daraltır, istikrarı bozar.

Peki çözüm ne?

Öncelikle, hayvancılık gibi stratejik bir alanda “girdi maliyeti” ile oynarken her cümlenin sahada karşılığı olduğu unutulmamalı. Yem üretiminde kullanılan kritik bileşenlerde vergi politikası yeniden gözden geçirilmeli, en azından geçiş süreci ve dengeleme mekanizmaları oluşturulmalıdır. İkinci olarak, kaba yem üretimini artıracak destekler “kâğıt üzerinde” kalmamalı; mera ıslahı, sulama, yem bitkisi planlaması ve kooperatifçilik, gerçek bir üretim politikası haline gelmelidir. Üçüncü olarak, üreticinin finansman yükü azaltılmadan hiçbir maliyet mücadelesi kazanılamaz.

Şunu açıkça söylemek gerekiyor: Hayvancılıkta sorun artık “bir kalemin pahalı olması” değil; her kalemin aynı anda pahalı olmasıdır. Ve bu tablo içinde üreticiden mucize beklemek, gerçekçi değildir.

Bugün premiks ve flake’e gelen %20 KDV, yarın yem etiketine; öbür gün de et-süt fiyatlarına basınç olarak döner. En sonunda tartışmayı yine “market fiyatı” üzerinden yaparız.

Oysa doğru soru şudur:

Üretici üretimde kalabilecek mi?

Üretici üretimde kalırsa, bu ülke hem gıdasını hem geleceğini güvence altına alır. Üretici üretimden çekilirse, sadece etiketler değil, gıda güvenliği de sarsılır.

Benim itirazım tam da buraya.

Hayvancılığı ayakta tutmak istiyorsak, yükü artıran değil, yükü hafifleten bir akla ihtiyacımız var.