TARIM KREDİ KOOPERATİFLERİ’NİN ASIL MESELESİ MARKET RAFLARININ ÖTESİNDE
Perakende sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin, süpermarketten hipermarkete, zincir marketten online yani sanal markete kadar hangi ölçekte ve hangi modelle çalıştığını; finansal ve mali performansının ne durumda olduğunu anlamak için; “Kaç mağazası vardır, kaç çalışan istihdam etmektedir, cirosu ne kadardır, kaç şubeye ulaşmıştır, kurumsal künyesi nedir, tüketici nezdindeki itibarı ve müşteri sadakati hangi düzeydedir?” gibi somut göstergelerine bakarsınız. Zaten modern işletmecilik anlayışı da başarıyı büyük ölçüde ölçülebilir sonuçlar, sürdürülebilir mali performans ve müşterinin ortaya koyduğu memnuniyet üzerinden tarif etmektedir.
Fakat iş dünyasında ve hukukta farklı amaçlarla kurulmuş; yapıları, sorumlulukları ve kurulma gerekçeleri birbirinden farklı olan işletme, iştirak, şirket, holding ve kurum söz konusu olduğunda, rakamların söyleyemediği; hatta kimi zaman rakamlardan çok daha önemli olan başka bir gerçeklik vardır:
Bir ekonomik aktör, bir tüzel kişilik, bir teşebbüs veya bir holding pazar payını büyütürken kurumsal kimliğini koruyup kendisi olarak kalabiliyor mu?
Asıl mesele de çoğu zaman burada başlıyor. Son yıllarda Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nin kamuoyundaki algısının büyük ölçüde market zincirleri üzerinden şekillenmesi, kurumun perakende alanındaki faaliyetlerini genişletme stratejisinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Zira yüksek enflasyon döneminde ucuz gıdaya erişim çabası, kurumu tarladan sofraya uzanan tedarik zincirinin en görünür halkası haline getirdi.
Bu çerçevede şubelerin çoğalması, perakende sektöründeki varlığın genişlemesi ve tüketiciye doğrudan ulaşılması, kendi başına olumsuz bir gelişme değildir. Hatta üretici ile tüketici arasındaki mesafenin kısaltılması, aracılık maliyetlerinin azaltılması ve tarımsal ürünlerin doğrudan, etkin ve rasyonel biçimde pazarlanması açısından bu yönelimin anlaşılabilir ve makul gerekçeleri vardır.
Bir işletme veya şirket elbette farklı alanlarda faaliyet gösterebilir; zaman içerisinde faaliyet alanlarını da genişletebilir. Fakat faaliyet alanının genişlemesi, varlık sebebinin de genişlediği anlamına gelmez. Bir kurum birçok iş yapabilir; ancak yaptığı her iş onun varlık sebebi değildir. Asıl mesele, çeşitlenen faaliyetlerin kurumun asli misyonuna hizmet edip etmediğidir.
Bu bakımdan Tarım Kredi Kooperatifleri açısından tartışmanın merkezine yalnızca marketleri koymak, meselenin özünü kaçırmak olur. Çünkü burada asıl mesele, bir marketin kaç çeşit ürün sattığı veya raflarının ne kadar dolu olduğundan ibaret değildir. Bugün ulusal ölçekte faaliyet gösteren perakende işletmelerinin raflarında gıdadan temizliğe, teknolojiden konfeksiyona, ev eşyasından kişisel bakıma kadar hayatın hemen her alanına dokunan binlerce çeşit ürün bulunabilmektedir. Bu, perakendeciliğin tabiatından kaynaklanan bir çeşitliliktir.
Ticari bir işletmenin faaliyet alanını genişletmesi ile varlık sebebini değiştirmesi aynı şey değildir. Fakat ekonomik aktörlerin, teşebbüslerin ve kurumların kaderini, faaliyetlerinin çeşitliliğinden çok, o faaliyetler arasında kurdukları öncelik sırası belirler.
Nitekim Tarım Kredi Kooperatiflerinin perakende sektörüne girmesi ve market ağını hızla büyütmesi; ekonomik ve kurumsal boyutlarının yanı sıra, bu büyümenin ekonomik sonuçları ve sürdürülebilirliği bakımından da en çok tartışılan konulardan biri haline gelmiştir.
Dolayısıyla Tarım Kredi Marketlerinin raflarında binlerce ürün bulunması, tek başına kurumun kooperatif kimliğiyle çelişen bir durum olarak değerlendirilmemelidir. Ancak asıl sorgulanması gereken; bu perakende faaliyetinin Tarım Kredi Kooperatiflerinin asli görevleri içindeki yeri, hangi anlayış ve öncelikler doğrultusunda yürütüldüğü, sahip olunan imkânların hangi alanlara tahsis edildiği ve bütün bunların ekonomik açıdan ne ölçüde sürdürülebilir olduğudur. Daha da önemlisi, yürütülen bu ticari faaliyetin kuruma gerçekte ne kazandırdığı ve marketçiliğin kurumsal öncelikler arasında neden bu kadar önemli bir konuma geldiği sorusunun açıkça sorulması gerekmektedir.
Kamuoyundaki algısı giderek market zinciri üzerinden şekillenen Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği bakımından asıl tartışma da tam burada başlamaktadır. Tarım Kredi Kooperatifleri açısından mesele, perakende faaliyetlerinin ne kadar büyüdüğü, kaç mağazaya ulaştığı veya nasıl bir perakende ağına dönüştüğü değil; bu büyümenin çiftçiyi, üretimi ve nihayetinde kooperatifçiliğin asli gayesini ne ölçüde güçlendirdiğidir.
Tarım Kredi Market’in temel gerekçesi; üreticiden tüketiciye doğrudan ulaşan bir tedarik zinciri kurmak, aracılık maliyetlerini azaltmak, üretici ile tüketici arasındaki mesafeyi kısaltmak ve tüketiciye daha uygun fiyatlarla ürün sunarak tarımsal ürünlerin daha etkin pazarlanmasına katkı sağlamaktı. Binlerce çalışanı ve binlerce mağazasıyla yurdun dört bir yanında bu amaca hizmet etme düşüncesi, ilk bakışta ekonomik ve sosyal bakımdan son derece makul görünmektedir.
Ancak teoride makul görünen bir yaklaşımın, uygulamada kurumun asli görevleri, sahip olduğu kaynaklar ve perakende sektörünün gerçekleri karşısında nasıl bir sonuç doğurduğu ayrıca değerlendirilmelidir. Çünkü yüksek miktarlarda zarar açıklanması ve bu ticari faaliyetin sürdürülebilmesi için sürekli kaynak aktarımının gündeme gelmesi, artık ortada yalnızca bir perakende faaliyeti değil, aynı zamanda ciddi bir kaynak tahsisi ve yönetim meselesi bulunduğunu göstermektedir.
Bir kurum, kuruluş amacıyla bağlantısını koruduğu sürece farklı alanlarda faaliyet gösterebilir. Ancak yaptığı her iş, onun kuruluş gayesi hâline gelmez. Çünkü araç ile amaç arasındaki ayrım kaybedildiği anda büyüme, bir başarı göstergesi olmaktan çıkar ve zamanla kendi başına ulaşılması gereken bir hedefe dönüşür.
Tarım Kredi Kooperatifleri açısından asıl soru da tam burada ortaya çıkmaktadır:
Perakendecilik, Tarım Kredi Kooperatiflerinin asli misyonuna hizmet eden bir araç olarak mı kalmıştır, yoksa zaman içerisinde asli misyonun kendisi hâline mi gelmiştir?
İşte tartışılması gereken temel soru budur. Benim yıllardır söylediğim mesele de tam olarak budur: Tarım Kredi Kooperatiflerinin asıl işi marketçilik değildir.
Yaklaşık otuz–otuz beş yıl önce, dönemin şartları içerisinde taşra kooperatiflerinde, yerel üreticilerin ve ortakların acil ve temel gıda ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bazı kooperatiflerde birkaç rafla başlayan perakende uygulaması, kendi şartları içerisinde tamamlayıcı bir ihtiyaca cevap veriyordu. O günün birkaç raflık ihtiyacını, bugünün yüzlerce mağazaya ulaşan perakende yapılanmasıyla aynı kefeye koymak mümkün değildir.
Aradan geçen zamanda değişen yalnızca rafların sayısı olmamıştır. Bir zamanlar kendi birim kooperatifinde sınırlı ölçekte kalan, üreticiye ve ortağa hizmet eden tamamlayıcı bir faaliyet, zaman içerisinde büyüyerek kurumun faaliyetleri içerisinde çok daha geniş bir alan kaplamaya başlamış; bugün ise kurumun kamuoyu nezdindeki görünür yüzünü belirleyecek kadar büyük bir yapıya dönüşmüştür. Değişen yalnızca faaliyetin ölçeği değil; kurum içerisindeki ağırlığı, taşıdığı yük ve kamuoyundaki anlamıdır.
Bu nedenle burada eleştirilmesi gereken, Tarım Kredi Kooperatiflerinin yan faaliyet olarak parekendecilik yapması değildir. Asıl sorgulanması gereken, yan faaliyetin asli faaliyetin önüne geçip geçmediği ve bu büyümenin neden sürekli kaynak aktarımı gerektirdiğidir.
Bir yan faaliyet, asli faaliyete hizmet ettiği sürece anlamlıdır. Fakat yan faaliyet yapay biçimde büyürken ana faaliyetin önüne geçiyor ve bu büyümenin sürdürülebilmesi için sürekli kaynak aktarımı gündeme geliyorsa, artık mesele marketlerin sayısına, rafların büyüklüğüne veya perakende sektöründeki pazar payına indirgenemez. O zaman bakılması gereken yer, marketin kuruluş amacı ile bugün fiilen ana gövde üzerinde oluşturduğu baskı arasındaki mesafedir. Bu mesafenin nasıl açıldığını görmek için Tarım Kredi’nin perakendecilik serüveninin geçirdiği dönüşüme bakmak gerekir.
Bugün ülke genelinde geniş bir satış ağına dönüşen Tarım Kredi Market, 1 Mart 2017 tarihinde Ankara Bahçelievler’de, Merkez Birliği Genel Müdürlüğünün hemen altında, TRT Arı Stüdyosunun girişine yakın bir noktada “Tarım Kredi Market” adıyla açılan ilk mağazayla başladı.
Başlangıçta sınırlı sayıda mağaza üzerinden yürütülen bu faaliyet, sonraki yıllarda giderek büyütüldü. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 Ekim 2021 tarihinde Tarım Kredi Kooperatiflerine verdiği, Türkiye genelinde ilk etapta yaklaşık bin market açılması yönündeki talimatla birlikte perakende yapılanmasının çok daha hızlı biçimde yaygınlaştırılması hedeflendi. Bu süreçle birlikte Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nin market ağı yalnızca büyükşehirlerle sınırlı kalmadı; ülke genelinde hızla yaygınlaştırıldı.
Ardından, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği ile mahalle ve ilçe ölçeğinde faaliyet gösteren yerel bakkallar arasında iş birliği kurulmasını öngören “KOOPBAKKAL Projesi” ile perakende ağının erişim alanı daha da genişletildi. Küçük esnafın desteklenmesini ve tüketicinin temel gıda ürünlerine daha uygun fiyatlarla ulaşmasını amaçlayan bu model sayesinde mahalle bakkallarının Tarım Kredi Marketlerinin bayisi hâline gelmesine ve Tarım Kredi markalı ürünleri kendi raflarında tüketiciye sunmasına imkân sağlandı.
Böylece Tarım Kredi’nin perakende faaliyeti yalnızca kendi mağazalarının sayısını artırmakla kalmadı; mevcut yerel ticaret ağı da sistemin içerisine dâhil edilerek kurumun tüketiciye ulaşma kanalları çeşitlendirildi. Başka bir ifadeyle, bir zamanlar taşra kooperatiflerinde birkaç rafla başlayan perakende faaliyeti, bugün mağazalardan mahalle bakkallarına kadar uzanan geniş bir satış ve dağıtım ağına dönüştü; Tarım Kredi’nin tüketiciyle temas ettiği alan, kendi mağaza sınırlarının çok ötesine taşındı.
Marketlerde, kooperatif ortaklarından temin edilen ürünlerle üretilen özel markalı ürünlerin yanı sıra, piyasada bulunan ulusal markaların ürünleri de tüketiciye sunulmaya başlandı. Böylece Tarım Kredi Kooperatifleri, üreticilerin ekonomik ihtiyaçlarını karşılamaya, tarımsal girdilerin teminine ve üretimin finansmanına yönelik geleneksel kooperatif faaliyetlerinin yanında, giderek büyüyen ve başlı başına önemli bir ekonomik faaliyet alanı haline gelen perakende işletmeciliğini de yürütmeye başladı.
Buraya kadar anlatılan faaliyetlerin veya verilen hizmetlerin hiçbirinde mesele yoktur. Asıl mesele, ticari bir faaliyetin faydalı olup olmadığı kadar, o faaliyetin kurumun varoluş amacıyla ne ölçüde örtüştüğüdür.
Tarım Kredi Kooperatiflerinin temel kuruluş amacı; Türk çiftçisinin üretim süreçlerini kolaylaştırmak, gübre, tohum, yem, ilaç ve zirai ekipman gibi temel girdilere erişimini güvence altına almak, finansman ihtiyacını karşılamak ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine katkı sağlamaktır. Bu nedenle kurumun sermayesinin, insan kaynağının ve yönetim kapasitesinin giderek büyüyen bir perakende organizasyonuna yönlendirilmesi ve bu yapıya her yıl ilave kaynak aktarılması, yalnızca ekonomik bir tercih olarak değil, kooperatifin öncelikleri bakımından da değerlendirilmesi gereken önemli bir soruyu gündeme getirmektedir:
Bir kooperatif, sınırlı kaynaklarını asli faaliyetlerini güçlendirmek ile tali faaliyetlerini büyütmek arasında nasıl bir öncelik sırası belirlemelidir?
Bu sorunun cevabı yalnızca ekonomik sonuçlara bakılarak verilemez. Tarım Kredi Kooperatiflerinin hukuki statüsü, kuruluş amacı ve sahip olduğu kurumsal yapı da bu değerlendirmede dikkate alınmalıdır. Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nin başındaki “Türkiye” ibaresinin kanunla verilmiş olması, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu olması ve Bakanlık tarafından denetlenmesi, onun özel hukuk tüzel kişisi olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Ancak sermayesinin tamamına sahip olduğu ve kendi bünyesinde kurduğu Tarım Kredi Market marifetiyle perakende sektöründe kalıcı bir aktör hâline gelme çabası, beraberinde daha temel bir tartışmayı da getirmektedir:
Kooperatif eliyle bakkalcılık ve marketçilik yapmak, kurumun asli fonksiyonlarıyla ne ölçüde bağdaşmaktadır?
Bu market faaliyeti ilk bakışta sosyal devlet anlayışının bir uzantısı gibi görülebilir. Ancak aynı kaynakların tarımsal üretimin finansmanının sağlanması, çiftçinin girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve üretim kapasitesinin artırılması yerine ağırlıklı olarak büyük bir perakende organizasyonuna yönelmesi, Tarım Kredi Kooperatiflerinin asli görevlerinin zayıflaması riskini de beraberinde getirmektedir. Çünkü bir kooperatifin gücü, yalnızca tüketiciye ulaşabildiği mağaza sayısıyla değil; üreticinin üretimde kalmasını sağlayan, üretimin sürdürülebilirliğini destekleyen ve çiftçinin ekonomik gücünü artıran kapasitesiyle ölçülmelidir.
İşte bu noktada tartışmanın bir başka boyutu ortaya çıkmaktadır: Finansal sürdürülebilirlik.
Binlerce mağazadan oluşan bir perakende zincirinin kurulması yalnızca raflardan ve ürünlerden ibaret değildir. Bunun arkasında mağaza kiralarından personel giderlerine, lojistikten depolamaya, stok yönetiminden tedarik zincirine, enerjiden teknolojiye ve pazarlamaya kadar uzanan geniş bir maliyet yapısı ve ciddi bir işletme sermayesi ihtiyacı bulunmaktadır. Üstelik perakende sektörü, yüksek ciro hacimlerine rağmen kâr marjlarının sınırlı olabildiği ve operasyonel verimliliğin belirleyici olduğu son derece rekabetçi bir alandır. Tam da bu nedenle Tarım Kredi Market’in büyüklüğünü yalnızca mağaza sayısı ve ciro üzerinden değil, ortaya koyduğu gerçek mali sonuçlar üzerinden değerlendirmek gerekir.
Nitekim geçen yılın ilk altı ayında yaklaşık 2 milyar lira dönem zararı açıklayan Tarım Kredi Market, bu yılın aynı döneminde de 43 milyar liralık ciroya rağmen 1 milyar 91 milyon lira net zarar bildirmiştir. Satışların maliyeti, pazarlama ve finansman giderleri gibi kalemler de dikkate alındığında ortaya çıkan tablo şunu açıkça göstermektedir:
Ciro büyüklüğü tek başına başarı değildir. Asıl mesele, bu büyüklüğün sürdürülebilir bir ekonomik değere ve kâra dönüştürülüp dönüştürülemediğidir. Çünkü büyümek ile başarılı olmak aynı şey değildir. Mağaza sayısını artırmak, ciroyu yükseltmek ve pazar payını genişletmek bir kurumun ne kadar büyüdüğünü gösterebilir; fakat sürekli zarar eden bir market yapılanmasında bunların hiçbiri tek başına başarı ölçüsü olamaz. Asıl sorgulanması gereken, büyümenin kendisi değil; o büyümenin hangi maliyetle ve kimin kaynaklarıyla gerçekleştirildiğidir. İşte bu yüzden Tarım Kredi Kooperatiflerinin asıl meselesi market raflarının ötesindedir. Ve belki de bugün üzerinde en fazla durulması gereken meselelerden biri, ortaya çıkan sonuçların kamuoyuna ve ilgili otoritelere nasıl anlatıldığıdır.
Zarar eden bir kurumun zararını görmezden gelmek, rakamları yalnızca iyi görünen tarafıyla anlatmak veya sorunların üzerini geçici tedbirlerle örtmek, o sorunu ortadan kaldırmaz. Raflarınız ne kadar düzenli ne kadar dolu ve ne kadar zengin ürün çeşitleriyle donatılmış olursa olsun, bilançonun üzerini örtemezsiniz. Açıklamalar değiştirilebilir, bilançolar farklı biçimlerde yorumlanabilir; fakat ekonomik gerçeklik eninde sonunda kendisini ortaya koyar. Bu nedenle mesele, bugün kimin ne söylediğinden çok, yarın bu kurumun hangi mali ve kurumsal yapıyla ayakta kalacağıdır.
Bugün yapılması gereken, kimseyi suçlamak ya da geçmiş üzerinden bir hesaplaşma yürütmek değildir. Yapılması gereken çok basittir: Bilançoları olduğu gibi görmek, sorunları olduğu gibi kabul etmek ve çözümü de aynı açıklıkla ortaya koymak.
Finansal sürdürülebilirlik kadar, Tarım Kredi Market yapılanmasının ortaya çıkışındaki temel gerekçelerin bugün ne ölçüde karşılık bulduğu da ayrıca sorgulanmalıdır. Yukarıda izah ettiğim gibi Tarım Kredi Marketlerinin temel iddialarından biri, piyasadaki fiyatları aşağı çekmek ve tüketicinin gıdaya daha uygun fiyatlarla ulaşmasını sağlamaktı. Ancak birkaç bin mağazalık bir perakende ağının, Türkiye gibi yüksek enflasyonun ve yüksek üretim maliyetlerinin yaşandığı bir ekonomide, tek başına gıda fiyatlarını kalıcı biçimde aşağı çekmesi kolay değildir.
Tarım Kredi Marketlerinin A101, BİM ve ŞOK gibi büyük indirim marketleriyle birçok üründe aynı fiyat seviyesinde bulunması, hatta bazı ürünlerde daha pahalı olması da bu nedenle ayrıca tartışılmaktadır. Burada sorulması gereken soru açıktır:
Piyasada fiyatları aşağı çekme iddiasıyla yola çıkılan bir perakende zinciri, rakipleriyle aynı, hatta bazı ürünlerde daha yüksek fiyatlarla ürün satıyorsa, bu iddianın tüketici açısından somut karşılığı nedir?
Fiyatları aşağı çekmek yalnızca raf fiyatını belirlemekle mümkün değildir. Bunun için tedarik maliyetlerinden lojistiğe, üretimden depolamaya ve dağıtıma kadar uzanan bütün ekonomik zincirin etkin ve verimli biçimde yönetilmesi gerekir. Daha önemlisi, genişleyen bir market yapılanması faaliyetlerini sürdürebilmek için sürekli sermaye desteğine, kaynak aktarımına veya başka kaynaklardan sağlanan finansmana ihtiyaç duyuyorsa, buna yalnızca büyüme ve başarı olarak bakmak mümkün müdür?
Dolayısıyla artık sorulması gereken soru yalnızca “Kaç mağazaya ulaşıldı?” değil; “Bu büyümenin ekonomik karşılığı nedir ve ortaya çıkan zararın bedelini kim ödemektedir?” sorusudur.
Bunun yanında şu soruların da açıkça sorulması gerekir:
Yüzlerce mağaza açılırken, her bir yatırımın ekonomik sürdürülebilirliği ve uzun vadeli maliyeti yeterince hesaplandı mı?
Yeni mağazaların açılmasında ticari fizibilite, beklenen satış hacmi ve kârlılık ihtimali ne ölçüde dikkate alındı?
Sürekli sermaye desteğine ve kaynak aktarımına ihtiyaç duyan bir perakende yapılanmasının büyümeye devam etmesi, kurumun kaynak kullanımına ilişkin önceliklerinin yeniden değerlendirilmesini gerektirmiyor mu?
Bu sözde büyümenin ardındaki gerçek ekonomik tablo yeterince sorgulanıyor mu?
Bugün ortaya çıkan zararlar, kapanan şubeler ve işini kaybeden çalışanlar karşısında, alınan kararların ve izlenen büyüme politikasının sorumluluğunu taşıyan yönetim kademeleri ne ölçüde hesap verebilir durumdadır?
Bir kurumda başarı yöneticilerin hanesine yazılıyorsa, başarısızlığın maliyetini çalışanların omuzlarına veya kurumun kaynaklarına yükleyemezsiniz. “Oynayacaktım ama yerim dardı.” diyemezsiniz.
Yönetmek yalnızca karar alma yetkisine sahip olmak değildir. Yönetmek; alınan kararların sonuçlarını göğüslemek, ortaya çıkan zararın sorumluluğunu üstlenmek ve gerektiğinde bunun hesabını verebilmektir. Yetki, başarıda öne çıkıp başarısızlıkta geriye çekilmek değildir. Yönetim, kararın sahibi olduğu kadar sonucunun da sahibi olabilmektir.
Bütün bu tartışmaların sonunda dönüp dolaşıp geldiğimiz yer, yine market raflarının kendisi değil; o raflara ulaşıncaya kadar geçen üretim, tedarik ve yönetim sürecidir.
Gübre pahalıysa, mazot pahalıysa, tohum ve ilaç maliyetleri yükselmişse; sulama ve enerji giderleri üreticinin omuzlarında ağır bir yük oluşturuyorsa ve buna tarladan sofraya uzanan zincirin her halkasında ortaya çıkan lojistik ve nakliye maliyetleri de ekleniyorsa, bir ürünün tüketiciye daha ucuza ulaşmasını yalnızca marketler üzerinden sağlamak mümkün değildir.
Özellikle üretim merkezleri ile tüketim bölgeleri arasındaki mesafe uzadıkça taşıma, depolama ve dağıtım giderleri de ürünün nihai fiyatı üzerinde ciddi bir yük oluşturur. Dolayısıyla raf fiyatını aşağı çekmeye çalışırken üretimin ve ürünün tüketiciye ulaşıncaya kadar kat ettiği yolun maliyetlerini göz ardı etmek, sorunun sonucu ile mücadele edip asıl nedenini gözden kaçırmak anlamına gelir. Bu nedenle Tarım Kredi Kooperatiflerinin perakende faaliyetinin başarısı, yalnızca market sayısı veya raflardaki ürün çeşitliliği üzerinden değil, kurumun asli görevlerine ne ölçüde hizmet ettiği ve üreticiye ne ölçüde katkı sağladığı üzerinden değerlendirilmelidir.
Eğer amaç gerçekten üreticiden tüketiciye uzanan zinciri kısaltmaksa, bunun yolu yalnızca son halkadaki raf fiyatını aşağı çekmekten geçmez.
Mesele; çiftçinin üretim maliyetlerini düşürmek, üretim kapasitesini artırmak, kooperatiflerin pazarlık gücünü yükseltmek ve üreticinin ürününü daha değerli biçimde pazarlayabilmesini sağlamaktır.
Mesele, Tarım Kredi Kooperatifleri’nin market açıp açmaması meselesinden daha büyüktür.
Mesele, sınırlı sermayenin, insan kaynağının ve kurumsal kapasitenin nerede kullanıldığında Türk çiftçisine ve tarımsal üretime daha fazla katkı sağlayacağıdır.
Bir kooperatif marketin başarısı, yalnızca tüketiciye kaç mağazadan ürün sattığıyla değil; kaç üreticinin üretimde kalmasını sağladığı, çiftçinin girdi maliyetlerini ne ölçüde düşürdüğü ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine ne kadar katkı sunduğuyla ölçülmelidir. Gıda fiyatlarını kalıcı olarak düşürmenin yolu yalnızca rafı ucuzlatmak değil, o rafı dolduran üretimin maliyetini düşürmektir. Raflardaki fiyatı değiştirmek sonuçla mücadeledir; tarladaki maliyeti düşürmek ise sebebe dokunmaktır. Tarım Kredi Kooperatiflerinin asıl gücü de belki tam burada, yani market rafından önce tarlada başlamaktadır.
Tekrar tekrar söylüyorum. Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nin asli görevi market işletmeciliği değildir. Kurumun temel varlık sebebi; çiftçiye, köylüye ve üreticiye üretim sürecinde ihtiyaç duyduğu girdileri mümkün olduğunca etkin biçimde temin etmek, üretim kapasitesini desteklemek ve küresel jeopolitik dengelerde stratejik önemini her geçen gün daha fazla ortaya koyan tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine katkı sağlamaktır. Çünkü gıda, yalnızca bir tüketim maddesi değildir. Tarım yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Gıda, tarım ve üretim; aynı zamanda bir ülkenin ekonomik bağımsızlığının, toplumsal istikrarının ve stratejik gücünün temel unsurlarındandır.
Gıda, tarla ve sofra arasındaki zincir, insanlığın hayatta kalma mücadelesinin en temel halkalarından biridir. Bugün dünyada enerji, teknoloji, finans ve savunma kadar tarım ve gıda da ülkelerin güç mücadelesinin merkezinde yer almaktadır. Bu nedenle Tarım Kredi Kooperatiflerinin geleceğini yalnızca kaç mağazaya ulaşacağı üzerinden tartışmak, meselenin asıl büyüklüğünü görmemek olur.
Mesele market raflarının kaç metre uzadığı değil, o rafları dolduran tarlaların ne kadar verimli olduğudur.
Mesele, kaç mağaza açıldığı değil; kaç çiftçinin üretimde tutulabildiğidir.
Mesele, ne kadar ciro yapıldığı değil; o cironun üreticiye, tarıma ve kooperatifin asli misyonuna ne ölçüde güç kattığıdır.
Ve nihayet mesele, tüketiciye bugün ne kadar ucuz ürün sunduğunuz kadar, yarın o ürünü üretecek çiftçiyi ve üretim gücünü ayakta tutup tutamadığınızdır.
Evet raf, yalnızca son halkadır. Asıl hikâye tarlada başlamaktadır. Tarımı güçlü olmayan bir ülkenin, raflarının ne kadar dolu olduğuyla övünmesi uzun vadede hiçbir anlam taşımaz.
Şimdi gelin yazımızı; tarım ve gıdanın yalnızca birer tüketim maddesi değil, aynı zamanda küresel siyasetin ve insanlığın stratejik güç unsurlarından biri olduğunu ifade eden, ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’a atfedilen şu sözle bitirelim:
“Petrolü kontrol ederseniz ulusları, gıdayı kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz.”