ESK, kesim fiyatlarındaki düşüşü önlemek için piyasaya müdahale etti. Ancak karar kamuoyuna duyurulmadı. İthalatın hız kesmeden devam ettiği bir dönemde yapılan bu regülasyon, yalnızca üreticiyi değil, ithalat politikası, kamu kaynaklarının kullanımı ve tüketicinin uzun vadede ödeyeceği gıda maliyetleri açısından da önemli soruları gündeme getiriyor.
Yazıma bugün bir soru ile başlamak istiyorum.
Bir kamu kurumu, üreticinin lehine önemli bir karar alır da bunu neden kamuoyuna duyurmaz?
Et ve Süt Kurumu (ESK), kesim fiyatlarında yaşanan sert düşüş nedeniyle piyasaya müdahale etti.
Buna göre;
- Yerli Simental için 580 TL,
- Yerli alaca için 560 TL,
- İthal Angus için ise 550 TL kesim fiyatı belirlendi.
Ancak burada dikkat çeken nokta, açıklanan fiyatlar değil.
Asıl dikkat çeken konu, bu kararın kamuoyuna duyurulma şekli.
Ne ESK'nın internet sitesinde bir açıklama var.
Ne de Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından kamuoyuna yapılan bir bilgilendirme...
Kesim fiyatları, üreticilere yalnızca mesaj ve e-posta yoluyla bildirildi.
Oysa bugüne kadar ESK'nın yaptığı hemen her regülasyon hamlesi kamuoyuyla paylaşılmış, "üreticiyi destekleme" vurgusuyla duyurulmuştu.
Peki bu kez neden sessizlik tercih edildi?
Regülasyonun amacı bellidir.
Piyasada aşırı fiyat hareketleri oluştuğunda dengeyi sağlamaktır.
Bugün de kesim fiyatlarının daha fazla gerilemesini önlemek amacıyla ESK devreye giriyor.
Buraya kadar herhangi bir sorun yok.
Asıl soru bundan sonra başlıyor.
Çünkü aynı dönemde ESK'nın ithalat politikasında herhangi bir değişiklik bulunmuyor.
Aksine...
Bırakın ithalatın azaltılmasını, bu dönemde günlük karkas et ithalatı 5 tırdan 20 tıra çıkarıldı.
Nitekim bu konuda yayımladığımız "Et ve Süt Kurumu'ndan İthalat Atağı" başlıklı haberimize de kurumdan herhangi bir yalanlama gelmedi.
İşte sessizliğin nedenini tam da burada aramak gerekiyor.
Bir taraftan fiyatların düşmesini önlemek için regülasyon yapılıyor.
Diğer taraftan kesim fiyatlarını düşüren ithalat politikasından taviz verilmiyor.
ESK, zaten ithalatı durdurmuş olsa iç piyasada kesim fiyatları kendiliğinden düzelecek, regülasyon kapsamında kesim fiyatı bile açıklamanıza gerek kalmayacak.
Bu durum ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor:
ESK, üreticiye korumak için mi yoksa ithal ettiği etin değerini korumak için mi devreye girdi?
Bu soru sert gelebilir. Ancak uygulanan iki politikanın aynı anda yürütülmesi, ister istemez böyle bir sorgulamayı beraberinde getiriyor.
Burada dikkat çeken bir başka ayrıntı ise, regülasyon kararının kamuoyuna açık bir şekilde duyurulmaması.
Eğer Et ve Süt Kurumu, "Kesim fiyatlarındaki düşüşü önlemek için piyasaya müdahale ediyoruz, üreticinin hayvanını belirlenen fiyatlardan kesiyoruz" şeklinde açık bir açıklama yapsaydı, kamuoyunda şu sorunun gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktı:
"Kardeşim, madem üreticiyi korumak için piyasaya giriyorsunuz, o zaman ithalatı neden durdurmuyorsunuz?"
Regülasyon kararının yalnızca mesaj ve e-posta yoluyla duyurulması, ancak kamuoyuna açık şekilde ilan edilmemesi, bu sorunun tartışılmasının istenmediği yönündeki değerlendirmeleri de beraberinde getiriyor. Et ve Süt Kurumu'nun bu konuda kamuoyuna açık bir açıklama yapması, hem uygulanan politikanın gerekçesini hem de ithalat ile regülasyonun nasıl birlikte yürütüldüğünü ortaya koyması açısından önem taşıyor.
Sonuç olarak;
ESK'nın piyasaya müdahale etmesi tek başına eleştirilecek bir durum değildir.
Aksine, piyasanın aşırı dalgalandığı dönemlerde regülasyon görevinin yerine getirilmesi önemlidir.
Ancak asıl tartışılması gereken konu, bu regülasyonun hangi politikayla birlikte yürütüldüğüdür.
Eğer amaç gerçekten yerli üreticiyi üretimde tutmaksa, yalnızca kesim fiyatlarını açıklamak yeterli olmayabilir.
Üreticinin önünü görebileceği, ithalat politikasıyla uyumlu, öngörülebilir ve şeffaf bir piyasa yönetimine ihtiyaç vardır.
Çünkü tarımda güven, sadece açıklanan fiyatlarla değil; uygulanan politikaların tutarlılığıyla inşa edilir.
Ve bugün üreticinin cevap beklediği en önemli soru şudur:
Eğer kesim fiyatlarını korumak için regülasyon gerekiyorsa, o regülasyona ihtiyaç doğuran ithalat politikası neden aynı kararlılıkla sürdürülüyor?