Dünyanın hızla her alanda bir başka çağa evrildiği bir dönemde hem birey olarak hem devlet olarak güncel olana takılmak, günün ötesine doğru derinlik oluşturamamak yapılabilecek en büyük hatadır.
Ve biz tarihsel göçebe sosyo-genetik alışkanlıklardan bir türlü kurtulamadığımız için sürekli aynı sorunları çözüm üretemeden tekrar tekrar yaşıyoruz, yaşamaya devam ediyoruz. Güvenlik, sağlık, eğitim, tarım, gıda her alanda onlarca yıl aynı sorunları yaşayan bir toplum olmak kaderimiz olmamalı, olmamalıydı.
Dünyada ekonomik işleyiş, para/finans yapısı ve eksenler kökten değişirken içeride iktidar muhalefet işbirliğiyle ucuz şark kurnazlıklarının eseri gündemlerin esiri olmuş durumdayız. “Yeni” diyebileceğimiz hiçbir sorun yok, maalesef hepsi on yıllara sair sorunlar.
Yaklaşık 15 yıldır tarım sektörünün kah içerisinde, kah kıyısındayım. Ve aynı konuları konuşmaktan/yazmaktan ve başımı kaldırınca çözüm merciinde olup da hiçbir şey yapmayan aynı simaları görmekten bıktım, hatta bir nevi tiksinti taşır hale geldim.
Yine de;
Her konuda olduğu gibi THG alanında da sağlıklı datalarla, bilimsel verilere dayanan stratejik bir akla ve bu akılla politikalar oluşturacak bir iradeye ihtiyaç var. Maalesef siyasi iktidar ve bürokrasisi şimdiye kadar ne böyle bir aklı, ne de iradeyi ortaya koyamadı. Günü kurtarmak, şikayet edenin ağzına bir parmak bal çalmakla iktifa ettiler, ediyorlar.
Bilişim ve iletişim çağında planlama yapmak çok daha kolay iken, saha ile örtüşen gerçekçi bir planlama yapmak bir yana laf olsun tarzında dahi bir planlama becerisi gösterilememektedir. Aha 3-5 senede tekrarlayan bir soğan krizi daha çıktı. En son deposunda soğan olan çiftçilere baskın yapılarak terörist ilan etme garabetiyle sorunu çözme yolu bulunmuştu. Bakalım bu sefer ne numaralar deneyecekler. Tek bildikleri/ezberledikleri ithalatı serbest bırakmak ya da yasaklamak. Sihirli bir formül gibi her derde deva babından bundan başka bir yol/çözüm üretme becerisinden yoksun acziyet memleketin en büyük açmazı olarak her köşe başında karşımıza çıkıyor.
Sadece DATA biriktirme, işleme konusunda beceriksizlik yok. Aynı zamanda coğrafya bilgisi ve lojistik imkanlar konusunda da oldukça büyük bir beceriksizlikler var. Ülkenin bulunduğu merkez coğrafyanın ölçeklenmesi yapılmadan, her alanda küreselleşen/bütünleşen dünyada kendi meselelerinizi izole tek başına çözemezsiniz, çözemiyorsunuz. Sadece sorun çözme değil fırsatları da değerlendiremiyorsunuz, değerlendiremezsiniz.
Bu yazıyı yazma sebebim; onlarca yıldır devam eden, yüzlerce kez gündem edinilmiş ama bir arpa boyu yol alınamamış TGH meselelerini tekrarlamak değil. Coğrafyamızda her an bizi de içine çekecek bir bölgesel savaş riski ciddi manada var. Ve bölge ülkeleri değişen bütün paradigma ile beraber savunma imkanları kadar TGH konusunda da stratejik planlamalar, alternatif ürünler, alternatif tedarik yerleri, çatışma koşullarında kullanılabilecek lojistik imkanlar konusunu da çalışmalar yapıyor.
Hürmüz boğazı aylardır kapanmış, Kızıldeniz kapandı. Küresel lojistik uygulamaları ve güzergahlar değişti. Ve TGH alanında en önemli iki girdi (yakıt ve gübre) bundan çok ciddi manada etkileniyor, etkilenecek.
Şu an yaşanan sıkıntılar gelecekte yaşanacaklar yanında neredeyse yok hükmünde.
Bu alanlara Karadeniz’in de bir örtülü savaş alanı olarak ekleneceğini bilmek gerekiyor. Bakanlığın bürokratik ezberlerin dışına çıkarak ivedi olarak ilgili bakanlıklarla ve sivil bileşenlerle bu gidişatı tam manasıyla tanımlaması ve gelecekteki riskleri tahlil etmesi gerekiyor.
Öncelikle; üretim/tüketim planlaması, girdilerin tedariki ve alternatiflerin ihdası, lojistik imkanların ve güzergahların tespit ve tesisi, sonrasında bu kriz döneminin ortaya çıkarabileceği avantajların değerlendirilmesi gerekiyor. Tabı bunu da en azından eski dünya haritasının önünde yapmakta fayda var.
TGH laf ola beri gele stratejik bir mesele değildir. Tarih boyunca şehir ve kale muhasaralarında askerler silah ve cephane yokluğundan değil, kıtlıktan/açlıktan ve susuzluktan dolayı teslim olmuşlardır.
Devletin imkanlarını, çağın teknolojilerini ve Allah’ın verdiği aklı kullanın…
Körler sağırlar birbirini ağırlar toplantılarını bırakıp, görevinizi yapın!..