Küresel buğday piyasasında bolluk, fiyatların en düşük seviyelere gerilemesine yol açtı. 207 milyon ton üretimle önceki sezonların gerisinde kalınsa da, üretimin büyük kısmı az sayıda ülkede yoğunlaşınca eşitsizlik derinleşiyor. Küçük üreticiler düşük fiyatlardan zarar görürken, ithalata bağımlı ülkelerde kırılganlık artıyor. Jeopolitik gerilimler ve bölgesel krizler ise piyasadaki dengesizliği daha da görünür kılıyor.
Durgun ticaret ve düşük fiyatlar: Bolluk nedeniyle küresel buğday ticareti durgunlaşıyor (207 milyon ton, önceki sezonların altında kalıyor). Fiyatlar en düşük seviyelerde seyrediyor ve üreticiler (özellikle küçük çiftçiler) düşük gelirden zarar görüyor. Bolluk fiyat çöküşüne yol açıyor.
Eşitsiz dağılım: Üretim artıyor ama ağırlıkla az sayıda ülkede yoğunlaşıyor (sadece 8 ülke üretimin yarısından fazlasını ve ihracatın büyük kısmını yapıyor. Bu ülkeler: Rusya, ABD, AB, Kanada, Ukrayna, Arjantin, Kazakistan, Avustralya). İhtiyaç duyan birçok ülke (Afrika, Orta Doğu, Güneydoğu Asya) ithalata bağımlı kalıyor ve bu bağımlılık artıyor.
İthalatçı ülkelerin bağımlılığı artıyor: Birçok gelişmekte olan ülke (Mısır, Endonezya, Cezayir vb.) nüfus artışı, iklim değişikliği etkileri ve beslenme değişikliği nedeniyle daha fazla ithalata muhtaç hale geliyor. Kendi üretimlerini artıramıyorlar veya çevresel maliyetleri yüksek (çölde sulamalı üretim gibi).
Bazı ülkelerin kendi kendine yeterlilik hamlesi: Çin gibi büyük oyuncular stok azaltıp ithalatı düşürerek öz yeterliliğe yaklaşıyor. Bu da küresel talebi azaltıyor, ihracatçı ülkelerin pazarını daraltıyor ve bolluk baskısını artırıyor.
Jeopolitik ve stratejik faktörler: Buğday gıda güvenliği aracı haline geldi. Rusya ve Çin gibi ülkeler fiyat ve ticareti etkileme gücüne sahip. Bazı ülkeler (Cezayir gibi) jeopolitik nedenlerle belirli tedarikçileri (Fransa) boykot ediyor, bu da adil dağılımı engelliyor.
Bölgesel krizler ve üretim düşüşleri göz ardı ediliyor: Bazı bölgelerde (Suriye, Irak, İran) kuraklık ve siyasi nedenlerle üretim çöküyor, kıtlık riski artıyor ama küresel bolluk nedeniyle genel piyasa etkilenmiyor. Bu da yerel açlık ve istikrarsızlığa yol açıyor.
Avrupa Birliği'nde bile dengesizlik: AB ihracat yapıyor ama Fransa gibi ülkeler kendi iç tüketim için yeterli un üretemiyor (organik buğdayda açık var), yani bolluk her yerde eşit fayda yaratmıyor.
Özetle: Bolluk fiyatları düşürüyor. Üreticileri mağdur ediyor. İthalatçıları daha bağımlı kılıyor ve eşitsiz dağılım nedeniyle yoksul ve ithalata bağımlı bölgeler veya ülkeler gerçek anlamda faydalanamıyor. Aksine kırılganlıkları artıyor.




