Haber Merkezi / Küçükbaş hayvancılıkta uzun süredir gündemde olan çoban ve nitelikli sürü yöneticisi sorunu, yabancı iş gücünün yasal ve kayıtlı istihdamına yönelik uygulamalarla yeniden tartışılıyor. Ancak sektörün ihtiyacı yalnızca bugün boş kalan işletmelere çalışan bulmakla sınırlı değil.
HAYGEM eski Daire Başkanı Dr. Ender Burçak, kaleme aldığı değerlendirmede, Türkiye'nin sürü yöneticisi ihtiyacının envanterinin çıkarılmasından meslek standardı ve sertifikasyona, sosyal güvenceden bölgesel eğitim modellerine kadar uzanan kapsamlı bir yol haritası ortaya koydu.
Burçak'ın “Çoban Bulamıyoruz, Peki Yarının Sürü Yöneticisini Kim Yetiştirecek?” başlıklı değerlendirmesi şöyle:
Çoban Bulamıyoruz, Peki Yarının Sürü Yöneticisini Kim Yetiştirecek?
Türkiye'nin küçükbaş hayvancılığında günü kurtarmaktan kalıcı bir insan kaynağı politikasına
Dr. Ender Burçak
Bir yetiştirici için sürünün başında güvenebileceği bir insan bulamamak, yalnızca personel eksikliği değildir. Doğum döneminde geciken bir müdahale, fark edilmeyen bir hastalık ya da merada dağılan bir sürü; aylarca verilen emeğin ve ciddi bir ekonomik yatırımın kaybı anlamına gelebilir.
Bu nedenle yıllardır “çoban bulamıyoruz” diye tarif ettiğimiz meselenin aslında çok daha büyük olduğunu düşünüyorum. Sorun, yalnızca bugün sürünün başında kimin duracağı değil; yarın bu işi kimin yapacağıdır.
Sürü yöneticisi sadece hayvanları meraya çıkaran kişi değildir. Günlük bakım, besleme, doğumların takibi, kuzu ve oğlakların yaşatılması, hastalık belirtilerinin fark edilmesi ve sürü düzeninin korunması doğrudan onun bilgi ve tecrübesine bağlıdır.
Bir işletmede sürü yöneticisi değiştiğinde, yalnızca çalışan değişmez; sürünün alıştığı düzen de değişir.
Mesele insan bulmak değil, sürü yönetimini mesleğe dönüştürmek
Bence asıl sorunlardan biri, sürü yöneticiliğini hâlâ geçici bir iş gibi görmemiz.
Oysa sürü yönetimi; deneyim kadar bilgi, dikkat ve sorumluluk isteyen bir iştir. Hayvan davranışını bilmek, sürüyü doğru yönlendirmek, hastalık belirtilerini erken fark etmek, doğum ve yavru bakımını takip etmek, mera kullanımını yönetmek ve kayıt tutmak ciddi bir mesleki birikim gerektiriyor.
Dolayısıyla mesele “sürüye bakacak birini bulmak” değil, sürü yöneticiliğini gerçek anlamda bir meslek haline getirmek.
Bunun için eğitim almış, sertifikalı, sosyal güvencesi bulunan ve yaptığı işin karşılığını alabilen bir insan kaynağı oluşturmak gerekiyor.
Sorunun nedenlerini doğru okumak gerekiyor
Sahada gördüğümüz gerçek şu: İnsanlar bu işi yalnızca ücret nedeniyle bırakmıyor.
Uzun çalışma saatleri, izin imkânlarının sınırlı olması, kırsaldaki yaşam koşulları, sosyal hayattan uzaklık ve gençlerin bu mesleğe yönelik bakışı da iş gücü kaybında etkili.
Bu nedenle yalnızca “maaşları artırırsak sorun çözülür” yaklaşımı yeterli olmayacaktır. İnsanların bu mesleğe girmesini ve girdikten sonra devam etmesini sağlayacak çalışma koşullarını, sosyal güvenliği, mesleki gelişimi ve kariyer imkânını da birlikte düşünmek zorundayız.
Mevzuattan uygulamaya
Yerli iş gücünün yetersiz kaldığı durumlarda, belirli şartları sağlayan hayvancılık işletmelerinde deneyimli yabancı sürü yöneticilerinin yasal olarak çalışabilmesine yönelik düzenlemeler son dönemde önemli bir imkân sağladı.
Buradaki yaklaşımı önemli buluyorum. Çünkü ihtiyaç duyulan iş gücünün kayıt dışı yöntemler yerine sözleşmeli, sosyal güvenlik sistemi içinde ve yasal olarak istihdam edilmesi gerekiyor.
17 Eylül’de TÜDKİYEB Genel Merkezinde gerçekleştirilen basın buluşmasında da bu yaklaşımın sahadaki ilk uygulamalarından biri kamuoyuyla paylaşıldı.
İlk etapta istihdam süreci tamamlanan 15 sürü yöneticisinden 9’u geçen hafta, 6’sı ise bu hafta Sivas’taki yetiştiricilerimizin yanında göreve başladı. Diğer illerdeki çalışmalar da eş zamanlı olarak devam ediyor.
Burada benim açımdan asıl önemli olan sayıdan çok, yıllardır dağınık biçimde yaşanan bir iş gücü sorununa kayıtlı, yasal ve kurumsal bir mekanizma üzerinden yaklaşılmasıdır.
Bu uygulama bugünün ihtiyacına cevap verebilir. Ancak asıl mesele, buradan yarının insan kaynağı sistemini çıkarabilmek.
325 bin işletme bize ne söylüyor?
Güncel verilere göre Türkiye’de yaklaşık 325 bin küçükbaş hayvancılık işletmesi bulunuyor. TÜİK’in 2025 yılı verilerine göre toplam küçükbaş hayvan varlığımız ise yaklaşık 57,9 milyon baştır.
İşletme büyüklüğüne baktığımızda, 200 baş ve üzeri işletmeler toplam işletmelerin yaklaşık %30’unu oluşturuyor. Bu işletmeler, işletme kayıtlarındaki hayvan varlığının yaklaşık %75’ini taşıyor. Ancak bu sayı tek başına sürü yöneticisi ihtiyacını göstermiyor. Gerçek ihtiyaç; işletmenin büyüklüğü, üretim sistemi, aile iş gücü, mevcut çalışanlar, sürü yönetim biçimi ve kayıtlı istihdam durumu birlikte değerlendirilerek belirlenebilir.
2025 yılı için 2026 yılında ödenen kuzu-oğlak desteğinde yaklaşık 17,5 milyon baş hayvanın destek kapsamına alınmış olması da sistem üzerinden izlenebilen önemli bir üretici ve hayvan kitlesi bulunduğunu gösteriyor. Ancak bu sayı da doğrudan sürü yöneticisi ihtiyacı olarak yorumlanamaz.
Bana göre eksik olan tam da burada.
Türkiye’nin kaç sürü yöneticisine ihtiyaç duyduğunu bugün sağlıklı biçimde söyleyebileceğimiz bir envanterimiz yok. Bu nedenle TÜRKVET kayıtları, işletme büyüklükleri, üretim sistemleri, kuzu-oğlak destek kayıtları, aile iş gücü ve mevcut kayıtlı çalışanlar birlikte değerlendirilerek bir “Türkiye Sürü Yöneticisi İhtiyaç Envanteri” oluşturulmalı.
Böylece tartışmayı tahminlerden çıkarıp; hangi ilde, hangi işletme yapısında ve ne kadar insan kaynağına ihtiyaç olduğunu konuşabileceğimiz somut bir zemine taşıyabiliriz.
Bugünün ihtiyacından yarının insan kaynağına
Yabancı sürü yöneticisi istihdamı ile yerli insan kaynağı yetiştirilmesini birbirinin alternatifi olarak görmüyorum.
Bugün işletmelerin iş gücü ihtiyacı varsa bunun kayıtlı ve yasal yollarla karşılanması gerekir. Ancak orta ve uzun vadede Türkiye’nin kendi sürü yöneticisini yetiştirebileceği bir sistem kurması da gerekir.
Bunun için çok karmaşık bir yapıdan söz etmiyorum.
İlk 6 ayda gerçek ihtiyaç ortaya konulabilir; iller ve işletme yapıları bazında ihtiyaç haritası hazırlanabilir ve sürü yöneticiliğinin meslek standardı netleştirilebilir.
6–12 ay içinde eğitim ve sertifikasyon sistemi güçlendirilebilir. Eğitimlerin önemli bir bölümü işletmelerde uygulanabilir; pilot bölgelerde model sahada denenirken ücret, sosyal güvenlik, izin ve barınma koşulları da ele alınabilir.
1–3 yıllık dönemde bölgesel eğitim yapıları oluşturularak yetiştirilen sürü yöneticileri ile iş gücü arayan işletmeleri buluşturacak bir sistem kurulabilir.
Burada yetiştirici örgütlerine de önemli görevler düşüyor. Birlikler; ihtiyacın sahadan tespit edilmesinden eğitimlerin organizasyonuna, işletme ile sürü yöneticisinin buluşturulmasından uygulamanın takibine kadar sistemin içinde aktif yer alabilir.
Finansman için de her şeyi sıfırdan kurmak gerekmiyor. Mevcut sürü yöneticisi istihdam desteği; eğitim, sertifikasyon, kayıtlı çalışma ve işletmede kalıcılığı daha fazla teşvik edecek şekilde geliştirilebilir.
Bunun yanında, kırsalda uzun süreli istihdamı desteklemek için hane boyutunu da dikkate alan mekanizmalar değerlendirilebilir. Örneğin sürü yöneticisinin eşinin sosyal güvenliğine yönelik bir destek, bu kişilerin kırsalda aileleriyle birlikte daha uzun süre yaşamalarını ve meslekte kalıcılıklarını teşvik edebilir. İnsan kaynağını kırsalda tutmak istiyorsak, yalnızca işi değil, o işi yapacak insanın hayatını da düşünmek zorundayız.
Ancak kurduğumuz sistemi sürdürülebilir kılmak için, sonuçlarını da düzenli olarak ölçmemiz gerekiyor. Sistemi yalnızca “kaç kişi işe başladı?” sorusuyla ölçersek yine eksik kalırız. Kaç kişinin eğitim aldığı, kaçının sertifika aldığı, kaçının kayıtlı olarak istihdam edildiği, bir yıl sonra kaçının hâlâ mesleğini sürdürdüğü, hangi bölgelerde iş gücü açığının devam ettiği ve hangi işletmelerde sorunun giderildiği birlikte izlenmeli. Bence asıl başarı göstergeleri bunlar olmalı.
Bugün sahada başlayan uygulamaları da bu gözle izlemeliyiz. Çalışanların işletmelere uyumu, çalışma koşulları, yetiştiricilerin beklentileri, karşılaşılan sorunlar ve istihdamın devamlılığı kayıt altına alınırsa, bugün attığımız adımlar yarının politikasına dönüşebilir.
Çünkü mesele birkaç işletmenin bugünkü personel açığını kapatmaktan daha büyük.
Asıl mesele, sürü yöneticiliğini geçici bir iş olmaktan çıkarıp eğitimli, kayıtlı ve sürdürülebilir bir mesleğe dönüştürmek.
Bugünün açığını kapatırken, yarının sürü yöneticisini de bugünden yetiştirmek zorundayız.




