Haber Merkezi / Küresel süt ve süt ürünleri piyasasının en önemli alıcılarından Çin'de yaşanan yapısal değişim, dünya ticaretinde yeni bir dönemin işaretlerini veriyor.
Tarım politikaları uzmanı Ergin Kahveci, Çin'in süt üretimi ve dış ticaret verilerini değerlendirdiği çalışmasında, ülkenin uzun vadede kendi üretim kapasitesini önemli ölçüde artırırken süt ürünleri ithalatındaki eski yüksek büyüme döneminin de sona erdiğine dikkat çekti.
Kahveci'nin değerlendirmesi, Çin'deki dönüşümün yalnızca bu ülkenin süt sektörünü değil, Avrupa Birliği, Yeni Zelanda, ABD gibi büyük ihracatçıları ve Türkiye'nin rekabet ettiği pazarları da yakından ilgilendirdiğini ortaya koyuyor.
ÇİN'İN SÜT ÜRETİMİ 40 MİLYON TONUN ÜZERİNDE
Çin'in süt üretiminde son birkaç on yılda yaşanan büyüme dikkat çekiyor. Ülkenin resmi istatistiklerine göre süt üretimi 2023 yılında yaklaşık 41,97 milyon tona kadar yükseldi.
Ancak üretimdeki kesintisiz büyüme 2024'te bozuldu. Çin Ulusal İstatistik Bürosu verilerine göre üretim 2024'te yüzde 2,8 azalarak 40,79 milyon tona geriledi. Bu, 2018'den bu yana kaydedilen ilk yıllık düşüş oldu. 2025 yılında ise üretim yüzde 0,3 artarak 40,91 milyon tona çıktı.
Bu rakamlar Çin'in üretiminin son iki yılda hızlı biçimde büyümesinden ziyade, 40 milyon tonun üzerinde çok büyük bir yerli üretim kapasitesini koruduğunu gösteriyor.
ÇİN'İN KENDİ KENDİNE YETERLİLİĞİ YÜKSELDİ
Asıl dikkat çekici değişim ise Çin'in yerli üretiminin toplam süt arzındaki ağırlığında yaşandı.
Sektör verilerine göre Çin'in süt ve süt ürünlerinde kendine yeterlilik oranı 2021'de yüzde 62 seviyesindeyken, 2024'te yüzde 72'ye yükseldi. Aynı dönemde ithal süt ürünlerinin çiğ süt eşdeğeri 22,51 milyon tondan 15,87 milyon tona geriledi.
Bu değişim, dünyanın en büyük süt ürünleri pazarlarından birinin dışarıdan ürüne olan ihtiyacının önceki yıllardaki kadar hızlı büyümemesinin nedenlerinden birini ortaya koyuyor.
İTHALATTA HER ÜRÜNDE AYNI TABLO YOK
Bununla birlikte Çin'in süt ürünleri ithalatında bütün ürünleri kapsayan bir çöküşten söz etmek doğru değil.
2026'nın ilk altı ayında Çin'in toplam süt ürünleri ithalatı 1,4125 milyon tona ulaşarak yüzde 2,2 arttı. Ancak ürün gruplarında ciddi ayrışma yaşandı.
Aynı dönemde paketli süt ithalatı yüzde 6,7 gerileyerek 172,8 bin tona düşerken, büyük ambalajlı süt tozu ithalatı yüzde 0,2 azaldı. Buna karşılık peynir ithalatı yüzde 24,8, tereyağı grubu yüzde 13 arttı.
Dolayısıyla Çin'deki değişimi “Çin artık süt ürünü ithal etmiyor” şeklinde değil, ithalatın ürün bazında yeniden şekillendiği bir dönüşüm olarak okumak gerekiyor.
ÇİN ALMAZSA BU ÜRÜNLER NEREYE GİDECEK?
Kahveci'nin dikkat çektiği gelişmenin Türkiye açısından kritik tarafı da burada başlıyor.
Çin'in belirli süt ürünlerinde ithalat talebinin zayıflaması halinde, Yeni Zelanda, Avrupa Birliği ve diğer büyük ihracatçı ülkeler ellerindeki ürünü satabilecekleri alternatif pazarlara yönelmek zorunda kalacak.
Bu durum özellikle Güneydoğu Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da rekabeti artırabilir.
Dolayısıyla Çin'in ithalatındaki gerileme Türkiye açısından iki farklı sonuç doğurabilir.
Bir taraftan Çin'in bıraktığı pazar boşlukları Türk süt sanayisi için yeni ihracat fırsatları yaratabilirken, diğer taraftan büyük süt ihracatçılarının Türkiye'nin hedef pazarlarına daha agresif fiyatlarla yönelmesi Türk ihracatçısının rekabet gücünü zorlayabilir.
KÜRESEL FİYAT BASKISI TÜRK ÜRETİCİYİ DE İLGİLENDİRİYOR
Çin'deki gelişmelerin yalnızca ihracatçı sanayiciler açısından değerlendirilmemesi gerekiyor.
Dünya piyasasında süt tozu ve diğer süt ürünlerinin fiyatlarının baskı altında kalması halinde, Türkiye'deki yüksek üretim maliyetleriyle küresel fiyatlar arasındaki makasın açılması riski bulunuyor.
Bu nedenle Çin'in süt ithalatındaki gelişmeler, Türkiye'deki çiğ süt fiyatlarından sanayicinin rekabet gücüne ve ithalat-ihracat politikalarına kadar uzanan geniş bir alanı ilgilendiriyor.
KAHVECİ: ÇİN'İN OLUŞTURDUĞU BOŞLUK TÜRKİYE İÇİN HEM RİSK HEM FIRSAT
Ergin Kahveci, Çin'in küresel süt ürünleri piyasasındaki ağırlığına dikkat çekerek, ithalattaki değişimin dünya ticaretinin yönünü yeniden şekillendirdiğini değerlendirdi.
Çin'in çekildiği veya talebini azalttığı ürün gruplarında özellikle Güneydoğu Asya ülkelerinin giderek daha önemli hale geldiğine işaret eden Kahveci'ye göre, Türkiye'nin de bu yeni ticaret haritasını yakından takip etmesi gerekiyor.
Ortaya çıkan tablo Türkiye açısından iki taraflı bir risk-fırsat dengesi oluşturuyor: Çin'in bıraktığı alanlarda yeni ihracat fırsatları doğarken, Çin'e satış yapamayan büyük ihracatçıların Türkiye'nin mevcut pazarlarına yönelmesi fiyat rekabetini daha da sertleştirebilir.




