CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in kamuoyuyla paylaştığı veriler, tarımsal üretimde en temel girdilerden biri olan gübrenin son bir yılda ciddi biçimde zamlandığını gösteriyor.
Amonyum sülfat gübresinin ton fiyatı, 2025 yılı Ocak ayında 9 bin 500 lira seviyesindeyken, 2026 yılı Ocak ayı itibarıyla 12 bin 100 liraya çıktı. Bu artış, yaklaşık yüzde 27’lik bir yükselişe karşılık geliyor.
Üre gübresinde ise tablo çok daha çarpıcı. Geçen yıl bayilerde tonu 17 bin 400 liradan satılan üre gübresi, bugün 26 bin lira seviyesine ulaştı. Bir yıl içinde yaşanan artış yüzde 49’a yaklaştı.
Taban gübrelerinde artış daha da sert
Çiftçilerin en yoğun kullandığı kompoze gübrelerdeki artış, maliyet baskısının sadece azotlu gübrelerle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor.
15-15-15 gübresinin ton fiyatı, 2025 yılı Ocak ayında 16 bin 750 lira iken, 2026 Ocak ayında 23 bin 400 liraya yükseldi. Bu kalemdeki artış oranı yüzde 40’ın üzerinde.
Benzer bir tablo 20-20 gübresinde de görülüyor. Geçen yıl Ocak ayında tonu 15 bin 700 lira olan 20-20 gübresi, bu yıl 23 bin 200 liraya çıktı. Yaklaşık yüzde 48’lik artış, taban gübresinin çiftçi için ne kadar pahalı hale geldiğini gösteriyor.
DAP gübresi ise artışın en belirgin olduğu ürünlerden biri. 2025 yılı Ocak ayında 24 bin 700 lira olan ton fiyatı, 2026’nın başında 34 bin 750 liraya yükseldi. Bu da yüzde 40’a yaklaşan bir zam anlamına geliyor.
ekim öncesi gelen zam üretimi doğrudan etkiliyor
Gürer’in paylaştığı rakamlar, gübre fiyatlarındaki artışın yıl ortasında değil, daha yılın başında gerçekleştiğine işaret ediyor. Bu durum, özellikle bahar ekimleri öncesinde gübre alımı yapmak zorunda olan üreticiler açısından maliyetlerin baştan ağırlaşması anlamına geliyor.
Gübre fiyatlarındaki bu seviyeler, çiftçinin ya daha az gübre kullanmasına ya da girdi borcunu artırarak üretime devam etmesine yol açıyor. Her iki durumda da verim düşüşü ve gelir kaybı riski büyüyor.
Ortaya çıkan tablo, destekleme politikaları ve girdi maliyetleri arasındaki makasın açıldığını; gübre fiyatlarındaki artışın artık sadece bir “zam” değil, üretim kararlarını etkileyen yapısal bir sorun haline geldiğini gösteriyor.