Ah şu Hollanda!

Abone Ol

Daha Veteriner Sağlık Memuru iken; alçak/yüksek/derin/dağ bayır sürünerek ve devletimizin büyük anlayışları ile fakültede okumaya çalıştığım yıllarda Erzurum'un meşhur hayvan pazarındaki dairemde bir yabancı uzman ile tanışmıştım.

Yarı İngilizce, yarı tarzanca anlaşmaya çalışırken, bir broşürden bana gösterdiği Wageningen Üniversty ile tanışmıştım. Daha sonra bu okulu sorduğum hocam, buradan mezun olmak çok zor. Tam tarım uzmanları çıkar. Yılda belki 5-6 tane. Çok etkilenmiştim. Ve radarlarımı hep oraya açık tutmuştum.

Yıllar sonra siyaset beni balıklama kabul edince, o günkü Genel Başkan ile birebir çalışma imkanı bulmuştum.

Kısa bir süre sonra benden Hollanda ve İsrail modelini incelememi istemişti.

Anında Wageningen ve Volcani Center/Enstitü/(Agricultural Research Organization/ARO Araştırma Kurumları parlamıştı bendeki beyinde.

Yıl 2005.

O günün şartları içinde aç kurtlar gibi saldırmadığım kaynak kalmamıştı.

Ve nihayetinde iki şeyi net anlamıştım.

Hiçbir ülkenin ekosistemi bir başka ülkenin ekosistemine benzemez. O halde bir ülkeyi taklit ederek tarımda yol alınmaz.

Şimdilerde bu önermemi biraz esnettim.

Ancak bu esnetme kavramsal bir esnetme oldu.

Kültürel, coğrafi, agroekolojik, agroekonomik, analitik benzeşmeleri kayda değer olmayan hiçbir ülkenin modeli, bir başkasına model olamaz ve taklit edilemez.

Burada çok fazla teknik tartışma konusu çıkar. Biliyorum. Ama istediğiniz kadar derinleşin sonunda yukarıdaki cümleyle yüzleşirsiniz. Benim gibi.

Gelelim ikinciye:

Ne kadar ekosistem kaynağınız olursa olsun,

Ne kadar yukarıdaki kavramlar sizinle olursa olsun size bir rehber, yol gösterici, modeli tasarımlayan ama modeli dayatmayan, bilgiyi/bilimi/yol ve yöntemi yani POLİTİKAYI önünüze koyan tartışmasız bir kuruma ihtiyacınız var.

Ve 80 yıl önce bunu düşünen bir lider var.

O an işte o an AOÇ şu veya bu şekilde, fiziksel ya da bilgisel bağlamda benim için nimet ve bireysel mesele olmuştu. Yani 2005'te.

O yüzden yıllardır söylerim:

Bana ne Hollanda'dan bana ne Fransa'dan.

Ancak hala bunu dahi anlamayanlar var.

Arkadaşlar, biz büyük bir tarım ülkesiyiz.

Bu halimizle bile, benim fakülte yıllarımdaki halim gibi yüksek dağlarda, çıplak ayakla alçak sürünürken bile büyük bir tarım ülkesiyiz.

Sorunumuz bunun sektörün içinde yaşanamaması. Sektöre bunu yaşatamayışımız.

Sektörü GENEL EKONOMİNİN ÇARKLARINDA, GENEL HERBİLEN ARKADAŞLARIN KAFTAN BİÇMELERİNE BIRAKMIŞ OLMAMIZ.

Yoksa 213 ülkenin her biri bize lazım.

Üstelik m2, m2 lazım.

Tıpkı ABD'ye, Hollanda'ya, Fransa'ya, Brezilya'ya, Çin'e, Hindistan'a, Arjantin'e, Avustralya'ya lazım olduğu gibi.

Ve siyasete ara verdiğim bu 3 yıl boyunca ülkemizdeki bu eksikliği yani bu ülkelerin tarımsal tanınırlığını sağlamak için gayret ediyoruz. Bazı arkadaşlarım da buna ayak uydurdu ve eşlik ediyorlar. Teşekkür ederiz.

&

Şimdi gelelim asıl mevzumuza:

Bir haftadır ABD Tarım Bakanlığının Türkiye Gıda Perakende Yıllığı Raporu konuşuluyor.

Gündeme taşıyan biri olarak benim açımdan yeni bir gündem değil.

2023-2024 Raporlarını da yazmıştım köşemde.

Önceki gün birden aklıma düştü.

Peki bu perakende yıllığını ABD Tarım Bakanlığı, Hollanda için de yapmış mıdır neden Türkiye?

Kaçıncı his bilmiyorum.

Önüme düştü.

Gelin birlikte bakalım.

18,1 milyon nüfuslu Hollanda'nın Gıda Perakende Pazarı 58 milyar dolar. Bizimki 120 milyar dolardı.

Bizim Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 1,6 trilyon dolar

Hollanda'nın 1,298 trilyon dolar.

Bizim kişi başı hasılamız 18.611 dolar,

Hollanda'nın 71.670 dolar.

Tüketici odaklı ithalat rakamları, Hollanda için 68,8 milyar $, bizim 8,8 milyar $.

Şimdi gelin Hollanda'nın Gıda Perakende sistemine odaklanalım:

Türkiye bilgilerini, 'Perakende gıda pazarı büyümeye devam ederken biz nereye savruluyoruz?' başlıklı makaleden bulabilirsiniz.

Hollanda'da Hal sistemi yok.

Öyle bizim bildiğimiz pazar/cı sistemi de yok.

Statüko ağırlıklı bir gıda zinciri ağı da yok.

Ancak bildiğiniz acımasız bir rekabet ağı, acımasız bir yapısal ağ var.

Fakat derinlemesine baktığınızda, sistemin aslında kendi ""DÖNGÜSELLİĞİ" içinde "KONTROL EDİLEBİLİR" olduğunu görüyorsunuz.

Kontrol için yasal/kamusal odaklar görünür değil.

Ancak ekonomik, toplumsal, kültürel ve tarımsal döngüsellik, kontrolün kendisini yaratıyor.

Zincirin raf yani market tarafında market zincirleri, yani modern marketler/zincir marketler toplam perakende pazarının %95'ine hakimler.

Bizim bildiğimiz o geleneksel bakkal, şarküteri, yarı pazarcı-açık alan satış yerleri çok az ve daha ziyade göçmen bölgelerine kendi ülke/bölge ürünleri odaklı çalışıyor.

Ve oranları %5 civarında.

Hollanda’da "gıda perakende sektörü" "tam konsolide" (yani birkaç büyük oyuncu pazarı kontrol ediyor) olmuş durumda.

6.130 mağazada faaliyet gösteriyor ve 300.000’den fazla kişiye iş sağlıyor.

2025’te toplam satış gelirleri 51,1 milyar € (58 milyar $) oldu.

Bunun %80’i gıda ürünlerinden geliyor.

Hollanda Gıda İşleme Sanayinde; 9.035 firma var. 2024 Yılında 129 milyar $'lık satış yaptılar.

Hollanda Yiyecek Hizmetleri (Foodservice – HRI) Sektöründe; 2025 yılında 18,5 milyar $'lık satış yapıldı. Önceki yılda göre %4,3 artış sağlandı.

Hollanda, dünyanın en büyük ikinci tarım ihracatçısı.

2025’te tarım ve gıda ihracatı, 177 milyar $ değerine ulaştı.

Bu rakam, ülkenin tarım ve gıda ürünlerini sadece kendi halkına değil, Avrupa’nın ve dünyanın birçok ülkesine sattığını gösteriyor.

Toplam tarım ve ilgili ürün ithalatı (2025), 128,7 milyar $

Re-export yani "yeniden ihracat" oranı %72.

&

Pazarın Konsolidasyon Yapısı ve Dağılım Kanalları:

Hollanda pazarı oldukça yoğunlaşmış bir yapıda.

Perakende satışların %61'i tam hizmet sunan süpermarketler üzerinden gerçekleşiyor.

Bir tarafta "satış noktasında" ilk iki ve ilk 3 şirketin aşırı konsolidasyonu, diğer tarafta "satın alma, tedarik noktasında da ayrıca" eklemlenen konsolidasyon/birleşme/birlikte hareket etme/birlikte çalışma.

Albert Heijin ve Jumbo tüm pazarda %58,1'lik paya sahip.

Bunlara "Supernie" bağlamında, "satın alma" konsorsiyomu da dahil olunca 2 şirket 3 firmanın/yapının payı %78 seviyesine geliyor.

Superunie, satışta bağımsız marketlerin, "tedarik/satın alma" noktasında tek satın alma konsorsiyomudur.

Bu yapı yani superunie, bir şekilde kendi içlerinde ekonomik dengeleyici rol oynuyor.

Küçük ve az sayıdaki 11 bağımsız marketin satın almalarını bu tek kurum gerçekleştiriyor. Bu durum diğer iki güçlü zincir karşısında hem küçüklerin ayakta kalmasını sağlıyor hem de tüketicilere keyfi fiyat dayatmalarının önüne geçiyor.

Hollandalı tüketiciler, kalite ve fiyat hassasiyetine sahipler.

Bu hassasiyet, superunie için de bir referans oluyor.

Hollanda Gıda Perakendecileri, tüketicilerin bu iki hassasiyeti üzerine çalışır. Ve onlara yönelik Özel Marka (Private Label) ürünler üretirler.

Bu ürünler, iki ayrı kategoride üretilir.

A Kalite yani yüksek kaliteli özel ürünler ve fiyat odaklı normal ürünler.

Hollanda, özel markalı ürünler, yani marketlerin kendi markaları için Avrupa’nın merkezi konumunda ve Avrupa’nın en yüksek paylarından birine sahip.

Bu oran, yaklaşık %55yani market rafındaki her iki üründen biri marketin kendi markası.

Bir de tüketici bilincinin yüksekliği üzerinden yürüyen ve sürekli talep artışı yaşanan "Sürdürülebilir Etiketli Gıda Ürünleri" etiketli ürünler var ki; perakende gıda pazarında ve marketlerin gelirlerinde önemli bir paya sahip. Hollandalı tüketiciler ürünün fiyatına değil, nasıl üretildiğine de dikkat ediyor. Bu bilinç, sürdürülebilir etiketli ürünlere olan talebi artırıyor.

2024’te sürdürülebilir sertifikalı ürünlere yapılan harcama %4 artarak 14,3 milyar € (16,8 milyar $) oldu.

Toplam gıda harcamaları içinde sürdürülebilir ürünlerin payı %21 civarında sabitlendi.

Yani her 5 €’luk gıda harcamasının yaklaşık 1 €’su sürdürülebilir etiketli ürünlere gidiyor.

En Popüler Etiketler, Beter Leven (Daha İyi Yaşam) etiketi en çok tercih edilen oldu. Ardından Rainforest Alliance etiketi ve organik sertifikalı ürünler geliyor. Bu etiketler tüketiciye ürünün çevreye ve hayvan refahına duyarlı şekilde üretildiğini gösteriyor.

Özel markalı ürünler yani marketlerin, fabrika ve işletmelere kendi markaları ile ürettirdiği ürünler, marketlerin verdiği ve onlara ait markalar ile bir nevi fason olarak ürettirmesi.

Örneğin; Çeşme süt fabrikası kendi adına ürettiği süt ve peynirleri artık kendi markası ile üretmeyip "dostum süt" gibi bir marka ile sadece bir zincir mağaza için üretmesi.

Bu durumun ticari boyutları şöyle işliyor:

Fabrikalar bir zaman sonra sürüm, sipariş ve fiyat olarak büyük çoğunlukla o market mağazanın taleplerine bağımlı hale geliyor. Kendi markasını arka plana attığı için anlaşmadan çekilemiyor. Kaliteden ödün vermeye başlayınca bu defa sorumluluk gereği kendi ana markası zan altında kalıyor ve çöküş başlıyor. Bu durum karşısında geriye doğru fiyat baskısı yaratıyor. Yani çiğ süt alım fiyatını baskılıyor. Ya da çiftçi ödemelerini aksatıyor. Olmadı bu defa daha küçük fabrikalara o da fason ürettirmeye başlıyor. Kısacası her durumda çiftçiler, biraz diklenmeye kalkarsa her büyüklükteki fabrikalar bağımlı kalmanın acı sonuçları yaşıyor. İşte Hollanda'daki bu sert zincir mağaza konsolidasyonu geriye doğru böyle çalışıyor. Elbette Türkiye'de de. Ve 5-6 yıl önce bir TV programında böyle giderse 100 TL'ye peynir yeriz dediğimi iyi hatırlıyorum.

Peki çiftçiler ne yapıyor bu durumda?

Yukarıda yazdığımız gibi özel ürünler, sertifikalı ürünler, organik ürünler üretimine yöneliyor ve seçicilik/çok çeşitlilik yaratarak tüketicileri kendi ürünlerine yönlendiriyor. Buna yönelik piyasa tanıtımı ve algı yönetimi ile kalite/fiyat denkleminde kazanmaya çalışıyor.

Çiftçi dediysem Hollanda çiftçisine özel bir parantez açmak lazım. Avrupa'nın hatta dünyanın en eğitimli, daha doğrusu "çiftçi/tarım eğitimi" kategorizasyonunda en önde gelen çiftçi grubu Hollanda'da.

2020 Yılında 52.640 çiftlik vardı.

Bu sayı 2023 (son veri) yılında %4 azalarak 50.560 olmuş.

Şimdi sıkı durun.

Çiftliklerin %65,2'si yani 32.960 çiftliğin yıllık "çiftlik kapısındaki brüt geliri" 100 bin € ve üzerinde.

Yani büyük çiftlikler.

500 bin € üzeri geliri olanların sayısı 15.810.

100-250 bin € arasında 8.030,

250-500 bin arasında 12.150 çiftlik var.

Peki 2 bin € ve altında çiftlik geliri olanların sayısı kaç dersiniz?

Sadece 270.

Bu rakamlar çiftçi sayısı değil, çiftlik sayısı.

Biz daha bu ayrımı bile anlamadık ya! Neyse, şimdi konumuz değil.

Şimdi bu tabloyu yukarıdaki konsolidasyon ile eşleştirelim.

Demek ki; konsolidasyon sadece marketlerde değil, çiftlik ekonomik büyüklüklerinde de var.

Peki bu sorun mu?

%90 Hayır, %10 Evet.

Aslında benim bireysel tercihim süreç içerisinde Hayır.

Ancak son derece teknik bir akışkanlık süreci içermesi nedeniyle, yanlış anlamalar olmasın diye %10 bırakıyorum.

Çiftlikler büyük olunca, çiftlikler zaten tek başına dirençli olurken, bir de şimdi bu çiftliklerin kolektif yapılarını yani kooperatif, birlik vb yapılarını bir göz önünüze getirin.

Onlar artık birer tarımsal kalkınma kooperatifi değildir. Devasa şirketler, holdingler ve organizasyonlardır.

Friesland Campina: Süt ve süt ürünleri alanında dünyanın en büyük kooperatif holdinglerinden biridir.

Royal Cosun: Şeker pancarı ve gıda içerikleri konusunda uzmanlaşmış dev bir kooperatif yapısıdır.

Avebe: Patates nişastası ve proteinleri üretiminde küresel bir güç olan kooperatiftir.

Royal Flora Holland: Dünyanın en büyük çiçek ve bitki açık artırma/mezat sistemini yöneten kooperatiftir.

Vion Food Group: Temel olarak bir vakıf yapısında olsa da, hayvancılık kooperatifleriyle iç içe geçmiş, Avrupa'nın en büyük et işleme holdinglerinden biridir.

Bu yapılar, raporun bahsettiği "Kategorik Tedarikçi" (Preferred Supplier) modelinde, çiftçiden gelen ham maddeyi işleyip perakende devlerine sunan en kritik halkaları oluşturmaktadır.

Hollanda gıda sisteminde, holdingleşmiş tarım kooperatifleri ve büyük gıda işleme şirketleri ile çiftçiler arasındaki ilişki, perakende sektöründeki aşırı konsolidasyon ve özel markalı (private label) ürünlerin hakimiyeti nedeniyle, yüksek bir verimlilik ve sürekli maliyet optimizasyonu baskısı altında şekillenmektedir.

Çiftçiler, ne üreteceklerini, ne zaman üreteceklerini, hangi fiyata üreteceklerini bilseler dahi piyasa dalgalanmalarının ve yukarıdan beri sayılan konsolidasyonların kendilerine dönmesine genellikle engel olamazlar, savunmasız kalırlar.

Örneğin İran, Ukrayna krizleri gibi.

Fakat bu savunmasız kalma hali bizdekilere benzemez elbette.

Büyük çiftçiler, büyük kooperatifler bu durumlar karşısında yüksek risk ve yüksek hesapsızlıkları/beklenmeyen genellikle planlamıştırlar.

Olmadı, kamusal talepler ve baskı unsurlarını devreye alırlar.

Fakat burada en büyük risk faktörü, kendi kooperatif ve kolektiflerinin, konsolide olmuş 2-3 kategorik, satın almacı/tedarikçilerin rekabet baskısı nedeniyle oluşan olumsuzlukları, geriye doğru çiftçilere aktarmasıdır.

Çünkü artık tamamen holding/şirket mantığı içinde çalışan bu kolektifler zaman zaman kendilerini kar maksimizasyonuna kaptırırlar. Bu durum ise satın almacılar için muhteşem bir fırsat maliyeti doğurur.

Şimdi toparlarsam;

Demek ki; Hollanda gıda perakende pazarı aslında bizden daha konsolide olmuş durumda.

Sadece mağazalar değil, "satın alma/tedarik" sistemi de konulara göre ikili, üçlü gruplar halinde ancak "marketlerden bağımsız" olarak konsolide olmuş durumda.

Çiftlikler, ekonomik olarak büyük.

Tarımsal kooperatifler holdingleşmiş.

Üretim biçimsel olarak planlı, hukuksal altyapısı mevcut.

Halkın refah düzeyi ve satın alma gücü yüksek.

Gıda satın alma davranışları, hem fiyat hem de kalite olarak yüksek seçicilik içeriyor.

Detay vermiyorum ama hem AB hem de yerel destekler ve sübvansiyonlar belli ve oturmuş.

Yani sistem kendi "DENGESİNİ" kazanmış/büyük oranda oturtmuş.

"DÜZENLEYİCİ mekanizmalar", ekonomiklik içinde toplumsallaşmış.

Ve "KONTROL ve/veya OTOKONTROL" mekanizmaları TOHUMDAN TOPRAĞA, AHIRDAN RAF'a kadar belli oranlarda "SİSTEMİN YAPISAL KONTROLÜ" altında.

Ülke, sahip olduğu Rotterdam Limanı ve gelişmiş altyapısıyla ABD ve diğer ülkelerin ürünleri için Avrupa Birliği’ne açılan en önemli kapı (gateway) konumunda.

"Bundan iyisi Şam'da Kayısı".

Şimdi başa dönüp son söze odaklanalım.

Haydi buyurun, Hollanda modelci arkadaşlar.

Bir tarafta, 50 bin çiftlik, diğer tarafta 4,5 milyon çiftçi/çiftlik mi bilmiyoruz!

İklim benzemez ama daha iyi.

Coğrafya benzemez ama daha iyi.

Agroekolojik kapasite hiç tartışma götürmez benzemez çok daha iyi.

Ürün çeşitliliği,

Biyoçeşitlilik hiç alakası yok.

Kesin, net üstünlük.

O zaman benzemeye çalışmak istemek niye!

Bize benzemeye çalışılacak bir model vardı 1925 yılında.

Hiç dönüp baktınız mı?

O halde biz kendi kaynaklarımızı, kendi avantajlarımız ve kendi kapasitemizi kendimize göre, agrokültürel kodlarımıza göre "TÜRKİYE MODELİ" olarak yapmak zorundayız.

Ve hep söyledim.

O yapısal regülasyon gücümüzü kamusal ağırlıklı kurup, "oto/kontrol" aşamasına 10-12 yıl içerisinde ulaşıp, sistemi kendi karşılıklı "dengelenmiş" koşulları içerinde "düzenleyip", bağımsızlaştıracağız ve kenardan kamunun yönetsel iradesi ile seyredeceğiz.

Nasıl mı derseniz?

Bin kere anlattım.

Yine anlatırım ama bu yazı artık kimsenin okumayacağı uzunluğa geldi.

Zaten buraya kadar okuyan kaç kişi olur bilmiyorum.

Ben sadece tarihsel bilgiye kayıt düşüyorum.

Gerisi sizin işiniz ve sabrınız.

{ "vars": { "account": "UA-60615480-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }