Ya orman çiftliği, Atatürk Orman Çiftliği olsaydı?

Abone Ol

Dünya tarım toplumuna geçip, savaşlar gıda ve üretim fazlası savaşları haline gelince; etrafını çevirdiğimiz barınak, ev, tarla, çit, toprak, eyalet, ülke için buralar bizimdir dediğimiz zamandan beri, paylaşamadığımız beslen/m/e ihtiyaçları için geldiğimiz noktada artık tesadüfler değil, akıl-bilim ve hegemonyanın gıda içerikli olanı geçer akçe haline geldi.

Kimileri bu doğal kaynakları irili ufaklı yok ederek kendi ayağına sıkarken kimileri doğal ama kullanılabilir bile olmayan kaynakları akıl ve bilimle yönetip kendilerine özel hakimiyet alanları yaratmaya devam ediyor.

Trump benzeri küresel sermayedarların emperyal temsilcileri ise vurarım kırarım mantığı ile bodoslama yol almaya ancak toprakların ve çayırların duvarlarına toslayıp baş ağrısı çekmeye, ülkeleri için üretim ve pazarlama krizlerine yol açmaktadırlar.

Bazıları var ki onlar için tam bir “mirasyedi” demek mümkündür.

Şimdi gelin küresel pencereden dünyanın tarımsal üretim devleri olan Brezilya, Arjantin, ABD üzerinden bir hikayeye göz atalım.

Sonra da benim 20 yıldır bas bas bağırıp, yalvarmaktan şişen aklımı nasıl koruyacağıma bir çare bulmaya çalışalım.

Yüzyıllık vizyonu nasıl heder ettiğimizi görelim.

Hatta yüzyıllık felsefi mirası nasıl görmezden gelebildiğimize bakalım.

TOPRAĞIN MİRASYEDİLERİ VE BİLİMİN GİRİŞİMCİLERİ: PAMPAS’IN ÇÖKÜŞÜ, CERRADO’NUN DOĞUŞU VE AOÇ’NİN İKİNCİ YÜZYIL VİZYONU

Dünya tarım ekonomisinde genel bir kabul vardır:

“Tarımsal zenginlik, coğrafyanın bir lütfudur.”

Toprağınız Ukrayna’nın "Çernozyom"u (dünyanın en verimli humuslu kara toprağı) veya Arjantin’in Pampas’ı (Güney Amerika'nın uçsuz bucaksız, doğal olarak organik maddece zengin, nemli ve tarıma son derece elverişli devasa düzlükleri) gibi binlerce yıllık bir doğal mirasla doluysa, küresel ligde öndesiniz demektir. Arjantin, yaklaşık 75 milyon hektarlık (750.000 km2) bu muazzam Pampas toprakları sayesinde 20. yüzyılın başında dünyanın en zengin ülkelerinden biriydi.

Ancak son elli yılda Güney Yarımküre’de yazılan bir destan, bu coğrafi kadercilik dogmasını tamamen yerle bir etti. Bu destanın adı CERRADO, mimarı ise ideolojik sloganlar değil, saf bilim ve AR-GE vizyonuyla hareket eden EMBRAPA’dır. Yani Brezilya’dır.

Bugün Arjantin, dünyanın en verimli topraklarına sahip olmasına rağmen 70 yılı aşan müdahaleci politikalar, ihracat vergileri ve üretim karşıtı (negatif) regülasyonlar yüzünden küresel rekabette zemin kaybederken; Brezilya, tarım için tamamen "elverişsiz" kabul edilen bir çalı topluluğundan neredeyse dünya gıda arzını tek başına sırtlayan bir imparatorluk çıkardı.

"Burada Hiçbir Şey Yetişmez" Denilen Topraklar

1970'lerden önce, Brezilya’nın merkezinde yer alan devasa tropikal savan bölgesi —yani kurak mevsimleri uzun süren, seyrek ağaç ve çalılarla kaplı tropikal otlak arazisi— Cerrado, tarım ekonomistleri için koca bir hiçlikten ibaretti.

Amazon'dan sonra Güney Amerika'nın en büyük ikinci biyomu ve dünyanın en zengin biyolojik çeşitliliğine sahip tropikal savanı olan Cerrado, tam 2.036.448 km2 yani 203 milyon hektardan fazla bir alanı kaplar. Ölçeği gözümüzde daha net canlandırmak için kıyaslayalım:

  • Bu devasa büyüklük, tek başına Brezilya topraklarının %22 ila %24'üne denk gelir.
  • Tek başına tüm Grönland veya Meksika yüzölçümü kadardır.
  • Avrupa'nın tarım devi Fransa'nın yaklaşık 4 katı, Türkiye'nin ise neredeyse 2,5 katı büyüklüğünde coğrafi bir alanı ifade eder.
  • BM Üyesi 193 ülkenin yaklaşık 180 ülkesinden daha büyük.
  • Cerrado’dan daha büyük toprağa sahip olan ülkelerin sayısı sadece 13’tür. Bu ülkeler sırasıyla: Rusya, Kanada, ABD, Çin, Brezilya (toplamı), Avustralya, Hindistan, Arjantin, Kazakistan, Cezayir, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Suudi Arabistan ve Meksika'dır.
  • Sıralamadaki 14. ülke olan Endonezya'nın yüzölçümü yaklaşık 1.904.569 km2’dir. Yani Cerrado bölgesi tek bir ülke olsaydı, dünyanın en büyük 14. ülkesi olacaktı.

Cerrado;

İşte Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin ezici çoğunluğundan daha büyük olan bu devasa coğrafyanın toprağı aşırı asidikti (pH seviyesi bitki köklerini yakacak derecede, 4.0- 5.0 arasındaydı), bitkiler için zehirli düzeyde alüminyum içeriyor ve bitki beslemede hayati öneme sahip fosforu barındırmıyordu. Dönemin uzman raporlarında bu coğrafya için tek bir hüküm vardı:

"Burada hayvancılık bile yapılamaz, hiçbir şey yetişmez."

Şimdi bu raporlamayı aklınızda tutun.

Çünkü makalenin devamında karşılaşacağınız benzeşme (anoloji) sizi hayretler içinde bırakacak.

Cerrado bu durumda iken 1973 yılında Brezilya, kaderini değiştirecek o stratejik adımı attı ve kısa adı EMBRAPA (Empresa Brasileira de Pesquisa Agropecuária) olan devlet destekli Tarımsal Araştırma Kurumu’nu kurdu.

Siyasetçiler popülist vaatlerle uğraşırken, EMBRAPA bünyesindeki binlerce doktoralı araştırmacı laboratuvarlara kapandı. Hedef, coğrafyaya teslim olmak değil, coğrafyayı bilimle yeniden inşa etmekti.

Bilimin Üç Büyük Hamlesi

EMBRAPA, Cerrado’yu dönüştürmek için üç ayaklı muazzam bir teknik strateji uyguladı:

  1. Toprağın Kimyasal Kimliği Değiştirildi: Asitliği ve alüminyum zehirlenmesini çözmek için bölgeye milyonlarca ton kireç (kalsiyum ve magnezyum karbonat) taşındı. Toprağın pH seviyesi tarıma uygun olan 6.0 bandına çekildi ve köklerin derinlere inmesi sağlandı.
  2. Genetik Adaptasyon (Tropikal Soya): Normal şartlarda soğuk veya ılıman iklim kuşağına ait bir bitki olan soya fasulyesi, yoğun genetik ıslah çalışmalarıyla tropikal güneş ışığına, yüksek sıcaklığa ve Cerrado iklimine uyumlu hale getirildi.
  3. Biyolojik Azot Tespiti (Mucize Bakteri): Brezilya, milyarlarca dolarlık kimyasal gübre ithalatının altında ezilmemek için havadaki azotu toprağa bağlayan özel bir bakteri olan Rhizobium’u laboratuvarda geliştirerek tohumlara aşıladı. Bu sayede üretim maliyetleri küresel rakiplerinin çok altına düşürüldü.

Bunlara ek olarak, bölgenin dümdüz platolardan oluşan coğrafi yapısı endüstriyel mekanizasyonla birleşti. Genişliği 25-30 metreyi bulan devasa otonom biçerdöverler, bu topraklarda 24 saat kesintisiz çalışmaya başladı.

Cerrado’nun doğal ve el değmemiş hali: Dünyanın en zengin biyolojik çeşitliliğine sahip tropikal savanı… Kaynak: GodoiJE/Getty Images

Cerrado biyomu idari veya siyasi bir eyalet sınırı olmadığından, harita üzerinde doğrudan tek bir çizgiyle sınır çizilememektedir. Ancak tarımsal ve coğrafi olarak Cerrado'nun sınırlarını harita üzerinde tam olarak görebilmeniz için ekosistemin merkezini oluşturan Brezilya'nın Orta-Batı Bölgesi'ni (Região Centro-Oeste) haritada kırmızı sınırlarıyla işaretledim.

Brezilya haritasını açtığınızda gözünün önüne getirebileceğiniz coğrafi sınır şöyledir:

Kuzey Sınırı: Dünyanın en büyük yağmur ormanları olan Amazon Biyomu ile kesişir (Mato Grosso ve Tocantins eyaletlerinin kuzeyi).

Güney Sınırı: Parana havzası ve dünyanın en büyük sulak alanı olan Pantanal Biyomu ile sonlanır.

Doğu Sınırı: Brezilya'nın yarı kurak bölgesi olan Caatinga Biyomu ve Atlas Okyanusu kıyısındaki orman şeridiyle birleşir (Bahia ve Minas Gerais eyaletleri).

Haritada işaretli olan bu Orta-Batı bölgesi (Mato Grosso, Mato Grosso do Sul, Goiás eyaletleri ve başkent Brasília), Cerrado'nun ve EMBRAPA'nın başlattığı tarım devriminin %80'ine ev sahipliği yapan ana çekirdektir.

Haritadaki Sınır Çizgilerinin Coğrafi Karşılığı

Kuzey ve Kuzeybatı Sınırı (Amazon Geçişi): Haritanın üst kısmında yeşil boyalı devasa Amazon Yağmur Ormanları yer alır. Çizginin üst sınırı (özellikle Mato Grosso ve Tocantins eyaletleri), balta girmemiş ormanlar ile tarımsal savanların kesiştiği yasal sınır hattıdır.

Güney ve Güneybatı Sınırı (Pantanal / Chaco): Sol alt köşede dünyanın en büyük sulak alanı olan Pantanal yer alır. Sınır çizgisi bu hassas sulak alanları koruyacak şekilde içeri doğru kıvrılır.

Doğu ve Kuzeydoğu Sınırı (Caatinga / Atlantik): Sağ tarafta ise Brezilya'nın yarı kurak çölümsü bölgesi olan Caatinga (Bahia eyaletinin içi) ve okyanus kıyısındaki Atlantik Ormanları şeridi başlar.

Sınırların İçindeki "Tarım Kalbi"

Bu sınırların içinde kalan ve haritada merkezde yer alan Mato Grosso, Goiás, Minas Gerais ve Bahia (Matopiba bölgesi) eyaletleri, EMBRAPA'nın toprak asitliğini çözerek kurduğu devasa soya, mısır ve pamuk çiftliklerinin %90'ını barındıran asıl üretim havzasıdır.

Rakamlarla Cerrado Mucizesi ve Safrinha Mısır

Peki bu AR-GE yatırımı Brezilya’ya ne kazandırdı?

2005-2022 yılları arasında Arjantin tarımsal üretimini sadece %43 artırabilirken, Brezilya’nın %136’lık devasa patlamasının arkasındaki ana motor Cerrado oldu.

Bugün Cerrado tek başına Brezilya’nın toplam soya üretiminin %50’den fazlasını, ülkedeki büyükbaş hayvan varlığının %40’ını (yaklaşık 50 milyon baş sığır) ve toplam tahıl üretiminin %25'ini sırtlamaktadır.

Daha da önemlisi, iklim avantajını kullanan EMBRAPA, tarım literatürünü değiştiren Safrinha modelini kurdu. Safrinha, kelime anlamıyla "küçük hasat" demektir ancak günümüzde Brezilya'yı dünya liderliğine taşıyan ana güçtür. Üreticiler yağış rejimini ve erken olgunlaşan tropikal soya çeşitlerini kullanarak, soyanın hasat edildiği gün aynı tarlaya ikinci ürün olarak mısır ekiyorlar. Bugün Brezilya’nın küresel pazarda ABD'yi tahtından indirdiği devasa mısır ihracatının %75'ten fazlası işte bu "ikinci ürün" olan Safrinha Mısır üretiminden gelmektedir. Çiftçi aynı tarladan, aynı yıl içinde iki büyük küresel emtiayı birden hasat etmektedir.

Madalyonun Diğer Yüzü: NRA Faktörü

NRA Faktörü, Brezilya ile Arjantin’in tarım politikaları arasındaki yaklaşım farkını net olarak ortaya koyan bir faktör.

Ekonomik bir kavram/tanımlama ancak devletin/kamunun sektörün üretim gücünü nasıl kullandığına dair bize net bilgi veren bir analitik ölçü.

NRA, bu iki ülkenin ayrışmasını en net gösteren ölçüt olmakla beraber, tarım ekonomisinde hükümet politikalarının üretici üzerindeki net etkisini ölçen NRA (Nominal Rate of Assistance - Nominal Destek Oranı) verileridir.

NRA, en basit anlatımla, bir çiftçinin ürettiği ürünün iç piyasadaki fiyatı ile sınır kapısındaki (dünya piyasasındaki) serbest fiyatı arasındaki oran farkıdır.

Formülize edersek:

(Burada Pd üreticinin eline geçen yerel fiyatı, Pw ise dünya piyasası fiyatını temsil eder.)

Arjantin hükümeti, soyaya %33 gibi fahiş ihracat vergileri uyguladığı ve döviz kurunu yapay olarak baskıladığı için NRA’sı negatiftir (yaklaşık-%35).

Yani devlet, çiftçinin cebinden zorla kaynak transferi yapmaktadır.

Burada kafanız karışmasın: İthalat vergisinden bahsetmiyor, ihracat vergisi diyor.

İhracatı iç piyasa fiyatından/ çiftlik kapısı fiyatından daha yüksek bir rakama getiriyor.

Yani çiftlik kapısı fiyatlarını baskılamış, düşük tutmuş, çiftçilerin kazançlarını sınırlamış, engellemiş, ihracatçıları küresel rekabette baskılayarak özellikli ürün için zorlamış, vergileri cebe indirip tarım dışı sektörleri finanse etmiş oluyor.

Bu yüzden Arjantin bugün üreticisini net olarak cezalandıran Etiyopya ve Mali gibi ülkelerle aynı ligde patinaj yapmaktadır.

Brezilya ise EMBRAPA yatırımları, düşük faizli "Plano Safra" kredileri ve ihracattan vergi alınmamasını sağlayan yasalarla çiftçisinin dünya fiyatlarının da üzerinde kazanmasını sağlar; Brezilya’nın NRA’sı istikrarlı şekilde pozitiftir.

BİR KURUCU FELSEFENİN DOĞUŞU: 1913 SOFYA KIVILCIMI

Brezilya’nın Cerrado çalılarından çıkardığı bu 203 milyon hektarlık tarım imparatorluğu, aslında bize çok tanıdık, tamamen yerli ve milli bir kurucu hafızayı hatırlatıyor.

Coğrafi kaderciliğe ve popülizme tokat gibi inen bu küresel denklemin asıl kökleri, Brezilya'dan çok daha önce Anadolu'nun ve Cumhuriyet'in kurucu aklında atılmıştı.

Tarih: 1913. Yer: Sofya.

Mustafa Kemal, askeri ataşe olarak görev yaparken elit kesimin ve diplomatik misyonun gittiği lüks bir pastanede oturmaktadır.

İçeriye sırtında bohçasıyla bir Bulgar köylüsü girer, ürünlerini pastaneciye teslim eder/satar ve masaya oturup süt ve kek ister.

Garsonlar köylüyü hor görerek, burada sadece misyon şefleri ve belli kişiler hizmet alabilir diyerek, dışarı çıkarmaya çalışır.

Ancak köylü öfkeyle haykırır:

"Senin sattığın sütün, pastanın, böreğin ununu, peynirini, yoğurdunu ben üretip veriyorum! Pastaneye koyduğun meyveyi ben üretiyorum ve sen benim ürettiklerimi bana vermiyorsun öyle mi? Hayır çıkmıyorum ve kahvaltımı burada yapacağım!"

Herkes suspus olur.

Köylü kahvaltısını yapar, parasını masaya fırlatarak çıkar ve gider.

Tüm bu sahneyi izleyen Mustafa Kemal, küçük kareli not defterine o tarihi notu düşer: "Bir gün benim köylüm de bu köylü gibi olursa millet olduk demektir."

İşte o meşhur "Köylü milletin efendisidir" sözünün felsefi harcı, bilim ve aydınlanma çağını kaçırmış bir imparatorluğun yıkıntıları arasında değil; üretimin asıl gücüne duyulan o büyük saygıyla Sofya'da karılmıştır.

O müthiş söz burada not edilir.

Mustafa Kemal aslında buradaki “efendi” sözü ile o köylünün birey olma, özgür vatandaş olma, bay girişimci olma mantığını not etmişse de biz uzun yıllardır bu sözü sosyolojik bir kategorizasyon olarak görüp öyle kullanıyoruz. Efendi sözcüğünü toplumsal bir katman, kariyer sözü gibi anlıyoruz.

Tarih: Mayıs 1925. Yer: Ankara.

1923 İzmir İktisat Kongresi yapılmış, Lozan Antlaşması imzalanmış, Cumhuriyet ilan edilmiştir.

Fakat genç Cumhuriyetin ekonomik bağımsızlığının nasıl sağlanacağı kara kara düşünülmektedir. Devletin elinde ne sanayi tesisi vardır ne de sermaye.

En önemli ihraç kalemlerinden biri olan tütünü üretenler bile yabancı Reji idaresi altında inim inim inlemektedir.

Nüfusun yaklaşık %87’si köylerdedir, çiftçi mültezimlerin ve lord bürokrasisinin çarkları arasında ezilmektedir.

Oysa 1924 yılında devletin vergi gelirlerinin tam üçte biri Aşar (Öşür) vergisinden elde edilmektedir. Çiftçi, mültezime gelinceye kadar %40’lara, %50’lere varan vergiler ödemekte ve hukuken halen "Reaya" (kul) sınıfında kalmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa, odaklandığı ekonomik bağımsızlığın o güne göre en önemli faktörünün tarım olduğunu fark eder. Büyük bir devlet adamı cesaretiyle, Ankara Hükümeti'nin en hayati gelir kaynağı olmasına rağmen 1925 yılında Aşar vergisini kaldırır ve çiftçiyi bu prangadan kurtarır.

Tam bu günlerde Gazi Mustafa Kemal Paşa, henüz genç bir Ziraat Mühendisi olan Tahsin Bey’i yanına çağırır: "Gel Tahsin, seni bir yere götüreceğim, fikrini almak istiyorum."

Birlikte gittikleri yer Ankara’nın göbeğinde; bataklık, sivrisinek salgını ve hayvan leşlerinin olduğu, herkesin kaçtığı çorak ve kötü bir arazidir.

Tahsin Bey şaşkınlıkla sorar:

"Paşam hayrola?"

Gazi yanıtlar:

"Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere bir Orman Çiftliği yapmak istiyorum."

Tahsin Bey irkilir:

"Ya Paşam, buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı. Neden verimli topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz?"

Gazi’nin yanıtı kurucu aklın manifestosudur:

"Ben en zor olanı yapayım da siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız."

Tahsin Bey ve arkadaşları toprağı inceleyip, "Paşam burada hiçbir şey yetişmez, pek uğraşmayın" diye olumsuz bir rapor hazırlarlar. Gazi Mustafa Kemal Paşa raporu okur, gülümser ve belgenin altına Türk tarım tarihini değiştiren o tek cümleyi yazar:

"BURASI VATAN TOPRAĞIDIR, KADERİNE TERK EDİLEMEZ."

Gazi, o gün uzmanlara inat kendi cebinden ödediği parayla aldığı tamamı 154.729 dönümlük (154,7 km2) o bataklıkta sadece bir çiftlik değil; Yalova (Millet ve Baltacı), Silifke (Şövalye ve Tekir), Dörtyol (Portakal Bahçesi ve Karabasamak) ve Tarsus (Piloğlu) çiftliklerine kadar uzanan toplam 8 adet çiftlik devasa bir ağın kalbi olan Türkiye’nin ilk entegre tarım AR-GE merkezini kurdu.

Meyve bahçeleri, Amerikan asma fidanlıkları, Boz Sığır Irkı’nın, arıcılık, sığır ve koyunların ıslah çalışmaları; süt-yoğurt imalathaneleri, bira-malt fabrikası, deri fabrikası, çeltik fabrikası, değirmenler, tavuk çiftlikleri, iskele ve limanlar ile tarım, endüstriyle evlendirildi.

Laboratuvarlarda kuraklığa dayanıklı tahılların geliştirilmesi için bilim insanları ABD’ye gönderildi.

O gönderilenlerden biri de Ali Numan KIRAÇ idi.

Aslında Paşa, Gazi Orman Çiftliğinde yaptıklarıyla tarımın ne demek olduğunu ve nasıl yapılması gerektiğinin felsefesini bize anlatıyordu.

Çiftçilerin kendilerinin, işletmelerinin ve tarımsal ticaretin "efendisi" olmasını, böylece tam ekonomik bağımsızlığa ulaşmasını hedefliyordu.

Edebi Bir Paralellik: Sait Faik'in "Kör Mustafa"sı

Tarımı, bilimi ve toprağı yönetmeyi sadece kürsü nutuklarında bir "romantizm" zannedenlerin kaçırdığı gerçek tam da buradadır. Edebiyatımızın dahi kalemi Sait Faik Abasıyanık, meşhur "Kör Mustafa" öyküsünde, adanın kimsenin dönüp bakmadığı, resmi memurların çalı çırpıya terk ettiği o çorak ve dik kayalıklarını tırnaklarıyla söken bir köylüyü anlatır:

"Kör Mustafa nasıl becerdi bilmem... Denize diklemesine inen bu çalılığın bir kısmını ne pahasına ayıkladı, biliyor musunuz; tırnakları pahasına. O çalı çırpının sere serpe geliştiği, bu denizlere diklemesine inen toprak öyle taşlık, öyle taşlıktı ki... Kazdıkça kaya, kazdıkça taş. Kazma iş görmediği zaman yumruğu, yumruğu yetmediği zaman parmakları, parmakları kalın geldiği zaman tırnakları ile toprağı tırmalardı... Bilmedik ki dişle, tırnakla, kanla, canla tabiat denilen canavarı yenmek lazımdır. Bendeniz bu mücadeleye şahidim."

Bu çarpıcı sahne, küresel tarım tarihinin özeti gibidir.

Brezilya’da EMBRAPA’nın binlerce doktoralı mühendisi Cerrado’nun asitli çalılarında bilimle neyi başardıysa; 1925’te Gazi Mustafa Kemal, Ankara’nın bataklığında Tahsin Bey’e inat kurucu akılla neyi söküp aldıysa; Sait Faik’in Kör Mustafa’sı da adanın o "hiçbir şey yetişmez" denilen kayalığında aynı şeyi yapmıştır. Çarşıda, lokantada karşılaştığımız o şekerli, kokulu domatesler ya da nektar lezzetindeki sular, arkasındaki bu vahşi ve bilimsel emeğin birer sonucudur.

Muhteşem Analoji: Kaçırılan Akıl ve İki Ülke

Şimdi resmi tam olarak görmek için küresel ve yerel düzlemdeki o büyük analojik bağı kuralım:

Arjantin, babasından dünyanın en verimli, en kârlı fabrikasını (Pampas) devralan ama vizyonsuzluğu ve popülizmi yüzünden fabrikanın makinelerini parça parça satan, işçisini cezalandıran mirasyedi bir evlattır. Brezilya ise elinde hiçbir sermayesi olmayan, sadece bataklık ve çalılarla dolu (Cerrado) değersiz bir araziyi devralan ama bilimi ve EMBRAPA AR-GE’sini arkasına alarak sıfırdan dünyanın en teknolojik üretim imparatorluğunu kuran dahi bir girişimcidir.

Peki ya biz?

Biz, 1913’te bir pastahanede filizlenen, 1925’te ise “burada hiçbir şey yetişmez” denilen bataklıktan dünya çapında bir tarım laboratuvarı çıkaran o kurucu dahi girişimci aklı (1925 AOÇ Ruhu) unutup; elindeki verimli toprakları betona feda eden, üreticisini yüksek maliyetlerle ezen Arjantinvari bir “mirasyedi” sarmalına düştük.

Eğer biz AOÇ misyonunu gerçekten anlayıp, onu sadece siyasi bir kavga aparatı ya da çocukların dondurma-kokoreç yemeye gittiği bir hafta sonu mesiresi olarak görmekten vazgeçebilseydik; onun özündeki gerçek bilimsellik üzerinden bir devlet politikası okuyabilseydik, bugün dünya literatüründe “Cerrado Mucizesi”ni değil, çoktan küresel gıda arzını tek başına domine eden “AOÇ Tarım Mucizesi”ni konuşuyor olacaktık.

Biz o kurucu laboratuvar aklını rafa kaldırdık.

Ata’mızın 1937’de bir kanun ile kamu hazinesine bağışladığı, tarıma ve vatan toprağına verdiği önemin sembolü olan bu çiftliği/çiftlikleri koruyamadık.

O, bir ağaç için koca köşkü yürüten bir vizyon bırakmışken; arkasından gelen mirasyediler binalar için binlerce ağacı kestiler.

O kutsal topraklara kaçak yapılar kaçak binalar kurdular, maddi sorunlar dışında hiçbir fonksiyonel sonuç doğurmayan milyarlarca liralık “Dinozor Parkları” (Ankapark) yaptılar!

Ata’nın kurduğu çiftliğin adını yok sayıp adına Park dediler.

Dediler, dediler, neler neler …

Peki Geç mi Kaldık?

Hayır, geç kalmadık.

Çünkü vatan toprağının da kurucu aklın da son kullanma tarihi yoktur.

Günümüzde bu vasfı yok edilen çiftlik toprağının vatan toprağı olduğu tartışılmaz ve asla kaderine terk edilemez!

Benim 2005 yılından beri birçok politika metinlerinde, grup kürsülerinde, basında ve video mesajlarında yer verdiğim/yer verilen, halis muhlis yerli projem; “Atatürk Orman Çiftliği Tarım Bilimleri, Teknolojisi ve Bilişim Akademisi Projesi”, 1925’teki o kurucu laboratuvar aklının dijital çağdaki tam karşılığı, yani Türkiye’nin kendi EMBRAPA modelidir.

Bu proje, bu ülkenin tarımsal egemenliğini ve ekonomik bağımsızlığını yeniden tesis edecek olan çağdaş, teknolojik ve milli bir kırılma noktasıdır.

Proje, mekânsal olmasa bile artık düşünsel bir ideolojinin ete kemiğe bürünmesi gereken; ülkemizin avantajlarını ve birikimlerini kullanarak küresel tarım sisteminde koşacak olan ruh’un felsefi yoludur.

Biz, O’nun şanına ve amacına yaraşır şekilde, AOÇ’ni dünyanın en önemli Tarımsal Bilgi, Bilişim ve Teknoloji Merkezi haline getirmeliyiz.

Adı hak ettiği gibi “Atatürk Orman Çiftliği Tarım Bilimleri Teknolojisi ve Bilişim Akademisi” olmalı.

Bu akademi, şu net operasyonel ve makro-ekonomik fonksiyonlarla çalışacaktır:

  1. Büyük Veri Sistemi ve Tarım 4.0 Bilgi Hizmet Üssü: Akademi, tarımdaki bütün Büyük Veri Sistemi’ni ve AR-GE altyapısını kuracaktır. Merkez öncelikli olarak Tarım 3.0 ve Tarım 4.0 için bilişim sistemini oluşturacak. Uydulardan ve sahadaki sensörlerden gelen anlık verilerle Türkiye’nin tüm tarım varlığını, toprak yapısını, su kaynaklarını ve rekoltesini yapay zekâ ile yönetecek. Sadece birincil üretim işletmelerine hizmet etmeyecek, bunun yanı sıra Tarım ve Orman Makine Sanayi’nin de dijital/bilişim altyapılarının kurulmasını sağlayacaktır.
  2. 21. Yüzyılın Tohum ve Genetik Laboratuvarları: İklim krizine, kuraklığa ve yüksek girdi maliyetlerine dayanıklı, uluslararası standartlarda yerli tohumlar ve ırk ıslah çalışmaları bu akademi çatısı altında yürütülerek küresel kartellere olan bağımlılık kökten bitirilecektir.
  3. Sahaların Fonksiyonel Dönüşümü (Ankapark’a Neşter): Hiçbir tarımsal niteliğe haiz olmadığı halde AOÇ arazisini işgal eden ve koca bir enkaz halinde duran ANKAPARK sahası ve müştemilatı tamamen sosyal ve kültürel amaçlı olarak aslına döndürülecektir. Bu sahanın bir kısmı, köy ve kent kırsalı arasındaki sosyo-kültürel geçişleri sağlamak amacıyla “Kırsal Alan Kültür ve Geçiş Merkezi“olarak; bir kısmı ise “Ankara Tarımsal Eğitim ve Gösteri Merkezi “akademinin uygulamalı eğitim kampüsü yapılacaktır.
  4. 120 Milyar TL’lik Dev Makro Projeksiyon: Gerekli Ar-Ge ve veri altyapısı tamamlandıktan sonra akademi bünyesinde üretim istasyonları faaliyete geçecektir. Proje kapsamında orta ve/veya büyük ölçekli yeni bitkisel ve hayvansal işletmeler kurulacak; orta ve büyük sermayeli 5.000 yeni tarımsal girişimci, çiftçi ve iş insanı yaratılacaktır. Bu vizyon doğrultusunda planlanan 25.000 Adet Yeni İşletme ve 40.000 Gönüllü Toplu Tarım Projesi tam olarak faaliyete geçtiğinde, yılda tarımsal brüt hasılamıza yaklaşık 120 milyar TL ve ülke tarımına %22 civarında ek net katkı sağlanmış olacaktır.

Bu veriler ve hedefler daha önce açıklanmış, hesaplanmış verilerdir.

Son Söz

Brezilya’nın çalıları bilimin gücüyle dünyaya meydan okurken, elindeki mirası popülist siyasetin elinde heba edenlerin dönüp hem Cerrado’ya hem de 1913’ten beri parıldayan o AOÇ ruhuna iyi bakması gerekiyor.

Arjantin’in Pampas’ta yaptığı hataları tekrarlayarak küresel ligde devleşemeyiz.

Tarımda egemenlik; laboratuvarda başlayan, veriyle yönetilen, uydularla takip edilen ve tarlada-ahırda-çayırda-denizde-gölde- ormanda organize olan nesiller arası bir vizyon işidir.

100 yıl önce bataklığı kurutup mucize yaratan o akıl, bugün AOÇ Tarım Bilimleri Akademisi vizyonuyla laboratuvarın soğuk, gerçekçi ve kurtarıcı ışığında yeniden canlanmayı ve bu ülkenin tam bağımsız geleceğini yazmayı beklemektedir.

Bize düşen bu sembolü ve felsefeyi korumak, yeniden hayata geçirmek ve Gazi’nin bu mirasına sahip çıkmaktır.

Bilimin, teknolojinin ve üretimin asıl sahipleri geri dönmesini sağlamaktır!

{ "vars": { "account": "UA-60615480-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }