Ülkemizde tarım arazileri üzerinde “hobi bahçesi” adıyla gelişen yapılaşma tartışması, yüzeyde bir imar sorunu gibi sunuluyor. Oysa mesele, çok daha derin: hükümetlerin planlama zaafı, denetim eksikliği ve gecikmiş müdahalesinin yarattığı yapısal bir krizdir.
Bakan İbrahim Yumaklı’nın “hobi bahçesi yoktur, kaçak yapı vardır” sözü hukuken doğru olabilir; ancak bu ifade, gerçeğin sadece küçük bir kısmını anlatır. Çünkü ortada yalnızca “kaçak yapı” yok, aynı zamanda yıllarca büyümesine izin verilmiş bir sorun vardır.
Sorun kaçak yapıdan önce kaçırılmış denetimlerdir.
Ülkemizde özellikle büyükşehirlerin çevresinde tarım arazileri küçük parçalara bölünerek satılmıştır. Bu alanlara, küçük evler, konteyner yapılar, fabrikalar ve hatta kalıcı konutlar inşa edilmiştir.
Bu yapıların büyük bölümü imar izni olmadan yapıldığı için hukuken kaçaktır. Ancak asıl kritik soru şudur:
Bu kadar yaygın bir kaçak yapılaşma, devletin bilgisi dışında nasıl gerçekleşti?
Eğer bir ihlal bireysel düzeyde kalmayıp ülke geneline yayılmışsa, bu artık yalnızca vatandaşın değil, kamu idaresinin de sorumluluğudur.
Tarım Perspektifi: Kaybedilen Sadece Arazi Değil
Bir tarımcı açısından mesele çok daha nettir:
Tarım arazisi, üretilemez, yerine konamaz ve geri kazanılması son derece zordur.
Bu alanların parçalanması yalnızca yapılaşma değil, aynı zamanda: üretim bütünlüğünün bozulması, ölçek ekonomisinin kaybı, gıda arzının zayıflaması anlamına gelir.
Bugün “hobi bahçesi” diye görülen alanlar, yarın ithalata bağımlı bir tarım sisteminin altyapısını oluşturur.
Bakanlığın Tutumu: Doğru Teşhis, Eksik Tedavi
Tarım ve Orman Bakanlığı son dönemde daha sert bir politika izlemeye başlamıştır. Kaçak yapıların yıkımı ve yeni oluşumların engellenmesi hedeflenmektedir.
Ancak burada ciddi bir çelişki vardır. Bu yapılar yıllarca göz önünde satıldı. Reklamları açıkça yapıldı. Alıcılar sistematik biçimde yönlendirildi.
Buna rağmen idare: zamanında müdahale etmedi. Caydırıcı denetim kurmadı. Açık bir bilgilendirme politikası yürütmedi
Bugün gelinen noktada “yıkım” kararı almak, hukuken mümkün olsa da, idarenin geçmişteki ihmallerini ortadan kaldırmaz.
Uluslararası Gerçek: Bu Sorun Önceden Çözülmüştü..
Gelişmiş ülkeler bu tür sorunları büyümeden çözmüştür:
Almanya: Tarım arazisinde konutlaşma neredeyse imkânsızdır.
Avustralya: Kırsal alanlar sıkı planlama ve denetim altındadır.
Çin: Kaçak yapı doğrudan yıkılır, tolerans yoktur.
Bu ülkelerde ortak nokta şudur: Sorun ortaya çıktıktan sonra değil, ortaya çıkmadan önce çözülür.
Ülkemizde ise tam tersini yapmıştır. Önce göz yumuldu, sonra sertleşmiştir.
Hukuki bir gerçeklikte var. Vatandaş tek başına sorumlu değildir.
Hobi bahçesi satın alanların önemli bir kısmı: işlemin hukuka aykırı olduğunu bilmemekte, yanıltıcı satış yöntemlerine maruz kalmakta ve yatırım yaptığını düşünmektedir.
Bu durumda ortaya üçlü bir sorumluluk çıkıyor. Satıcı hukuka aykırı satış yapıyor. İdare denetlemiyor. Vatandaş mağdur oluyor.
Bütün yükü yalnızca vatandaşa yüklemek, hukuki olarak eksik, idari olarak hatalıdır.
En büyük hata aslında politikasızlıktır.
Bakan İbrahim Yumaklı’nın söylemi, sorunu tanımlar ama çözmez.
Çünkü geçmişi yok sayamayız. Sanki bu yapılaşma bir anda ortaya çıkmış gibi davranılamaz.
Toplumsal maliyeti küçümsenemez. Yıkım kararları ekonomik kayıptır. Sosyal gerilime neden olabilir. Hükümete güvensizlik üretir.
Uzun vadeli modelde sunmaz. Yıkım tek başına politika değildir.
Ülkemiz için gerçekçi çözüm ne olmalıdır?
Sorunun çözümü ne sadece yıkım ne de af politikasıdır. Gerekli olan:
Geçmişin yönetilmesidir. Gerçek mağdurların ayrıştırılmasıdır. Tarım niteliği korunabilecek alanların rehabilitasyonudur. Kısmi ve seçici düzenlemelerdir.
Geleceğin kesin çizilmesidir. Tarım arazilerinde sıfır tolerans olmalıdır. Net imar sistemi yapılmalıdır. Anlık ve dijital denetim başlamalıdır.
Hükümetin sorumluluk alması gerekiyor. Gecikmiş müdahale kabul edilmeli ve kurumsal hesap verebilirlik sağlanmalıdır.
Ülkemizde bugün kaçak yapıları yıkmayı tartışıyor. Oysa asıl soru şu olmalı:
Bu yapılar neden hiç yapılmamalıydı?
Hükümetler, toprağı korumakta geç kalmışsa, bugün attığı sert adımlar tek başına çözüm değildir.
Çünkü gerçek şu:
Zamanında korunmayan tarım arazisi, sonradan alınan kararlarla geri getirilemez.
Ülkemiz neden geç müdahale ülkesi durumuna geldi?
Neden sorun erken görülür ama erken çözülmez?
Önce tolerans büyür, sonra sertleşme gelir.
Sertleşme geldiğinde sistem çoktan büyümüştür.
Bu nedenlerden ülkemizdeki model;
Önce serbestleşme,
Sonra kontrolsüz büyüme,
En sonunda sert müdahale şeklinde döngüsel ilerler.
Asıl sorun hukuk değil, yönetim zamanlamasıdır.
Kanun eksikliğimiz bulunmamaktadır. Teknik bilgi eksikliği söz konusu değildir.
Zamanında ve tutarlı uygulama eksikliği var. Tarım arazisi meselesi bu yüzden: hukuki bir problem, siyasi bir denge sorunu, ekonomik bir rant alanı olarak aynı anda var olur.
Kanun yapmayı değil, kanunu zamanında uygulamayı başaramadık.
Diğer ülkeler sorunu büyümeden yönetir. Ülkemiz ise sorun büyüdükten sonra yönetmeye çalışır.