TMO 2026 hububat alım fiyatları analizi: Açıklanan buğday fiyatı çiftçinin maliyetini karşılıyor mu?

Abone Ol

Hububat fiyatı nihayet açıklandı.

Dün akşam Kabine Toplantısı’nın ardından Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından bir “müjde” gibi duyurulmayan buğday fiyatı, bugün Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından açıklandı.

Aslında bu bile başlı başına çok şey söylüyor.

İlgili Haber → 2026 buğday alım fiyatları o hesaptan duyurulacak! Milyonlarca çiftçinin gözü TMO açıklamasında!

Çünkü ortada üreticiyi sevindirecek, çiftçinin yüzünü güldürecek, tarladaki emeğin karşılığını verecek bir fiyat olsaydı, bu rakam çoktan büyük cümlelerle ilan edilirdi. Ama açıklanan tablo gösteriyor ki bu fiyatın çiftçi açısından müjdelik bir tarafı yoktur.

TMO, 2026 yılı için ekmeklik ve makarnalık buğday alım fiyatını ton başına 16 bin 500 lira, yani kilo başına 16 lira 50 kuruş olarak açıkladı. Arpa fiyatı ise ton başına 12 bin 750 lira, kilo başına 12 lira 75 kuruş oldu.

Peki bu rakam çiftçinin beklediği fiyat mıydı?

Hayır.

Sahada üreticinin beklentisi buğdayda en az 18 bin 500 ile 19 bin 500 lira aralığındaydı. Çünkü çiftçi hesabını masa başında değil; mazot pompasında, gübre bayisinde, ilaççıda, traktörün deposunda, biçerdöverin yanında, işçinin yevmiyesinde yapıyor.

Geçen yıl buğday alım fiyatı ton başına 13 bin 500 liraydı. Bu yıl 16 bin 500 liraya çıkarıldı. Artış oranı yaklaşık yüzde 22.

Ama aynı dönemde çiftçinin maliyeti yüzde 22 mi arttı?

Elbette hayır.

Gübrede artış bunun çok üzerinde. Mazotta artış bunun üzerinde. İşçilikte artış bunun üzerinde. Nakliyede, tohumda, zirai ilaçta, biçerdöver ücretinde, tarla kirasında, finansman maliyetinde artış bunun üzerinde.

Yani çiftçinin gideri koşarak artarken, buğday fiyatı yürüyerek artırılmıştır.

Bir de destek ödemelerini alım fiyatına ekleyip “üreticinin eline 19 bin 514 lira geçecek” deniliyor.

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Her yıl verilen temel destek, planlı üretim desteği ve sertifikalı tohum desteğini buğdayın alım fiyatına ekleyip çiftçiye yüksek fiyat verilmiş gibi göstermek, açık söyleyelim, şah kurnazlığıdır.

Destek, ürünün fiyatı değildir.

Destek, üreticinin zaten hakkı olan, üretimi sürdürebilmesi için verilmesi gereken ayrı bir ödemedir. Destek ödemesini fiyatın içine koyup alım fiyatını makyajlamak, düşük fiyatı maskeleme girişimidir.

Çiftçinin cebine ne zaman gireceği belli olmayan, çoğu zaman gecikmeli ödenen destekle, tarladan çıkan ürünün peşin fiyatı aynı şey değildir.

Üretici buğdayını teslim ettiğinde mazot borcu beklemez. Gübre bayisi beklemez. Banka beklemez. Kredi taksiti beklemez. İşçinin yevmiyesi beklemez. Elektrik faturası beklemez.

Ama TMO diyor ki: “Ürün bedelini 45 gün içinde ödeyeceğim.

Borç içindeki çiftçi 45 gün nasıl beklesin?

İşte bu yüzden birçok üretici ürününü TMO’ya değil, tüccara vermek zorunda kalacak. Tüccar da “peşin para veriyorum” diyerek fiyatı daha aşağı çekecek. Sonuçta açıklanan düşük fiyat, piyasada daha da düşük alımın kapısını aralayacak.

Bu tablo üreticiyi korumaz; üreticiyi tüccarın insafına bırakır.

İşin bir başka düşündürücü tarafı daha var.

TMO, çiftçiden buğdayı 16 bin 500 liradan alacağını açıklıyor. Aynı TMO, 1 Ekim’den itibaren buğdayı 18 bin 500 liradan satacağını da ilan ediyor.

Aradaki fark ton başına 2 bin lira.

Başka bir ifadeyle TMO, çiftçinin aylarca emek vererek, risk alarak, masraf yaparak ürettiği buğdayda birkaç ay içinde ton başına 2 bin liralık fark oluşturuyor.

Çiftçi kar edemeyecek ama TMO buğdayı 2 lira farkla satacak.

Bu sorulmayacak mı?

Çiftçi tarlada don riskiyle, kuraklıkla, yağışla, hastalıkla, maliyetle, borçla uğraşırken; TMO’nun alım ile satış arasında böyle bir fark koyması nasıl açıklanacak?

Üstelik buğday stratejik bir üründür.

Buğday sadece çiftçinin meselesi değildir. Buğday ekmektir. Buğday sofradır. Buğday gıda güvenliğidir. Buğday, Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltacak en temel üretim kalemlerinden biridir.

Eğer çiftçi buğdaydan para kazanamazsa gelecek yıl ekim yapmaz. Ekim azalırsa üretim düşer. Üretim düşerse ithalat artar. İthalat artarsa ülke kaybeder.

Bugün çiftçiye düşük fiyat vermek, yarın milleti pahalı ekmeğe mahkûm etmektir.

Bakın, ekmek fiyatı arttığında gerekçe hemen bulunuyor: un arttı, işçilik arttı, enerji arttı, kira arttı, işletme gideri arttı deniliyor.

Peki aynı gerekçeler çiftçi için neden geçerli sayılmıyor?

Fırıncının maliyeti maliyet oluyor da çiftçinin mazotu, gübresi, tohumu, işçiliği, biçerdöveri, ilacı neden görülmüyor?

Buğday fiyatına yapılan yüzde 22’lik artış, üreticinin gerçek maliyet artışını karşılamıyor. Hele gübrenin, mazotun, işçiliğin, finansman maliyetinin geldiği noktada bu fiyat çiftçiye nefes aldırmaz.

Çay alım fiyatında geçen yıla göre yüzde 35’in üzerinde artış yapılırken, buğdayda yüzde 22 civarında kalınması da ayrıca düşündürücüdür. Demek ki bazı ürünlerde maliyet artışı görülüyor, bazılarında ise görmezden geliniyor.

Oysa buğday, Türkiye’nin en stratejik ürünlerinden biridir.

Bu ülkede çiftçinin üretimde kalması isteniyorsa, açıklanan fiyat yeniden değerlendirilmelidir. Buğdayda taban fiyat, destekler hariç olmak üzere üreticinin maliyetini karşılayacak ve üzerine makul bir refah payı koyacak seviyeye çıkarılmalıdır.

Beklenti bellidir: Buğdayda alım fiyatı en az 18 bin 500 - 19 bin 500 lira aralığında olmalıdır.

Destekler bunun üzerine ayrıca ödenmelidir.

TMO ödemeleri 45 güne yayılmamalı, çiftçiye teslimat sonrası kısa sürede ödeme yapılmalıdır. Çünkü çiftçi hasat döneminde nakde sıkışırsa, açıklanan fiyatın da bir anlamı kalmaz.

Bugün yapılması gereken şey açıktır:

Üreticinin emeği gerçek maliyet üzerinden hesaplanmalı, destek ödemeleri fiyatın içine katılarak kamuoyu yanıltılmamalı, TMO’nun alım politikası çiftçiyi tüccara mecbur bırakmayacak şekilde düzenlenmelidir.

Çiftçi bu ülkenin yükünü yıllardır omuzluyor.

Ama artık çiftçinin de omzundaki yükü gören, onun alın terini gerçek değeriyle karşılayan bir tarım politikasına ihtiyaç var.

Çünkü buğdayda mesele sadece fiyat meselesi değildir.

Mesele üreticinin geleceğidir.
Mesele tarlanın ekili kalmasıdır.
Mesele ekmeğin güvencesidir.
Mesele Türkiye’nin gıda egemenliğidir.

Açıklanan bu fiyat çiftçinin hesabını tutturmaz.

Bakanlık bu fiyatı yeniden gözden geçirmelidir.

Çünkü çiftçi zarar ederse, sadece çiftçi kaybetmez; ülkemiz kaybeder.

{ "vars": { "account": "UA-60615480-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }