Tarımda öğrenilmiş çaresizlik nedir?

Abone Ol

Başak büyüdükçe boynunu eğer! İnsan olgunlaştıkça, bilgi ve beceri biriktirdikçe daha alçakgönüllü, mütevazı hale gelir. Ağırlaşır ve tevazu gösterir. Başak boşsa boynunu eğmez. İnsan olgunlaşamıyorsa, bilgi ve beceri biriktirememiş ise alçak gönüllü, mütevazı hale gelemez. Kibirli, az bilgili, kısacası boş bir insan olduğunu görürüz.

Şubat Ayı enflasyon verileri, Türkiye'de ekonomik baskının sürdüğünü ortaya koydu. TÜİK'e göre aylık enflasyon %2,96, yıllık %31,53 olarak gerçekleşirken; gıda ve alkolsüz içecekler grubunda aylık %6,89'luk artış dikkat çekti ve yıllık gıda enflasyonu %36,44'e ulaştı. Bağımsız kaynaklarda fark yine belirgindi. İTO perakende fiyatlarda aylık %3,85, yıllık %37,88; ENAG ise aylık %4,01, yıllık %54,14 gösterdi. Türk-İş mutfak enflasyonu aylık %3,65, yıllık %38,76 olarak hesaplanırken, dört kişilik ailenin açlık sınırı 32.365 TL'ye, yoksulluk sınırı 105.424 TL'ye yükseldi; 2026 net asgari ücret ise 28.075 TL ile açlık sınırının altında kaldı. Türkiye, dünya gıda enflasyonu sıralamasında üst sıralarda yer aldı ve tarım sektörü 2025'te %-8,8 küçülerek ekonomide tek daralan sektör oldu.

Tüm bunların nedeni, don, savaş, Ramazan Ayı, dış güçler ve lobiler denecek.. Herkes uygulanan politikaların, planlamanın, zihniyetin yanlışlığı söylerken şimdi ne yapalım alıştık, başka çare yok diyecekler.

Bu durum, “ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK” ile açıklanabilir mi?

Tarımda, sivil toplum kuruluşlarına, odalara, birliklere, üniversitelere, kamuya, memur sendikalarına bakalım.

Bugüne kadar:

KADIN, Tarım ve Orman Bakanı,

KADIN, Ziraat Odası Başkanı,

KADIN, Memur Sendika Başkanı,

KADIN, TMMOB Başkanı,

KADIN, Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı

KADIN, Üretici Birlikleri Başkanı

Yok değil mi?

Ancak, bu kuruluşların hepsinde kadınlarla ilgili birimler var. Ama Kadın Başkan yok. Üstelik doğduk, yaşıyoruz ve öleceğiz aynı başkanlar devam ediyor… Nedir bu koltuk sevdası? Başarı var mı? Çiftçilerimizin, üreticilerimizin, memurlarının maaşlarının, özlük hakları, mühendislerin durumu ortada.. Bunları dinleyen ve çözen başkanlar var mı?

Bir ülkede kadın yöneticilerin sayısı arttıkça, sorunlar çözüme odaklı çalışmalar ile hızlı bir şekilde çözülüyor. Başarı geliyor. O ülkelere de gelişmiş ülke deniyor.

Acaba bu kuruluşların üyeleri veya delegeler arasında bir “ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK SÖZ KONUSU” olabilir mi?

Çiftçimiz artık daha sık nerdeyse ne yapsak olmuyor demeye başladı.

Geçen haftalarda yazdığım yazıda; “Tahıl piyasasında büyük bolluk: Çiftçi için zor yıllar kapıda.” Dünyada buğday rekor kırmış, bizde moral dip yapmış. Bu nasıl olur diye sorular vardı.

Bolluk var ama kazanç yok. Küresel fiyat düşüyor, maliyet bizde düşmüyor. Çiftçi diyor ki: “Ekeyim de ne olacak?”

İşte, “ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK” burada mı başlıyor?

Çiftçimiz deneme ve mücadele etme isteğini yitiriyor. Çaba göstermeyi bırakıyor.

Artık sorunlar çıktığında nasıl olsa değişmez, diyor.

Toplumda da bunlar var. Hükümetin başarısız olduğu konuları hemen “dış güçler”, “lobiler” ya da başka dış aktörlere bağlıyorlar.

Hükümetin bizim uyguladığımız politika yanlıştı dediğini duyan var mı?

Hep suçlu kim? Hükümet mi, Tarım ve Orman Bakanı mı, Tarım ve Orman Bakanlığımı yoksa çiftçiler ve tüketiciler mi?

“Nebati, "Gözlerimin içine bak ışıltıyı gör" diyor.” Bakıyoruz ne gördük? Ama ışıltı görenlerin sayısı da yüksekti. Biz ne gördük yoksulluk, enflasyon, pahalılık..

“Kepek eken Tarım Bakanı da gördük değil mi?”

Sonra bunlardan iyisi olamaz diyenler yine aynı siyasi partiyi destekleyeceklerini söylüyorlar.

Burada da “ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK” var mı?

Çiftçimizde artık ses çıkarsak ta bir şey değişmiyor!

Mazota zam.

Gübreye zam.

Elektriğe zam.

Destek? Laf.

Bir süre sonra insanın ruhu yoruluyor.

En tehlikelisi de bu zaten. Çiftçi toprağı değil önce umudunu bırakıyor.

Artık çiftçilerimiz torunlarına ne diyorlar; “Oku da memur ol.” Niye?

Çiftçilikten umut yok değil mi?

İş bu tam “ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK” değil mi?

Bir başka yazımda ne demiştim; “Tarım sektörü çıkmazda, artık sistem çalışmıyor.” Çıkmazın adı ne biliyor musunuz?

Belirsizlik.

Ama çiftçimiz belirsizlik değil sahipsizlik demektedir.

Haklıda!

Bakan İbrahim Yumaklı çıkıyor diyor ki:

“Sınırlar kapansa gıda sorunu yok.”

İyi güzel de…

Çiftçimizin maliyeti sınır tanımıyor. Gübre ithal, mazot ithal, yem ithal!

Tarım ve Orman Bakanlığı plan yapıyor ama sahaya inmiyor.

Proje açıklıyor…

Ama çiftçinin cebine yansıyan bir şey yok.

Ziraat Odası?

Türkiye Ziraat Odaları Birliği var. Aidat toplamakta hızlı, mücadelede yavaş! Fiyat farkı var diyorlar. Var da… Eylem nerede?

Sorun sadece yukarıda değil. Çiftçimiz birleşemiyor. Kooperatif deyince korkuyoruz. “Nasıl olsa dağılır” diyorlar.

Bunlarda “ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK” değil mi?

Üç kişi birleşse maliyet düşer.

Ama diyoruz ki: “Boş ver, kim uğraşacak…”

İşte memleketi bitiren cümle bu: Boş ver.

Ne yazmıştım; “Tarımda proje bolluğu, sonuç kıtlığı.”

Haklı değil miyim?

Açıklama çok.

Reklam çok.

Ama köyde genç yok.

Çoğu çiftçimizi çocukları şehre gitti.

Giderken babaları ne söyledikleri bir söz var; “Baba ben bu stresle yaşayamam”.

Bu sadece ekonomi değil, bu ruh meselesi.

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK, sadece cebin boşalması değil.
İnsanın kendine güvenini kaybetmesidir.

Her yıl zarar eden çiftçi risk almaz.

Yeni yöntem denemez.

Toprağı korumaz.

Çocuğunu tarımda tutmaz.

Bu sadece üretim krizi değil…

Bu nesil krizi. Nesil Krizi…

Bakanlık ithalatla günü kurtarıyor.

Odalar, basın açıklamasıyla vicdan rahatlatıyor.

Çiftçi kahvede söyleniyor.

Sonuç?
Toprak susuyor.

Ama çözüm var.

Çin’de milyonlarca çiftçi kooperatifleşti.

Avrupa’da üretici birlikleri fiyat belirliyor.
Biz niye yapmayalım?

Çünkü çiftçimiz korkuyor.

Yeniden denemekten korkuyor.

Köpekbalığı misali… Nedir bu köpekbalığı olayı?

Öğrenilmiş Çaresizlik, öğrenilmiş ise, unutulabilir de.

Küçük başlayalım.

Beş çiftçi birleşelim.

Toplu gübre alalım.

Maliyet düşsün.

Standart üretim yapalım.

Kaliteyi birlikte koruyalım.

Tüketici sağlıklı yesin.

Çiftçi para kazansın.

Yani üzüm yiyelim, bağcıyı dövmeyelim.

Eleştirelim. Ama üretmeye devam edelim. Bakanlığı zorlayalım.
Ziraat Odası’nı harekete geçirelim.

Seçimde oyumuzun kıymetini bilelim. Hesap soralım. Durumumuzu ve yaşadıklarımızı düşünelim.

Hayatta önünüze çıkan engellerle ilgili nasıl bir tutum takınacağınız konusunda iki seçeneğiniz var: “Ne yapsam boş” ya da “çalışırsam yapabilirim” tutumudur.

Bir şey değişmez diye hareket ettiğimiz için nereye gidiyoruz?

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK, tarımın en büyük görünmeyen hastalığıdır.

Mazot zammından önce umut tükenirse hiçbir destek işe yaramaz.

Toprak susarsa memleket susar.

Ama çiftçi ayağa kalkarsa, sürekli ayakta kalırsa, memleket doyar.

NEDİR BU ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK?

Psikolog Martin Seligman'ın ünlü öğrenilmiş çaresizlik (learned helplessness) deneyinde köpeklere şunlar yaşatıldı:

Köpekler üç gruba ayrıldı ve elektrik şoku verildi.

Bir grup şoku durdurabiliyordu, diğer grup hiçbir şey yapamadan şoku yaşıyordu. Kaçınılmaz bir şok olayı vardı.

Sonra tüm köpekler kaçmanın mümkün olduğu bir kutuya kondu.

Kaçınılmaz şok yaşayan köpekler, artık kaçma şansı olsa bile pasif kalıp çaresizce acı çekti, çünkü "ne yaparsam yapayım fayda etmez" nasıl olsam kurtulamam diye öğrenmişti.

Bu deney, çaresizliğin öğrenilebileceğini ve depresyon gibi durumlarla bağlantısını gösterdi.

Psikolojide öğrenilmiş çaresizlik, kişinin tekrar eden olumsuz deneyimler sonucunda çabasının sonucu değiştiremeyeceğine inanmasıyla ortaya çıkan ruh hâlini tanımlamak için kullanılan iki kavramdır.

Yazımı yine bir öğrenilmiş çaresizlikle ilgili bir örnekle bitireyim.

Florida’da yapılan bir araştırmada, araştırmacılar büyük bir akvaryumu cam bir duvarla ortadan ikiye bölüyorlar.

Akvaryumun bir tarafına barakuda cinsi bir köpekbalığı, diğer tarafına da barakudaya kurban edilmek üzere küçük balıklar yerleştiriliyor.

Köpekbalığı aç. Ancak yemeğine kavuşmak için yaptığı her hamlede, cam duvara tosluyor ve geri dönüyor. Bir deniyor, iki deniyor, üç deniyor. Her seferinde sonuç aynı. En sonunda çabasının boş olduğuna karar vermiş olmalı ki, diğer tarafa hamle yapmaktan vazgeçiyor.

Araştırmacılar bir sonraki adımda ne olacağını görmek için aradaki cam duvarı kaldırıyorlar. Artık köpekbalığı ile küçük balıklar arasında hiçbir engel yok.

Sizce köpekbalığı ne yapıyor? Diğer tarafa geçiyor mu geçmiyor mu?

Köpekbalığı, cam duvar kalktıktan sonra diğer taraftaki balıklara ulaşmak için en ufak bir hamlede bulunmuyor. Kendi kendine, kendisine ayrılan bölümde aç çaresiz ve umutsuz dönüp duruyor. Arada hiçbir engel kalmamış olsa da, köpekbalığının “nasılsa diğer tarafa geçemem” düşüncesi ona engel oluyor.

Bu duruma psikolojide “ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK” deniliyor.

Bu durumlardan kurtulmanın en önemli yolu zihniyetin değişmesidir, bilimdir, kaliteli eğitimdir, liyakattir, kadınların ve gençlerin üst yönetim kademelerinde yer almalarını sağlamaktır, üzerimize düşen görevleri yerine getirmektir.

{ "vars": { "account": "UA-60615480-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }