****Ülkemizde gündem çok sık değişse de tarımı, çiftçimizi, tüketicimizi, çobanımızı, kadınlarımızı, gençlerimizi, kamudaki ve işsiz tarım paydaşlarımızı sorunlarını gündemde tutmaya devam etmek zorundayız. Bizler yolcu değil hancıyız.
****Tarım ve Orman Bakanının görevden alınacağı yazılıyor ve söyleniyor. Artık şunu biliyoruz. Bakan değişse de sorunlar çözülmüyor. Tarımın 25 yıldır toplam 25-30 sorunu var. Bu yıllardır değişmiyor. Üstelik çözümler yazılıyor. Söyleniyor. Kadın Voleybol Milli Takımımızın başarısı analiz edilse çoğu sorunlar çözülür. Planlı ve programlı çalışılıyor. Akıllı ve kaliteli, federasyon, hakemler, kulüpler, teknik kadro ve oyuncularımız var. Sistem, 16, 17 yaş yıldız takımlardan A Milli Takıma kadar saat gibi çalışıyor. Bilime ve kaliteli eğitime öncelik veriyorlar. Beraber konuşuluyor, birlikte karar alıyorlar. Torpil yok. Siyaset yok. En önemlisi futboldaki gibi siyasiler işin içinde değiller.
****Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu ne iş yapıyor? Ülkemiz ekonomisine sağladığı katma değer ne kadar? Bu kurullar bağımsız ve tarafsız bir birim tarafından izlense ve değerlendirilse çoğunun kapatılması gündeme gelir. Örneğin 2025 yılı toplam bütçesinin analitik bütçe kodlamasına uygun açıklanabilir mi? Bu kurulların acilen kapatılması kanaatindeyim. Ayrıca bu kurullar bir yıl boyunca ne kadar bütçe kullanıyorlar? Bu nedenlerle tasarruf her zaman kamudan başlanmalıdır.
****Çiftçi zorda!
Türkiye tarımı zor bir dönemden geçiyor. Çiftçi yüksek girdi maliyetleri, düşük kârlılık, kuraklık ve iklim belirsizliğiyle mücadele ediyor. Dünyada ise ülkeler geleceğin gıda krizlerine karşı bugünden hazırlık yapıyor.
Peki, Türkiye ne yapıyor?
Türkiye tarım ekonomisi: çiftçi üretiyor, ama kazanamıyor
Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz.
Gübre, mazot, yem, ilaç ve elektrik pahalı; çiftçinin ürün fiyatı ise maliyet artışını çoğu zaman karşılamıyor.
Çiftçi pahalı üretiyor, ucuza satıyor; tüketici pahalı alıyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın sorunu, yalnızca destek miktarı değil, çiftçinin geleceğini görebileceği bir sistem kurulamamasıdır.
Çözüm; maliyete göre destek, suya göre üretim, güçlü TMO, etkin kooperatifçilik ve kritik girdilerde dışa bağımlılığın azaltılmasıdır.
Çiftçiye sadece "üret" demek yetmez. Üretirken kazanmasını sağlamak gerekir.
****Meralar küçülüyor, çobanlar tükeniyor
Birleşmiş Milletlerin 2026 yılını Uluslararası Mera ve Çobanlık Yılı ilan etmesi, meraların ve çobanların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Buna karşın Türkiye'de meralar her geçen yıl daralıyor, çobanlık mesleği ise giderek daha zor hâle geliyor.
Artan maliyetler, yetersiz destekler, genç nüfusun köylerden göç etmesi ve yanlış politikalar nedeniyle hayvancılık büyük bir baskı altında bulunuyor. Tarım ve Orman Bakanlığının bu konuda yeterince etkili adımlar atamaması da eleştirilerin odağında yer alıyor.
Oysa meralar sadece hayvancılığın değil, gıda güvenliğinin, biyolojik çeşitliliğin ve ülkenin geleceğinin de teminatıdır. Çobanını ve merasını kaybeden bir ülke, üretim gücünü de kaybetmeye başlar.
****Sofrada Yangın Büyüyor
Enflasyonda dünya beşincisi ve gıda enflasyonunda dünya üçüncüsüyüz. Kapıdaki küresel krize hazır mıyız?
Aşağıdaki tablo, paylaştığınız Temmuz 2026 verilerine göre TÜİK, ENAG ve İTO'nun enflasyon oranlarını karşılaştırmaktadır.
Kısa değerlendirme
En düşük enflasyonu TÜİK açıkladı: Aylık %1,78, yıllık %31,75.
En yüksek enflasyonu ENAG hesapladı: Aylık %3,07, yıllık %50,49.
İTO, İstanbul'daki fiyat hareketlerini aylık %2,06, yıllık %35,20 olarak ölçtü ve TÜİK'in üzerinde bir enflasyona işaret etti.
Üç kurumun verileri farklı olsa da ortak mesaj aynı: Enflasyon düşüş eğilimine girse bile hayat pahalılığı ve özellikle gıda fiyatlarındaki artış vatandaşın bütçesini zorlamaya devam ediyor.
Temmuz 2026 enflasyon verileri, kâğıt üzerindeki rakamlarla vatandaşın yaşadığı gerçek arasındaki uçurumu bir kez daha ortaya koydu. TÜİK'e göre aylık enflasyon %1,78, yıllık enflasyon ise %31,75. Ancak mutfakta ve pazarda yangın dinmiyor.
Trading Economics verilerine göre Türkiye, Haziran 2026 itibarıyla dünyanın en yüksek enflasyona sahip 5. ülkesi konumunda bulunuyor. Listenin ilk sırasında %544 ile Venezuela yer alırken, onu %88,6 ile İran ve %58,2 ile Güney Sudan izliyor. Dördüncü sırada %33,6 ile Arjantin bulunurken, Türkiye %32,1 yıllık enflasyon oranıyla beşinci sırada yer alıyor.
Türkiye, %37,53'lük gıda enflasyonuyla Venezuela ve İran'ın ardından dünyanın en yüksek gıda enflasyonuna sahip üçüncü ülkesi oldu. Tarım ülkesi olarak bilinen Türkiye'nin bu tabloda yer alması, üretim ve gıda politikalarının yeniden sorgulanmasını zorunlu kılıyor.
Temmuz ayında patates fiyatı %147, soğan, sarımsak ve havuç gibi temel gıda ürünleri ise üç haneli oranlarda zamlandı. En büyük yükü ise gelirinin önemli bölümünü gıdaya harcamak zorunda kalan dar gelirli vatandaş taşıyor.
Dünya Bankası, Orta Doğu'da derinleşen çatışmalar ve yükselen enerji maliyetlerinin küresel gıda sistemini ağır baskı altına aldığını belirtiyor. Yapılan projeksiyonlara göre 2026 yılında ciddi açlık yaşayan insan sayısı 1 milyarı aşacak, 2030'a kadar ise 1 milyar 50 milyona ulaşacak. Küresel gıda krizi derinleşirken, tarımsal üretimini güçlendiremeyen ülkeler bu fırtınadan en ağır darbeyi alacak.
Bir dönem "Enflasyon düşecek" denildi. Ancak bugün gelinen noktada vatandaşın sofrasındaki ekmek küçülüyor, pazardaki file boşalıyor. Kâğıt üzerindeki enflasyon düşebilir; ama üretim artmadan, çiftçi kazanmadan ve gıda enflasyonu kontrol altına alınmadan sofradaki yangın sönmeyecek. Türkiye'nin artık günü kurtaran değil, üretimi ve gıda güvenliğini önceleyen kalıcı politikalara ihtiyacı var.
****Arıların Gizli Yönetimi: Kovanı Kimse Yönetmiyor, Ama Herkes Görevini Biliyor!
Alman bilim insanlarının araştırması, bal arısı kolonilerindeki kusursuz iş bölümünün merkezi bir yöneticiye ihtiyaç duymadan, arıların beynindeki sinir devreleri sayesinde yürütüldüğünü ortaya koydu. İşçi arılar yaşlarına göre yavru bakımı, petek yapımı, kovan savunması ve nektar-polen toplama gibi farklı görevler üstlenirken, doublesex (dsx) geniyle bağlantılı sinir devrelerinin bu görev dağılımında kritik rol oynadığı belirlendi. Araştırmacılar bu devreleri baskıladığında, yaşlı arıların yeniden genç arıların görevi olan kraliçeye bakmaya başladığını gözlemledi. Araştırmanın çiftçiye ve arıcıya verdiği mesaj ise çok net: Doğada düzen, sadece emirle değil; doğru görev paylaşımı, uyum ve sorumlulukla kuruluyor. Atalarımızın dediği gibi: “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” Arılar milyonlarca yıldır aynı gerçeği sessizce kanıtlıyor: Kovanı ayakta tutan tek bir arı değil, görevini bilen binlerce arının ortak aklıdır.
****Tayvan'da 560 bin ton pirinç neden stoklandı?
Sakla samanı, gelir zamanı.
Tayvan'da kamuya ait pirinç rezervleri 560.150 tona ulaştı. Bu miktar, ülkenin üç aylık ulusal güvenlik rezerv standardı olan 300 bin tonun üzerinde.
Amaç açık:
Gıda güvenliği, fiyat istikrarı ve krizlere karşı hazırlık.
Aynı rapora göre Tayvan'da 3,26 milyondan fazla sivil savunma personeli kaydedildi ve eğitildi.
Bu tablo Türkiye için önemli bir ders içeriyor:
Gıda güvenliği, kriz çıktığında çözüm aramak değil; kriz çıkmadan önce hazırlanmaktır.
Türkiye de stratejik ürünlerde rezervlerini, depolama altyapısını ve TMO'nun kriz dönemlerindeki rolünü güçlendirmelidir.
Çünkü gıda güvenliği, milli güvenliktir.
****Tayvan'da "yanık yağ" krizi: gıda güvenliği sokağa taştı
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Tayvan'da yaklaşık 1.300 metrik ton soya yağında yüksek seviyede benzopiren tespit edilmesi, büyük bir gıda güvenliği tartışmasına yol açtı.
Ürünler geri çağrıldı, şirket yöneticileri gözaltına alındı.
Muhalefetteki KMT, hükümeti geç müdahale etmekle suçladı. Protestoya ilişkin 150 bin kişilik katılım rakamı ise organizatörlerin açıklamasına dayanıyor; haberlerde başlangıçta en az 50 bin kişinin katıldığı da belirtiliyor.
Buradaki asıl ders rakam değil:
Gıda güvenliği, vatandaşın hükümete duyduğu güven meselesidir.
Türkiye'de de denetim, kriz çıktıktan sonra değil, ürün sofraya ulaşmadan önce yapılmalıdır.
Eğitim ve gelir düzeyi yüksek bilinçli tüketicilerin sayısının hızla artması gerekmektedir.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın görevi yalnızca üretimi artırmak değil, vatandaşın güvenli gıdaya ulaşmasını garanti altına almaktır.
****Türkiye krizi beklememeli!
Türkiye'nin önünde üç büyük gerçek var. Çiftçi ekonomik baskı altında, iklim riski büyüyor ve dünya gıda güvenliğine hazırlanıyor.
Tayvan pirincini stokluyor.
El Niño'nun etkilerini ülkeler yakından izliyor.
Gıda güvenliği için denetimler sıkılaştırılıyor.
Türkiye ise artık günü kurtaran değil, geleceği planlayan bir tarım politikası kurmak zorunda.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın önceliği; çiftçinin gelirini güvence altına almak, suyu korumak, stratejik gıda rezervlerini güçlendirmek, iklim risklerine hazırlanmak ve gıda güvenliğini sağlamlaştırmak olmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca çiftçinin meselesi değildir. Olaya bütüncül bakıldığında; insan, çiftçi, tarım ve gıdayı beraber düşünmek gerekir. Gıda yoksa güvenlik yok.
Türkiye'nin artık kriz çıktıktan sonra çözüm arayan değil, kriz gelmeden hazırlanan bir tarım yönetimine ihtiyacı var