Süt üreticisi sabahın köründe ahırın kapısını açıyor; ama günün sonunda “kaç litre sağdım”dan çok “kaç lira elime geçti”yi düşünüyor. Çünkü çiğ sütte mesele artık sadece üretim değil, sistemin üreticiyi nasıl sıkıştırdığıdır.
Ulusal Süt Konseyi 22 Ocak itibarıyla çiğ süt tavsiye fiyatını 22,22 TL olarak açıkladı. Kağıt üzerinde umut gibi duruyor. Fakat sahada üreticinin ilk karşılaştığı şey umut değil; kesinti. Süt parasını daha almadan KDV, stopaj, borsa payı ve sigorta kesintileri devreye giriyor. Üretici bir yandan “tavsiye fiyat”ı duyuyor, öte yandan o fiyatın netinin bu rakam olmadığını görüyor.
Rakamlar, üreticinin cebindeki gerçeği acı biçimde anlatıyor: En düşük ücretli dar kapsamlı sigorta yaptıran üretici, 1 litre süt için peşin 0,73995 TL kesinti ödüyor. Orta ücretli dar kapsamlı sigortada bu kesinti 0,77328 TL. Geniş kapsamlı sigortada ise KDV, stopaj, borsa payı ve sigortanın toplamı 1,95662 TL’ye kadar çıkıyor. Yani üretici daha süt parasını görmeden litre başına neredeyse 2 liraya varan bir yükle karşı karşıya kalıyor.
“Destek var” deniyor, evet var. Ama destek, üreticinin eline hemen geçmiyor. Litre başına 0,50 TL destekleme üreticiye 6 ay sonra ödeniyor. Ülkede enflasyonun hızını düşündüğünüzde, 6 ay sonra gelen 50 kuruşun alım gücü, geldiği günün 50 kuruşu olmuyor. Üretici kesintiyi peşin ödüyor, desteği geç alıyor. Aradaki fark da sessizce üreticinin cebinden gidiyor.
Sistemin bir başka çelişkisi daha var: Çiğ süt desteğini alabilmek için üreticinin hayvanlarını sigorta ettirmesi gerekiyor. Sigortasızsan destek yok. Fakat sigorta primleri üretici için ağır bir yük. Dar kapsamlı hayvan hayat sigortası 525 TL, az dar kapsamlı olan 840 TL, geniş kapsamlı olan ise 6465 TL. “Yarısını devlet karşılıyor” deniyor ama üretici için yine de fazla. Prim ödenemeyince sigorta yapılamıyor; sigorta yapılamayınca destek alınamıyor; destek alınamayınca üretim daha da kırılgan hale geliyor. Sonuçta üretilen sütün önemli bir bölümü destek sisteminin dışında kalıyor, kayıt dışılık büyüyor.
Destek kalemleri de kendi içinde parçalı: Sıcak süte 0,25 TL, soğutulmuş süte 0,50 TL, birinci derece örgüt üyesi üreticiye 0,60 TL destek var. Ama üreticinin peşin kesintisi 0,74 TL’den başlayıp 1,95 TL’ye kadar çıkıyorsa; verilen destek birçok yerde daha baştan eriyip gidiyor. Bu yüzden “destek var” cümlesi sahada “destek kağıt üzerinde” diye algısına dönüşmüş durumda.
Bir de işin yapısal tarafı var: Köylerde yaş ortalaması 58–60 bandına dayanmış durumda. Küçük aile işletmeleri her yıl biraz daha azalıyor. Genç üretimden uzaklaşıyor, kadın emeği görünmez kalıyor. Bu şartlarda küçük üreticiye özel bir koruma kalkanı kurulmadan, “fiyat açıkladık” demek tek başına anlam taşımıyor. Çünkü fiyat, süt tankının başında değil; yemcinin defterinde belirleniyor. Ve o defter her ay kabarıyor.
Çözüm aslında belli. Önce destek gerçek bir güvenceye dönüşmeli. Litre başına destek, en azından üreticiden peşin kesilen kalemleri karşılayacak düzeye yükseltilmeli; 3 TL gibi bir seviyeye çekilmesi bu yüzden konuşuluyor. Destek ödemeleri 6 ay sonra değil, aylık/periyodik ve zamanında yapılmalı. Stopaj/benzeri kesintiler ve borsa payı üreticiyi koruyacak şekilde yeniden düzenlenmeli; küçük üretici için muafiyet ya da indirim getirilmeli.
Sigorta prim yükü artırılmış kamu katkısıyla hafifletilmeli; prim destekleri enflasyona göre güncellenmeli. En önemlisi de üreticinin açıklanan fiyattan satış yapabilmesi için piyasada etkin denetim ve sözleşmeli alımda üretici lehine bağlayıcı kurallar hayata geçirilmeli.
Çünkü bu ülkenin sütünü gerçekten köylü üretiyor. Köylü ayakta kalamazsa ne süt kalır ne hayvancılık. Süt üretimi, sadece bir tarım kalemi değildir; gıdanın, sağlığın, çocukların beslenmesinin temelidir. Üreticiyi peşin kesintiyle boğup desteği aylar sonra veren bir sistem, üretimi desteklemiş olmaz; üretimi yavaş yavaş tasfiye eder.
Bugün çiğ sütün tavsiye fiyatı 22,22 TL. Ama üreticiye sorarsanız asıl soru şu:
“Tavsiye edilen fiyat kaç lira?” değil,
“Benim elime kaç lira geçiyor?”
Birçok bölgede üretici sütünü USK’nin açıkladığı fiyatlara veremiyor. Buda denetlenmiyor, araştırılmıyor.
Cevap bu sorunun içinde saklı aslında: Süt fiyatını artırmak önemli; ama üreticinin eline gerçekten geçmeyen her fiyat, sadece bir rakam olarak kalır.
Tarımda rakam değil, güvence üretimi yaşatır.