Süt artıyor, üretici azalıyor: Kırsalda sürdürülebilirlik alarmı

Abone Ol

Köylerde yaş ortalaması artık 58–60 bandında. Buna sadece bir istatistik olarak bakmamalıyız. Bu aynı zamanda; sabah ahıra giren elin titremesi, tarlaya çıkan ayağın ağırlaşması, “bu işi benden sonra kim sürdürecek?” sorusunun her evin içine yerleşmesi demek.

Küçük aile işletmeleri her geçen gün azalıyor. Azaldıkça da üretimin omurgası inceliyor. Çünkü Türkiye’de tarımın ve hayvancılığın gerçek dayanağı, büyük işletmelerden önce küçük aile işletmeleridir. Yani köyün sütü, buzağısı, tarlanın ekilmesi, emeği, göçün önlenmesi… Kısacası memleketin gıda güvenliği, çoğu zaman bir avuç hayvanla hayatını döndüren o küçük hanelerin sırtında durur.

Tam da bu yüzden, meseleye sadece “üretim arttı mı?” diye bakmamalıyız. Üretim artarken üreticinin yaşı yükseliyor, işletme sayısı düşüyor, kayıt dışılık genişliyor ve genç köye dönmüyorsa; o artışın sürdürülebilirliği tartışılmalıdır.

TÜİK verilerine göre çiğ süt üretimi 2024 yılında %4,7 artarak 22 milyon 487 bin 757 tona çıkmış. Kağıt üzerinde iyi haber. Ama aynı tabloda başka bir gerçek daha var: Üretilen sütün yalnızca 9,8 milyon tonuna çiğ süt desteği verildiği ifade ediliyor. Geri kalan kısmın önemli bir bölümü kayıt dışı kaldığında, bu şu anlama gelir: Üretimin büyük bir kısmı sisteme girmiyor; sistemin dışında kalan üretici de destekten, planlamadan, denetimden, sağlıklı fiyat oluşumundan uzak kalıyor.

Kayıt dışılık sadece vergi meselesi değildir; geleceği örten sis perdesidir. Kayıt dışı süt artarsa:

-Destekler doğru hedefe ulaşmaz,

-Planlama sağlıklı yapılamaz,

-Kalite ve gıda güvenliği riski büyür,

-Üretici örgütlenmesi zayıflar,

-Fiyat baskısı derinleşir.

Yani bir yanda “üretim artıyor” derken, öte yanda “kayıt dışı büyüyor” gerçeğiyle yüzleşiriz.

Peki neden kayıt dışı büyüyor?

Çünkü küçük aile işletmesi, maliyetin altında ezilirken bir de bürokrasiyle boğuşmak istemiyor. Ayrıca çiğ süt desteği alabilmek için sigorta şartı üreticinin sırtına büyük yük oluşturdu. Çünkü süt fiyatı açıklanırken ayrı, yem fiyatları yükselirken ayrı kaygı yaşıyor. Çünkü köyde nüfus azaldıkça, soğuk zincirden işletme kapasitesine kadar pek çok halka zayıflıyor. Ve en önemlisi: Çünkü genç yok. Genç yoksa iş de yok, süreklilik de yok.

Benim önerim: Küçük aile işletmeleri için özel bir destek mimarisi kurmak zorundayız. Herkese aynı paketi verip adalet sağlanmıyor; tam tersine, en küçük olanı en zayıf noktadan vuruyor. Küçük işletmeyi yaşatacak destek, “genel” değil, “hedefli” olmalı.

Birinci adım:

Küçük aile işletmelerine özel destek.

Sürü büyüklüğüne, üretim kapasitesine ve bölgesel şartlara göre kademeli, anlaşılır ve düzenli bir model. Destek “bir gün” değil, üreticinin plan yapabileceği bir takvimle gelmeli. Üretici önünü görebilmeli.

İkinci adım:

Kadınların Bağ-Kur primlerinin devlet tarafından karşılanması.

Köyde üretimi ayakta tutan görünmez emek çoğu zaman kadının emeğidir. Ahırın düzeni, buzağının bakımı, yoğurdun, peynirin, tarlanın işi… Kadın üretimde var ama sosyal güvenceye gelince ülkemizde genelde sistemin dışında kalıyor. Kadınların Bağ-Kur primini devlet üstlenirse bu, sadece bir sosyal politika değil; üretimin sigortası olur. Kadın köyde kalırsa aile köyde kalır, işletme dağılmaz; aile işletmesi dağılmazsa üretim sürer.

Üçüncü adım:

Gençler için üretime dönüş teşvik paketi.

Köye dönmek romantik bir cümle değil; ciddi bir ekonomik karardır. Gençler için:

-Faizsiz/uzun vadeli yatırım kredisi,

-İlk yıllar prim ve vergi kolaylığı,

-Yem bitkisi, mera, sulama ve barınak yatırımlarında hibe,

-Eğitim ve danışmanlık (saha veterineri, ziraat danışmanı) gibi somut başlıklar gerekir.

Genç, “dönersem ne kazanırım?” sorusuna net cevap bulamazsa dönmez.

Dördüncü adım:

Kayıtlı üretimi cazip hale getirmek.

Kayıt altına girmek “ceza korkusu” ile değil; “avantaj” ile olur. Soğutma tankı desteği, toplama merkezleri, primli alım sistemi, kooperatiflere teşvik… Üretici kayda girdiğinde daha çok kazanmalı. Aksi halde kayıt dışı, sistemin doğal sonucu olur.

Şunu unutmamak gerekir: Köy yaşlanıyorsa, sadece köy yaşlanmıyor; memleketin gıda güvenliği yaşlanıyor. Küçük aile işletmeleri küçülüyorsa, sadece işletme küçülmüyor; ülkenin üretim omurgası küçülüyor. Ve kayıt dışı büyüyorsa, sadece istatistik bozulmuyor; yarının planı bozuluyor. Buda ciddi bir risk demektir.

Kağıt üzerinde süt üretimi artmış olabilir.

Ama kendimize sormamız gereken asıl soru şu:

Bu üretimi kim sürdürecek?

Eğer cevap “60 yaşındaki çiftçi” ise; o zaman bugünden önlem almak zorundayız. Şuanda bu sorunun cevabı bu maalesef.

Küçük aile işletmesi korunursa, köyde hayat korunur. Köyde hayat korunursa, şehirdeki sofra da korunur. Çünkü bu ülkenin bereketi, en çok da küçük hanenin sabahında başlar.

Küçük aile işletmelerine sahip çıkmak zorundayız..

{ "vars": { "account": "UA-60615480-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }