Sen üret ama fiyatı ben ithalatla belirlerim!

Abone Ol

Merhaba değerli okurlarım. Bu yazıyı, sadece tarımı izleyen ya da uzaktan değerlendiren biri olarak değil; toprağın yükünü bilen, maliyetin ne demek olduğunu yaşayan bir mısır üreticisi olarak kaleme aldığımı özellikle belirtmek isterim.

Tam da çiftçinin tarlasına baktığı, hesabını yeniden yaptığı, “Bu yıl ektiğim ürün bana nefes aldıracak mı?” diye düşündüğü bir dönemde yeni bir karar yayımlandı. Cumhurbaşkanı Kararı ile mısır ithalatında 3 milyon tonluk tarife kontenjanı açıldı, bu kapsamda uygulanacak gümrük vergisi yüzde 130’dan yüzde 5’e indirildi. Kararın yürürlük dönemi ise 20 Nisan 2026 ile 31 Temmuz 2026 arasını kapsıyor. Kâğıt üzerinde bu adım piyasaya arz sağlamak için atılmış gibi gösterilebilir. Ancak toprağın başındaki üretici açısından bu kararın anlamı çok daha farklıdır: “Sen üret ama fiyatı ben ithalatla belirlerim.”

Asıl sorulması gereken soru şudur: Türkiye kendi çiftçisi mısır üretebiliyorken neden başka ülkenin çiftçisine alan açıyor? Neden kendi toprağına, kendi üreticisine, kendi emeğine güvenmek yerine ithalat daha kolay bir yol olarak tercih ediliyor? Üstelik bu karar, üreticinin önünü görmekte en çok zorlandığı bir dönemde geliyor. Çünkü çiftçi bugün yalnızca hava şartlarıyla değil, maliyet baskısıyla, fiyat belirsizliğiyle ve ithalat gölgesiyle aynı anda mücadele ediyor.

2026 yılında mısırlar ekildi. Ama mazot, gübre, ilaç, tohum ve işçilikteki zamlar da tam ekim sezonunda üreticinin karşısına çıktı. Çiftçi daha tohumu toprağa atarken artan maliyet yüküyle baş başa kaldı. Henüz hasat ortada yokken cebindeki hesap bozuldu, önündeki tablo karardı. Bu nedenle mısır eken üretici bugün ne kazanacağını değil, zararının ne kadar büyüyeceğini düşünür hale geldi.

Zaten 2025 yılında hasat döneminde nem oranı 13-14 olan mısırın 11 ila 11,5 lira aralığında satılması üreticiyi tatmin etmemişti. Kâğıt üzerinde bir fiyat vardı ama o fiyatın içinde çiftçinin yüzünü güldüren bir kazanç yoktu. Çünkü satış fiyatı başka, elde kalan para başkaydı. Şimdi 2026’da ekim döneminde gelen yeni zamlarla birlikte belirsizlik daha da büyüdü. Üretici artık sadece tarlaya değil, borç defterine de bakarak ekim yapıyor.

İşte böyle bir ortamda ithalat kapısının açılması, mısır eken çiftçiye güven vermek yerine kaygı veriyor. Çünkü üretici şunu düşünüyor: “Ben bu ürünü emek vererek yetiştireceğim ama hasat zamanı geldiğinde karşıma ithal ürün mü çıkarılacak?” Bu soru bile tek başına tarımdaki kırılganlığı göstermeye yeter. Çiftçi, başka ülkelerin üreticileriyle yarışmak zorunda bırakılmamalıdır. Devletin görevi kendi çiftçisini korumak, kendi üretimini güçlendirmek, kendi toprağını bereketli tutmaktır.

Burada açıklanması gereken çok temel sorular vardır: Gümrük vergisini düşürmekte amaç nedir? Eğer amaç yem fiyatlarını aşağı çekmekse, bunun piyasaya nasıl ve ne ölçüde yansıyacağı ortaya konulmalıdır. Yem fiyatları gerçekten düşecek mi, yoksa ithalat kolaylaştırılırken yük yine üreticinin omzunda mı kalacak? Daha da önemlisi, 2026 sezonunda çiftçinin ektiği mısırın fiyatında olumsuz bir etki oluşmaması için hangi önlemler alındı, gerçekten bir önlem alındı mı? Bunlar açık açık anlatılmalıdır. Tarımda belirsizlik kadar yıkıcı çok az şey vardır.

Mısır stratejik bir üründür. Hayvancılıktan yem sektörüne, gıdadan sanayiye kadar birçok alanı doğrudan etkiler. Elbette arz güvenliği önemlidir. Ama kalıcı çözüm, ithalatı kolaylaştırmak değil; yerli üreticiyi ayakta tutmaktır. Çünkü ithalat kısa vadede bir boşluğu dolduruyor gibi görünse de uzun vadede üreticinin hevesini, cesaretini ve plan yapma gücünü kırar. Önünü göremeyen çiftçi ertesi yıl ekimden çekilirse, asıl büyük sorun o zaman başlar.

Bugün mısır üreticisi kara kara düşünüyor. “Ben ektim ama karşılığını alabilecek miyim?” diye soruyor. “Hasat zamanı geldiğinde yine ithalatla mı karşılaşacağım?” diye soruyor. “Bu ülkede üretmek mi değerli, yoksa dışarıdan getirmek mi daha kolay?” diye soruyor. Bu sorulara güven veren bir cevap verilmedikçe tarımda istikrar da olmaz, üretimde süreklilik de sağlanamaz.

Tarım, günü kurtarma politikalarıyla yönetilemez. Bir kararnameyle ithalat kapısını açmak kolaydır; ama üreticinin kaybolan güvenini geri getirmek kolay değildir. Eğer gerçekten amaç gıda güvenliği ve üretim sürekliliği ise yapılması gereken bellidir: Çiftçinin girdi maliyetleri düşürülmeli, üretim planlaması sağlıklı yapılmalı, alım ve fiyat politikaları önceden öngörülebilir hale getirilmelidir.

Mısırda asıl ihtiyaç, ithalatın önünü açmak değil; üreticinin önünü açmaktır. Çünkü bu ülkenin çiftçisi üretir. Yeter ki emeği ithalat baskısıyla değersizleştirilmesin.

{ "vars": { "account": "UA-60615480-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }