****Gübrede kara tablo: Fiyatlar 2028’e kadar yüksek kalabilir.
****Gübrede çiftçinin beklediği ucuzlama için umutlar zayıflıyor. ABD'nin önemli tarım kredisi kuruluşlarından CoBank'ın analizine göre, küresel gübre fiyatlarının 2028 yılına kadar savaş öncesi seviyelerin üzerinde kalması bekleniyor. Üstelik sorun yalnızca fiyat değil; üretim ve tedarik zincirlerindeki bozulma, gübreyi zamanında bulmayı da zorlaştırabilir.
**Gübre piyasasında savaşın faturası büyüyor
Orta Doğu, dünya gübre ve hammadde ticaretinde kritik bir konuma sahip. Bölge yılda 60 milyon tondan fazla gübre ve hammadde sağlarken, bunun yaklaşık 45 milyon tonu Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyor. Küresel üre ihracatının yüzde 30'undan fazlası ve uluslararası kükürt ticaretinin önemli bir bölümü de bu bölgeyle bağlantılı.
*Çatışmaların üretim üzerindeki etkisi ise giderek büyüyor. CoBank'a göre Orta Doğu'da yaklaşık 31 amonyak tesisi çatışmalardan etkilendi veya üretimini durdurdu. Hindistan, Pakistan ve Bangladeş'te 49 tesis hammadde sıkıntısı nedeniyle üretimini azalttı ya da durdurdu. Rusya'daki bazı tesislerin zarar görmesi de küresel arz üzerindeki baskıyı artırıyor.
**En büyük sıkıntı fosfatlı gübrelerde
Gübre piyasasında en kırılgan alanın fosfatlı gübreler olması bekleniyor. Çünkü fosfat üretiminde kullanılan amonyak ve kükürtün maliyeti yükseliyor, Çin'in fosfat ihracatına yönelik kısıtlamaları ise küresel arzı daraltıyor.
Argus'un tahminine göre küresel fosfat gübresi üretimi 2026'da yaklaşık 69 milyon tondan 60 milyon tonun altına gerileyebilir. Fosfat tüketiminde ise yüzde 13'lük düşüş bekleniyor.
**Çiftçi gübreyi azaltıyor ama bunun da bedeli var
Yüksek fiyatlar çiftçileri gübre kullanımını yeniden düşünmeye zorluyor. Kaynakta yer alan verilere göre ABD'de fosfat ve potasyum uygulamaları son yıllarda yüzde 10-15 azaltıldı. Buna karşılık azot, verim açısından kritik olduğu için daha fazla korunuyor.
Ancak gübreyi gereğinden fazla kısmak kısa vadede tasarruf sağlasa da uzun vadede verim kaybına yol açabilir. Kaynakta, düşük veya hiç gübre kullanılmasının verim kayıpları ortaya çıkmadan önce iki-üç yıllık bir gecikme yaratabileceğine dikkat çekiliyor.
**2027 için fiyat tahminleri dikkat çekiyor
Kuzey Dakota Eyalet Üniversitesi'nin 2027 tahminlerinde ortalama gübre fiyatları; üre için 496 dolar, DAP için 666 dolar, MAP için 660 dolar, amonyak için 619 dolar ve UAN için 361 dolar/ton olarak öngörülüyor. Bu rakamlar, savaş öncesi seviyelerin üzerinde bir piyasa beklentisine işaret ediyor.
Ancak piyasada fiyatların sürekli yükselmesi gerektiği görüşü de yok. Gübre talebindeki düşüş ve ticaret akışlarındaki değişiklikler fiyatları zaman zaman aşağı çekebilir. Nitekim kaynakta, 2026'nın nisan-haziran döneminde küresel üre talebinin yüzde 27 gerilediği ve bunun fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturduğu belirtiliyor.
Çiftçi için asıl mesele artık sadece fiyat değil
Gübre piyasasında önümüzdeki dönemde çiftçiyi iki risk bekliyor: yüksek fiyat ve tedarik belirsizliği.
Bu nedenle gübre pahalı diye bilinçsizce kullanım azaltmak yerine, toprak analizine göre doğru ürünü, doğru miktarda ve doğru zamanda kullanmak daha büyük önem taşıyor.
Çünkü önümüzdeki yıllarda çiftçinin karşısındaki soru yalnızca “Gübre ne kadar?” olmayacak.
Asıl soru şu olacak:
“İhtiyacım olan gübreyi, ihtiyaç duyduğum zamanda ve ödeyebileceğim fiyata bulabilecek miyim?”
CoBank'ın değerlendirmesine göre gübre piyasasının savaş öncesi koşullara hızla dönmesi beklenmiyor; sektörün önümüzdeki birkaç hasat yılı boyunca daha yüksek ve yönetilmesi daha zor maliyetlere hazırlıklı olması gerekiyor.
****Tarımda bugün birbirinden ayrı gibi görünen iki büyük sorun artan girdi maliyetleri ve doğru tarımsal bilgiye erişim aslında zincirin halkalarıdır.
Çiftçinin gübre, tohum, ilaç, mazot, sulama, işçilik, makine ve finansman giderleri yükselirken, yanlış karar maliyeti artırır. Bu nedenle ülkemizin tarım tartışması artık yalnızca “girdiler neden pahalı?” sorusuna sıkıştırılamaz. Asıl soru şudur: Çiftçi harcadığı her liranın karşılığını ne kadar alabiliyor ve bu hesabı doğru yapmasına kim yardım ediyor?
****Sorun yalnızca yüksek maliyet değil, yüksek maliyet karşılığında düşük kârlılık!
Tarımın temel hesabı son derece basittir:
Verimle satış fiyatı çarpılır. Toplam üretim maliyeti çıkarılır. Aradaki fark kârdır.
Ancak uygulamada bu basit denklem giderek karmaşıklaşıyor. Gübre, tohum, bitki koruma ürünleri, mazot, elektrik, sulama, işçilik, makine, nakliye ve finansman maliyetlerindeki artış, çiftçinin üretim kararlarını doğrudan etkiliyor. Üstelik yüksek girdi kullanımı tek başına yüksek kâr anlamına gelmiyor. Rekor verim elde edilse bile üretim maliyeti daha hızlı yükseliyorsa çiftçinin cebinde kalan para azalabiliyor.
**Bu nedenle çiftçinin sorması gereken soru “En ucuz girdiyi nereden bulurum?” değil, “Bu girdiye yaptığım yatırım bana ne kazandıracak?” olmalıdır.
*Çünkü ucuz girdi ile düşük maliyet aynı şey değildir.
**Düşük çimlenme oranına sahip ucuz bir tohum, yanlış zamanda uygulanan ilaç, toprağın ihtiyacı olmadığı hâlde kullanılan gübre veya gereğinden fazla sulama, ilk bakışta tasarruf gibi görünse de sezon sonunda daha büyük bir maliyete dönüşebilir. Buna karşılık doğru zamanda, doğru dozda ve doğru koşullarda kullanılan daha pahalı bir girdi verimi, kaliteyi veya riski iyileştiriyorsa ekonomik açıdan daha doğru bir tercih olabilir.
**Dolayısıyla tarımda yeni ölçümüz “en az harcama” değil, “harcanan liranın en yüksek net getirisi” olmalıdır.
Çiftçi maliyetini bilmeden kârlılığını yönetemez
Türkiye'de üreticinin önemli bir bölümünün yalnızca toplam masrafına bakması yeterli değildir. Gerçek ekonomik tabloyu görmek için dekar maliyetinin yanında kilogram veya ton başına maliyetin, başabaş fiyatının, beklenen net kârın ve en büyük maliyet riskinin bilinmesi gerekir.
Her üretici:
• Bir dekarın gerçek maliyetini,
• Bir kilogram ürünün kendisine kaça mal olduğunu,
• Hangi fiyatta denge noktasına geldiğini,
• Hangi girdi gerçekten para kazandırdığını,
• Hangi gideri azaltırsa verim ve kalite zarar görmeden kârı edeceğini bilmelidir.
Bu hesabı yapmanın yolu doğru ve güvenilir verilerle kayıt tutmaktan geçiyor. Kayıt yoksa analiz ve bir ölçüm yapılmaz. Bunlar olmazsa doğru yönetim de yoktur. Yatırım getirisi hesabı yapılmadan alınan her karar risk taşır.
****İşte tam bu noktada iyi tarım danışmanının değeri ortaya çıkıyor.
*İyi bir tarım danışmanı, çiftçiye ürün satmak yerine doğru kararı nasıl verdirmelidir?
*Gübre, ilaç veya tohum önermeden önce danışman hangi verileri mutlaka değerlendirmelidir?
*İyi danışman çiftçiyi kendisine bağımlı hâle getirmek yerine, kendi başına doğru karar verebilen bir üretici hâline nasıl getirmelidir?
*Danışmanın bağımsız olması neden önemlidir ve ürün satışıyla danışmanlık arasındaki çizgi nasıl korunmalıdır?
*İyi bir tarım danışmanının başarısı daha fazla üretimle mi, yoksa çiftçinin kullandığı her liranın karşılığında daha fazla kazanmasıyla mı ölçülmelidir?
Bu soruların cevabını haftaya vereceğim.