Köyde emeklilik, şehirdeki emekliliğe benzemez.
Şehirde otobüs var, dolmuş var, hastane birkaç durak ötede…
Köyde ise çoğu zaman “yol” dediğiniz şey; kışın çamur, yazın toz, baharda sel riski demek.
En yakın hastane, eczane, banka, pazar… hepsi kilometrelerle ölçülür.
Böyle bir coğrafyada araç, vitrine konulan bir “lüks” değil; günlük hayatın anahtarıdır.
Bugün çiftçilerimiz; kuraklıkla, donla, doluyla, hastalıkla, maliyet artışıyla ve fiyat belirsizliğiyle aynı anda mücadele ediyor. Buna rağmen toprağa küsmeden üretimde kalmaya çalışıyorlar.
Çünkü soframıza gelen ekmek de, süt de, et de, meyve-sebze de çiftçinin tarlada kalmasına bağlı. Tam da bu yüzden “üretimi ayakta tutan” insana, emeklilik döneminde hayatını kolaylaştıracak somut bir destek vermek sosyal devletin görevidir.
Bu çerçevede CHP Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın TBMM’ye sunduğu kanun teklifi, emekli çiftçinin hayatına doğrudan dokunan bir öneri getiriyor: Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) Kanunu’nda yapılacak değişiklikle, Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı olup tarımsal faaliyeti nedeniyle tarım Bağ-Kur kapsamında yaşlılık aylığı alan çiftçilere, belirli şartlarla bir defaya mahsus ÖTV istisnası tanınması hedefleniyor.
Teklif; istisnanın emeklilik tarihinden itibaren beş yıl içinde kullanılmasını, tek sefer olmasını ve ticari amaçla suistimali önlemek için aracın beş yıl içinde devredilmemesini öngörüyor.
Burada iki kritik nokta var.
Birincisi...
Bu teklif, “herkese sınırsız bir ayrıcalık” değil; hedefli ve ölçülü bir sosyal destek.
Kapsam; ÇKS kaydı ve tarım Bağ-Kur emekliliğiyle net biçimde tanımlanıyor. Üstelik bir defaya mahsus ve süre şartına bağlı.
Yani, “destek” dediğimiz şey tam olarak böyle olmalı: ihtiyacı gören, ölçüyü kaçırmayan, suiistimali engelleyen bir mekanizma.
İkincisi...
Araç meselesi, kırsalda “konfor” değil erişim meselesidir.
Emekli çiftçi için araç; hastaneye gidiş, tarlaya-bahçeye kontrol, pazara ulaşım, hatta günlük ihtiyaçların temini demektir. Toplu taşımanın seyrek olduğu, çoğu zaman hiç olmadığı yerlerde, araç yoksa hayat daralır. Bu daralma yalnız bireyi değil, köyün sosyal ve ekonomik canlılığını da aşağı çeker.
“Elbette maliyeti var” diyenler çıkacaktır.
Evet, her kamusal tercihin maliyeti vardır.
Ama bu teklifin mantığı şurada; kapsamı sınırlı olduğu için mali etki de kontrollü kalır; öte yandan araç alımıyla KDV, tescil işlemleri, MTV, sigorta, akaryakıt üzerinden dolaylı vergi gelirleri yine oluşur.
Daha önemlisi: yaşı ilerlemiş emekli çiftçinin eski, yıpranmış, güvenliği düşük araçlarla yollarda kalmasının bedeli bazen bir kazayla, bazen bir sağlık krizinde “zaman kaybıyla” ölçülür.
Devletin görevi, riski azaltan ve yaşamı kolaylaştıran çözümleri üretmektir.
2025’te yaşanan zirai don felaketi gibi büyük zararların ardından çiftçinin geliri düştü, borç yükü arttı, üretim motivasyonu zayıfladı.
Böyle dönemlerde “köye dönüş” lafla değil, kırsalda yaşamı sürdürülebilir kılan adımlarla olur. Emekli çiftçiye yönelik bu düzenleme, üretime yıllarını vermiş insanların “emekliliğini” biraz olsun nefes aldıran, kırsalda tutunmayı kolaylaştıran bir adım olacaktır.
Şunu da açık söyleyelim: Çiftçi için destek, sadece mazot gübre desteği değildir.
Destek; yaşanabilirliktir.
Sağlığa erişimdir, ulaşımdır, güvenliktir, onurdur.
Yıllarca alın teri dökmüş, gıda güvenliğinin taşıyıcısı olmuş insanlara “emeklilikte hayatın kolaylaşsın” demek; siyasetin en meşru, en insani cümlelerinden biridir.
Bu nedenle Meclis’teki grubu bulunan tüm siyasi parti mensubu milletvekillerine düşen şudur: Konuya parti gözlüğüyle değil, kırsalın gerçekliğiyle bakmak. Bu teklif, tartışılabilir; kapsamı, uygulaması, denetimi geliştirilebilir.
Ama özü doğru bir yerden konuşuyor...
“Emekli çiftçi yalnız bırakılmasın.”
Çünkü üretim dediğimiz şey, sadece tarlada değil; o tarlaya giden yolda da kazanılır. O yol kapandığında, köyde hayat durur. Ve hayat durursa, memleketin sofrası da eksilir.