Dünya lideriysek üreticimiz neden kazanamıyor?

Abone Ol

Türkiye'nin tarımda öyle ürünleri var ki, bunlar sıradan tarımsal ürünler değil.

Fındık, çekirdeksiz kuru üzüm ve kuru kayısı…

Dünya pazarında güçlü olduğumuz, üretimde ve ihracatta lider ülkeler arasında bulunduğumuz üç önemli ürün.

Fındıkta dünya üretiminin yaklaşık yüzde 67'sini Türkiye karşılıyor. Kuru kayısı ihracatında dünya lideriyiz. Çekirdeksiz kuru üzümde de Türkiye dünya pazarının en önemli üretici ve ihracatçılarından biri.

Kısacası dünyanın önemli bölümünün ihtiyacını biz karşılıyoruz.

Peki soruyorum:

Dünya lideri olduğumuz bu ürünlerin üreticisi neden aynı ölçüde güçlü ve lider değil?

Asıl mesele burada başlıyor.

Bugün fındık üreticisi açıklanan fiyatı tartışıyor. Kuru üzüm üreticisi fiyatın yetersizliğinden yakınıyor. Kayısı üreticisi yıllardır emeğinin karşılığını alamamaktan şikâyet ediyor.

Üretici üretiyor ama kendi ürününün ekonomik değerini belirleyen, masada yeterince güçlü değil.

Demek ki bizim problemimiz üretmek değil, ürettiğimiz gücü yönetememek.

Dünya liderliği neden üreticinin cebine yansımıyor?

Bir ülkenin sahip olduğu stratejik kaynak, o ülkeye pazarlık gücü kazandırır.

Bugün İran örneğinde petrolün ve Hürmüz Boğazı'nın dünya enerji piyasaları açısından ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. İran'ın gücü yalnızca sahip olduğu petrol değil; dünya petrol arzının kritik bir noktasında sahip olduğu stratejik konum.

Türkiye'nin de tarımda böyle stratejik ürünleri var.

Fındık.

Kuru üzüm.

Kuru kayısı.

Ancak biz bu gücü çoğu zaman yalnızca “dünya lideriyiz” diyerek anlatıyoruz.

Peki, bu liderliği üreticinin pazarlık gücüne ne kadar dönüştürebiliyoruz?

İşte asıl sorun burada.

Fındığı biz üretiyoruz, ama oyunun tamamını biz yönetmiyoruz

Fındık üreticisi bugün yine bahçesinde.

Maliyetlerle boğuşuyor, hasat yapıyor ve açıklanan fiyatı bekliyor.

TMO 2026/27 sezonu için kabuklu fındık alım fiyatını Giresun kalite için 255, Levant kalite için 250 TL olarak açıkladı.

Fiyatın yeterli olup olmadığı elbette tartışılabilir ve tartışılmalı da.

Ama ben resmin tamamına odaklanmak istiyorum:

Dünya fındık üretiminde açık ara lider olan Türkiye'nin üreticisi neden kendi ürününün fiyatında daha güçlü bir aktör değil?

Üreticinin ürünü elinde ama finansal gücü sınırlı.

Depolama imkânı sınırlı.

Bekleme gücü sınırlı.

Dolayısıyla pazarlık gücü de sınırlı.

Ürününü hasat ettiği gün satmak zorunda kalan üreticinin, dünyanın en güçlü fındık tedarikçisi olması mümkün olabilir mi?

Market fiyatı ile üretici fiyatı arasındaki fark

Bir başka mesele ise üretici ile market arasındaki fiyat makası.

TZOB verilerine göre temmuz ayında fındık içinin üretici fiyatı yaklaşık 410 TL iken market fiyatı 1.000 TL'nin üzerindeydi. Kuru üzümde üretici fiyatı 110 TL civarındayken markette yaklaşık 300 TL, kuru kayısıda üretici fiyatı 270 TL iken markette 700 TL'nin üzerinde fiyat oluştu.

Elbette bu farkın tamamı üreticinin hakkıdır demiyorum.

Nakliye var, depolama var, işleme var, paketleme var, finansman var, vergi var, pazarlama var.

Ama sormak hakkımız:

Bu fark hangi aşamada oluşuyor?

Üretici ne kadar kazanıyor?

Sanayici ne kadar kazanıyor?

İhracatçı ne kadar kazanıyor?

Market ne kadar kazanıyor?

Bu zincirin tamamı yeterince şeffaf mı?

Biz bu aşamaların sadece üretici kısmını biliyoruz.

Türkiye'de meyve ve sebze fiyatları yükseldiğinde hemen birilerini suçluyoruz.

Komisyoncu…

Aracı…

Hal…

Tüccar…

Market…

Fiyat zinciri…

Peki, madem komisyoncunun fiyat üzerindeki etkisini bu kadar rahat tartışabiliyoruz, aynı hassasiyeti fındıkta neden göstermiyoruz?

Kuru üzümde neden göstermiyoruz?

Kayısıda neden göstermiyoruz?

Bu ürünlerde de bir değer zinciri var.

Bu ürünlerde de aracılar var.

Bu ürünlerde de fiyat oluşuyor.

O zaman insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Tarım Bakanlığı komisyoncunun yaptığı işi, fiyat oluşumunu ve değer zincirini analiz edemeyecek kadar mı bilgisiz?

Elbette hayır.

Devletin elinde veri var.

Uzmanı var.

Kurumu var.

TMO'su var.

Kooperatifi var.

Üretici örgütleri var.

Ticaret borsaları var.

O zaman problem bilgi eksikliği değil.

Problem, bu bilgiyi üreticinin pazarlık gücüne dönüştürecek mekanizmanın yeterince güçlü kurulamaması.

Devlet bu değer zincirini bütün açıklığıyla ortaya koymalı.

Çünkü mesele yalnızca fiyat değil.

Mesele, fiyatın nasıl oluştuğudur.

Üreticiyi temsil eden kurumlar da sorgulanmalı

Burada yalnızca Tarım Bakanlığı'nı eleştirmek de yetmez.

Üreticiyi temsil ettiğini söyleyen kurumların da kendisini sorgulaması gerekiyor.

Fındık üreticisini temsil edenler…

Üzüm üreticisini temsil edenler…

Kayısı üreticisini temsil edenler…

Üretici her yıl aynı sorunları yaşıyorsa, her yıl açıklanan fiyatı tartışıyorsa ve her yıl mağduriyet konuşuluyorsa şu soruyu sormak gerekir:

Üreticinin pazarlık gücünü artırmak için ne yaptınız?

“Üreticimizin yanındayız” demek artık yeterli değil.

Üretici örgütleri ekonomik olarak güçlü değilse, ürününü depolayamıyorsa, finansmana erişemiyorsa, ihracat masasında söz sahibi değilse sadece açıklama yapmak üreticinin sorununu çözmüyor.

Üreticinin temsilcisi, üreticinin hakkını yalnızca mikrofon karşısında değil, piyasa masasında da savunabilmeli.

Küresel şirketler güçlenirken üretici neden güçlenmiyor?

Bugün Dünya’nın fındığını üreten çiftçi toprağa ve emeğe sahip.

Karşısındaki küresel şirket ise sermayeye, markaya, finansmana, depolamaya, işleme tesislerine ve dünya çapında dağıtım ağına sahip.

Burada bir güç dengesi problemi olduğu açık.

Küresel şirketlere karşı değilim.

Ancak dünyanın önemli bölümünün fındığını, üzümünü ve kayısısını üreten Türk üreticisinin de o masada güçlü bir sandalyesi, temsiliyeti olmalı.

Ürünü üreten neden zincirin en zayıf halkası olmak zorunda?

İHA ve SİHA'larımızla gurur duyuyorsak…

Türkiye'nin savunma sanayisinde elde ettiği başarılarla gurur duyuyoruz.

İHA'larımızı, SİHA'larımızı, geliştirdiğimiz teknolojileri dünyaya anlatıyoruz.

Çünkü bunları Türkiye'nin stratejik gücü olarak görüyoruz.

Peki, tarımda neden aynı bakış açısına sahip değiliz?

Dünyanın fındık üretiminde lidersek, bunu neden Türkiye'nin stratejik gücü olarak anlatmıyoruz?

Kuru kayısı ihracatında dünya lideriysek, bunu neden güçlü bir tarım diplomasisinin parçası haline getirmiyoruz?

Çekirdeksiz kuru üzümde dünya pazarında bu kadar güçlüysek, neden bu gücü Türkiye'nin ticari ve diplomatik kapasitesine dönüştürmüyoruz?

İHA ve SİHA nasıl stratejik güçse, gıda da stratejik güçtür.

Petrol stratejiktir.

Enerji stratejiktir.

Savunma teknolojileri stratejiktir.

Ama gıda da stratejiktir.

Çünkü gıda olmadan hiçbir ülke ayakta kalamaz.

Sonra Konya kadar olan Hollanda’nın tarımdaki başarısını belgesel tadında dinlemeye devam ediyoruz.

Dünya bizi sonsuza kadar beklemeyecek

Türkiye bugün fındıkta dünya lideri.

Ama dünya da yerinde durmuyor.

Şili, Azerbaycan, Gürcistan ve başka üretim merkezleri dünya fındık pazarındaki paylarını artırmaya çalışıyor.

O nedenle:

“Nasıl olsa dünya fındığı bizden alıyor.”

Rahatlığına kapılma lüksümüz yok.

Üretimde Dünya liderliği kimsenin tapulu malı değildir!

Bugün üreticiyi kaybederseniz yarın pazarı da kaybedersiniz.

Üretici kazanamazsa bahçesine yatırım yapmaz.

Gençler tarımdan uzaklaşır.

Üretim düşer.

Ve bir gün bugün sahip olduğumuz liderlik avantajını kaybedebiliriz.

Planlı üretim sadece üretim miktarı değildir

Son dönemde çok konuştuğumuz “planlı üretim” meselesi de burada önem kazanıyor.

Planlı üretim yalnızca:

“Şu bölgede şu ürün üretilecek.”

Demek değildir.

Dünya talebini bilmek…

Rakip ülkeleri takip etmek…

Stokları bilmek…

İhracatı planlamak…

Sanayi ve depolama kapasitesini artırmak…

Ve en önemlisi:

Üreticinin bu üretimden sürdürülebilir bir gelir elde etmesini sağlamak.

Gerçek planlama budur.

Üreticiye “üret” deyip hasat zamanı “piyasa böyle” demek planlama değildir.

Bu, üreticiyi piyasanın insafına bırakmaktır.

Tarım Bakanlığı'na soruyorum

Ben devlet her ürünün fiyatını belirlesin demiyorum.

Piyasayı tamamen devlet yönetsin de demiyorum.

Ama devletin görevi, piyasanın güçlü ve zayıf tarafları arasındaki dengeyi kurmaktır.

Fındıkta dünya lideriysek…

Kuru kayısıda dünya lideriysek…

Kuru üzümde dünya pazarının en önemli aktörlerinden biriysek…

Bakanlık bu gücü neden daha fazla üretici lehine kullanamıyor?

Neden üretici hâlâ hasat döneminde fiyat endişesi yaşıyor?

Neden üretici ile dünya alıcısı arasında daha güçlü bir ekonomik bağ kurulamıyor?

Neden kooperatifler ve üretici örgütleri gerçek anlamda güçlendirilemiyor?

Ve en önemlisi:

Neden Türkiye'nin dünya tarımındaki stratejik gücü, güçlü bir tarım diplomasisine dönüştürülemiyor?

Mesele fiyat değil, güç meselesidir.

Artık yalnızca:

“Fındık kaç lira?”

Diye sormamalıyız.

“Dünya fındık üretiminde lider olan Türkiye'nin üreticisi neden kendi ürününde yeterince söz sahibi değil?” diye sormalıyız.

Sadece:

“Üzüm kaç lira?”

Dememeliyiz.

“Dünya kuru üzüm pazarında bu kadar güçlü olan Türkiye neden üreticisine daha fazla pazarlık gücü veremiyor?” demeliyiz.

Sadece:

“Kayısı kaç lira?”

Dememeliyiz.

“Dünyanın kuru kayısı ihracatında lider olan Türkiye'nin üreticisi neden bu liderliğin ekonomik karşılığını yeterince alamıyor?” diye sormalıyız.

Çünkü mesele yalnızca fiyat değil.

Mesele güç.

Mesele yalnızca üretmek değil.

Ürettiğin değerin sahibi olabilmek.

Ve artık Türkiye'nin kendisine şu soruyu sormasının zamanı geldi:

DÜNYA LİDERİYSEK, ÜRETİCİMİZ NEDEN DÜNYA LİDERİ GİBİ KAZANAMIYOR?

Bu sorunun cevabını bulmadan Türkiye'nin tarımda gerçek anlamda güçlü olduğunu söylemek kolay değil.

Çünkü Dünya liderliği sadece çok üretmek değildir.

Dünya liderliği, ürettiğin değerin ekonomik gücünü de yönetebilmektir.

Ve bunun ilk şartı bellidir:

Üreticiyi güçlendirmek.

{ "vars": { "account": "UA-60615480-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }