Tarih yeniden yazılacak: Tarım ve Göbekliktepe!

Bilindik tarih tezlerini yerle bir eden Göbeklitepe, tarımla ilgili tarihsel bilgileri de alt üst etmiş durumda.

Tarih yeniden yazılacak: Tarım ve Göbekliktepe!

Günay Güner / Tarım ve Orman Dergisi 

Göbeklitepe, ortaya çıkarılan kazıbilimsel (arkeolojik) buluntularıyla dünya bilim gündemine oturdu. Göbeklitepe, Şanlıurfa ilinin yaklaşık olarak 22 km kuzeydoğusunda, Örencik köyü yakınlarında yer alan, dünyanın bilinen en eski inançsal, yapılar topluluğudur. Şanlıurfa tek tanrılı dinlerin, özellikle de İslam’ın temel kutsal yerlerindendir. Son yıllarda, söz konusu zengin kültür birikimine Göbeklitepe buluntuları da eklendi. Bugüne kadar çok azı günışığına çıkarılabilmesine karşın, kalıntılar dünya arkeoloji alanını sarstı; doğru sayılan savların önemli bölümünü geçersizleştirdi.

Bu yapılarda (T) biçiminde dikilitaşlar bir çember oluşturmaktadır. Merkezde ise daha yüksek boyda iki dikilitaş vardır. Taşların üzerlerinde el, kol, insan, hayvan (yabani sığır, turna, yaban domuzu, boğa, yılan, yaban ördekleri, tilki, ceylan, yabani eşek, örümcek, akrep, kedigiller, akbaba…) ve soyut sembol kabartmaları işlenmiştir. Kabartma ve oymalarda süslemeden çok, bir anlatım kaygısı egemendir.

Göbeklitepe yaklaşık MÖ 10.000 yılına tarihlenmektedir. Belirlenen bu dönem avcı-toplayıcı insan toplulukları dönemidir. Toprağı işlemek, ekip, biçmek yönünden tarımsal etkinliğin başlamadığı bu dönemde, kentsel bir yapı da başlamamıştır. Yine söz konusu tarih, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ (A evresi) ile örtüşmektedir. Kazılan toprağın incelenmesinde yabani buğday türü Einkorn taneleri bulunmuştur. Tahılın evcilleştirilmiş türlerine ilişkin bir bulguya henüz rastlanmamıştır. Diğer bitki kalıntıları ise sadece badem ve yer fıstığının yabani türleridir. Hayvan kemiklerine ait buluntular ise birçok farklı hayvan türüne ilişkindir. Sıklıkla belirlenenler ceylan, yabanıl sığır, toy kuşu gibi Dicle havzası faunasıdır. Evcil türlere ilişkin bir bulgu yoktur.

Göbeklitepe, birçok açıdan yenilikler, değişimler getirirken, en önemli anlamı, kent ile tapınak ilişkisini geçersiz kılmasıdır. Şöyle ki: Göbeklitepe bulgularına kadar benimsenen yaklaşıma göre, insanlık önce kentlileşmiş, ardından ise örgütlü kent topluluğunun inançsal gereksinimleri doğrultusunda tapınaklar yapmıştır. Tarım devriminin oluşturduğu boş zaman, güvenli ve bol besin, insanlığın soyut, sembolik anlatımın ve o doğrultuda yapılar inşa etmesinin olanaklarını sağlamıştır. Oysa Göbeklitepe tapınak yapılarının döneminde (günümüzden yaklaşık 12.000 yıl öncesinde) kentsel birliktelikten, kent toplumundan söz etmek olanaksızdır.

Burada küçük insan topluluklarının bir araya gelerek tapınaklar, inanç yerleri kurdukları görülmektedir. Bunun bir anlamı da avcı-toplayıcı dönem insanlarının yaşamının, sanıldığı kadar basit olmadığıdır. Kuşkusuz, süren kazılarla birlikte pek çok yeni bilgiye ulaşılacaktır. (Bilimin doğası budur; sürekli değişebilmek, yanlışlanabilmek, doğrulanabilmek… Bilimde her zaman sorular, o ana kadar yanıtı bulunamamış sorular olacaktır. Aksi durum bilim değildir! İşin zevki de buradadır. Baştan bu gerçeği kabul etmeyenler bilim insanı olamazlar.)

Anlaşıldığına göre Göbeklitepe bir yerleşim yeri değildir, herhangi bir konut yapısına rastlanmamıştır. Anıtsal, tapınım bölgesidir. Törenler yapıldığını çağrıştıran bulgular da söz konusudur.

Kazıbilim o denli sabır ve uzun zaman işidir ki bilim insanları kazı yaptıkları yerlere ömürlerini adarlar. Bunun çok örneği vardır. Göbeklitepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Klaus Schmidt de çok değerli çalışmalarını sürdürürken, 20 Temmuz 2014’te, Almanya’da, kalp krizi sonucunda yaşamını yitirdi. Klaus Schmidt ve ekibi tonlarca ağırlıktaki dikilitaşları kayalardan kesip çıkarmak, işlemek, yarım kilometreye yakın uzaklıktan getirmek (ki bu güç işin nasıl yapıldığı, ne tür bir teknik kullanıldığı hâlâ gizemini korumaktadır), yapıları yapmak için en az 500 kişinin çalışmış olması gerektiğini düşündüler. Anıtların yapımında çok sayıdaki çalışanın beslenmesi gerekmekteydi. Besin maddelerini sağlama gereğinin, bu toplulukları, tarımı keşfetme yönünde zorladığı savlanmıştır.

Gerçekten de kazılarda büyük sayılara ulaşan hayvan kemikleri bulunmuştur. Bu durum Göbeklitepe’de, çalışanların beslenmesi, kurban, şölen, tören… kaynaklı, çok fazla et tüketildiğini göstermektedir.

Çevre bölgelerdeki benzer yapılar Göbeklitepe’nin önemli bir merkez olduğunu kanıtlamaktadır. Göbeklitepe, UNESCO tarafından 2011’de Dünya Mirası geçici listesine, 2018’de ise kalıcı listeye alınmıştır.

Anadolu yaklaşık elli uygarlığın, iki yüz kültürün yurdu olma niteliğini taşıyan çok zengin bir topraktır. Bu birikime Göbeklitepe’nin de eklenmesi, başka ülkelerde kolay kolay rastlanmayacak, yeryüzünün eşsiz olaylarından biridir. Okullarda anlatmalı, gençlerimizi, ulusumuzu bilgilendirmeliyiz.

TARIMDANHABER

Güncelleme Tarihi: 07 Mayıs 2019, 23:08
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yeni bilgieri sık sık açıklayın lütfen- İncilâ Çalışkan
Yeni bilgieri sık sık açıklayın lütfen- İncilâ Çalışkan - 3 ay Önce

Bizim ve dünya Tarihi'nin bu tür buluntuların bilgilerine çok gereksinmesi var. Geç kalmadan açıklanmalıdır.

banner151

banner157

banner156