Sürdürülebilir Tarım

Sürdürülebilir tarımın temelini hem organik tarım tekniklerindeki bir takım uygulamalar hem de yenilikçi tarım tekniklerindeki yöntemler oluşturuyor. Sürdürülebilir tarım, Türkiye'nin tarımda 2023 için belirlediği 150 milyar dolarlık ihracat hedefinin anahtarını oluşturuyor.

Sürdürülebilir Tarım
banner200
banner195

TARIMDA 150 MİLYAR DOLARLIK İHRACAT HEDEFİNİN ANAHTARI:

SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM


Hazırlayan: Dünya Gazetesi Araştırma Servisi

Türkiye'de tarıma dayalı sanayi ile gelişen üretim modelinin kabul görmesi ve tarım politikalarında fabrikalar ile entegre bir yapıda hareket eden üretici modelinin benimsenmesi, sürdürülebilir tarım kavramının da doğmasına neden oldu. Söz konusu modele göre; toprağın doğal yapısını koruyan, doğru sulama, gübreleme, ilaçlama ve ileri teknoloji kullanımı ile ağaç ya da dekar başına verimi artıran çiftçi, Türkiye'nin tarıma dayalı sanayii ve gıda sektörlerinde küresel ölçekte söz sahibi olma hedefinin ana destekçisi konumunda bulunuyor.

Son 10 yılda yapılan yatırımlar, çok uluslu firmaların faaliyet gösterdiği tarımsal ürüne yönelik hedef seçtiği bölgede gerçekleştirdiği çalışmalar, parçalı tarım arazilerinden daha büyük ölçekli tarımsal üretime geçmeyi kendine hedef koyan çiftçiler, yurdun farklı bölgelerinde hayata geçirilen sınırlı kooperatifleşme ya da birlik hareketleri, başta tohumculuk ve gübreleme konusunda yapılan Ar-Ge çalışmaları Türkiye'nin tarım alanında 2023 yılı ihracat hedefiyle paralellik gösteriyor.

Uzmanlar, bu hedefin yaklaşık 150 milyar dolarlık ihracat anlamına geldiğini belirterek, tarım sektöründe geleneksel anlayışı değiştirmeye çalışan 'yeni hareketin' ne kadar başarılı olacağını ise toprağa verilen değerin belirleyeceği görüşünde birleşiyor.

AZI KARAR, ÇOĞU ZARAR

Sürdürülebilir tarım kavramını biraz daha açtığımızda ise işin temelini atasözüyle özetlemek mümkün. Atalarımızın da dediği gibi “Azı karar çoğu zarar" sözleri, sürdürülebilirliğin temelini oluşturuyor. Türkiye tarım sektöründe markalaşma, Ar-Ge, inovasyon, girdi maliyetleri, teşvikler, hayvansal üretim gibi unsurları ve bu unsurlardaki sorunları dile getirmeden önce üzerinde durulması gereken başlıca konuyu insanın kendisi oluşturuyor.

Başka bir deyişle eğitimli işgücü ve ne yapacağını bilen insan topluluğu, kararında üretim modelinin de temel direği konumunda bulunuyor. Bilinçli ve bilinçli olduğunu düşünen insan topluluklarının ortaya koyduğu çalışmalar da ağaç ya da dekar başına verimi etkileyen ana unsurların başında sayılıyor. Örneğin Gaziantep'te Antep fıstığı ağaçlarına yapılan yanlış budama ve aşılama teknikleri üzerinde yapılan bir çalışma ile doğru tekniklerin çiftçiye öğretilmesi sonucu ağaç başına yüzde 40'lık verim kaydedildi.

TARIMDA BİLİNÇSİZ ATILAN ADIMLARIN ÜLKEYE YILLIK FATURASI 50 MİLYAR DOLAR

Söz konusu veri; resmin küçük bir dilimini oluştursa da resmi daha da büyüttüğümüzde yurdun farklı bölgelerinde verim kayıpları, yanlış sulama,toprağı yanlış gübreleme teknikleri ile kimyasala boğma gibi bilinçsiz atılan adımlar nedeniyle Türkiye ekonomisinin yıllık kaybının 50 milyar doları bulduğu belirtiliyor. Bu noktada sürdürülebilirliğin temelini de bilinçli işgücü ile işbirliği içinde çalışan endüstriyel yapının bütünü olarak tanımlamak mümkün.

TÜRKİYE BAŞLANGIÇ SEVİYESİNDE

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü'nün son yaptığı projeksiyona göre Türkiye'nin 2023 yılında tarımsal alanda 150 milyar dolar ihracat hedefi bulunuyor. Bugün itibarıyla Türkiye, tarımda ekonomik büyüklük açısından Avrupa'da birinci, dünyada ise yedinci sırada yer alıyor. Elbette ki burada şöyle bir çelişkinin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz.

TARIMDA HOLLANDA ÖRNEĞİ

Buna göre, Türkiye'deki tarım arazilerinin birim alandan elde edilen artı değer ile örneğin Hollanda'nın birim arazisinden sağladığı kazanç arasında bir fark var mıdır? Bu sorunun cevabına hiç düşünmeksizin 'evet vardır' demek mümkün. Çünkü Türkiye'nin katma değer üretme noktasında henüz başlangıç seviyesinde bulunduğu, çiftçinin üretttiği ürünü hak ettiği değere satma noktasında borsa kurma faaliyetlerinin yetersiz oluşu ve Avrupa'daki gibi kooperatiefleşme faaliyetleriyle tarımda marka çıkaramama gibi etmenler sözünü ettiğimiz artı değerin de düşük kalması sonucunu doğruyor.

19 MİLYAR DOLAR İHRACAT

Türkiye tarımı, 77 milyona ulaşan nüfusun gıda ihtiyacının karşıladığı gibi halen 197 ülkeye, bin 660 çeşit bitkisel ürün ihraç ediyor. Bugün için bitkisel üretimde 111 milyon tona ulaşan üretim, 776 bin tona ulaşan sertifikalı tohum, 150 milyon adet sertifikalı fide ve fidan üretimi ile tarım sektörü pozitif anlamda gelişmesini sürdürüyor.

Tarım ürünlerine dayalı ihracat ise 19 milyar dolara yükseldi. Yine tarımda kişi başına gelir bin dolarlardan, 3 bin 500 dolarlar seviyesine çıktı. Fakat söz konusu verilerin şimdilik yeterli geldiğini söylemek güç. Hali hazırda bir kısım tarım ürünlerinde bilhassa yem katkı maddelerinde net ithalatçı olunması ve dönemsel olarak farklı ürün gruplarında yapılan ithalat planlamaların nokta atışından uzak olduğunu ortaya koyuyor.

RENKLİ BİR ÜRÜN DESENİNİ OLUŞTURACAK DESTEKLEME MODELİNE GEÇİLEMEDİ

Yine Türkiye'nin renkli toprak yapısına karşın renkli bir ürün desenini oluşturacak destekleme modelinin bir türlü hayata geçirilememesi ve üreticin tek tip üretime yönelmesi kimi ürünlerde net ithalatçı olma durumunu açıklıyor. Söz konusu durum hayvancılık sektörü için de geçerli. Ayrıca, tarıma dayalı sanayiiide yoğun rekabet halinde olduğumuz Brezilya ve Tayland'ın ihracatçısına sunduğu desteklerin henüz dörtte birini yakalamamış olmamız hayal ettiği oranda rekabet yapamayan, ürününün getirdiği katkıyı hayal kırıklığı ile karşılayan çiftçi modelini de beraberinde getiriyor.

SENTETİK GİRDİLERİN DENETİMİ

Sürdürülebilir tarım, uzun dönemde doğal kaynakların korunmasının yanı sıra çevreye zarar vermeyen tarımsal teknolojilerin kullanıldığı tarımsal yapının oluşturulması anlamına geliyor. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de daha fazla ekonomik kazanımı bilinç dışı çabalarla elde etme anlayışı sentetik üretim girdilerinin denetimsiz şekilde toprağa karışması sorunu beraberinde getiriyor.

Günümüzde bu uygulamaların doğal dengenin bozulmasına olan etkileri ve besin zinciri yoluyla insanın ve tüm canlılara ulaşabilen tehlike teşkil etmesi uzmanların sanayi veya çevre kirliliği kadar üzerinde durduğu bir konu oldu. Artan nufüs, kentleşme ve sanayiye karşılık, açlık ve kıtlıkla mücadele etmek zorunda kalan devletler, tarımda sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde, kaynakları gözeterek, henüz doğallığını kaybetmemiş tekniklere yönelmek zorunda kaldı.

Uzmanlar ilaç, sentetik gübre gibi doğal olmayan girdilerin tarımda kullanılmasından kaçınılarak kalite, sağlık ve çevresel standartlarla buluşan sürdürülebilir tarım tekniklerinin anahtar konumda olduğunu belirtiyor. Sürdürülebilir tarım kavramı aynı zamanda tarımsal üretimde agronomik, çevresel, sosyal ve ekonomik boyutları dengelemeyi hedefleyen bir yaklaşım şekli olarak da ele alınabilir. Söz konusu amaçlar; bir yandan tarımda verimliliğin korunması, diğer yandan da çevreye verilen zararı minimize ederek, uzun dönemde ekonomiyi canlı tutmak ve tarımla uğraşanların yaşam kalitesini yükseltmek şeklinde sıralanabilir.

ORGANİK TARIMLA KARIŞTIRILMAMALI

Sürdürülebilir tarımın pratiğe yansıması açısından önem taşıyan organik tarımın sıklıkla sürdürülebilir tarım ile karıştırıldığına dikkat çeken uzmanlar, iki uygulama arasında temel noktalara dikkat çekiyor. Başlangıçta tarım topraklarının korunması için başlatılan organik yetiştiricilik, sonradan tüketicilerin sağlıklı beslenmelerine ve organik yetiştiricilik ve tüketicilerin sağlıklı beslenmelerine ve üreticilerin menfaatlerinin korunmasına yönelik çalışmalarına ağırlık verdi.

Uzmanlar, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik insana ve çevreye katı kurallarla bağlı sistemlerini içeren organik tarım uygulamasında; sentetik kimyasal ilaçlar ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, parazit ve predatörlerden yararlanmayı tavsiye eden ve üretim miktarında artışa değil, kaliteye odaklanan üretim şekli olarak tanımlıyor.

Uzmanlar, sürdürülebilir tarıma göre çok daha katı kuralları olan organik tarımın özelliklerini şu şekilde sıralıyor; bitki besleme amacıyla toprağa verilen maddelerin, üretim ve tüketim süreçlerinde bitki, hayvan ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olmamalı. Kullanılma mecburiyeti bulunan tarımsal preparatlar doğal olmalı, hedefi olan zararlı canlılar dışında kesinlikle canlılara zarar vermemeli.

Organik olarak üretilen ürünlerin, sertifika ve etiketi olmalı ve tüketici bu bilinçle ürünü alıp, tüketebilmeli. Sürdürülebilir tarımın ise organik tarım kavramından yaklaşık 60 yıl sonra ortaya çıktığı bilgisini veren uzmanlar, zamanla artan nüfus, şehirleşme, sanayileşme ile organik tarımın katı kurallarının yeterliliğini ve geçerliliğini yitirmesi nedeniyle sürdürülebilir tarım uygulamasının gündeme geldiğini bildiriyor.

ORGANİK TARIM İLE SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM ARASINDAKİ FARK

Organik tarım ile sürdürülebilir tarımı birbirinden ayıran temel faktör olarak sanayileşme ve artan nüfus ile birlikte üretim miktarında artışı hedefleyen bunu yaparken; doğal kaynaklara, çevreye ve insan sağlığına duyarlı üretim modeli olan sürdürülebilir tarımın sanayiye entegre bir şekilde uygulanabilirliği. Kaynağını organik tarımdan alan, yüzünü sanayi toplumunun ihtiyaçlarını karşılamaya çeviren endüstriyel tarım modeli olarak karşımıza çıkıyor.

Ülkelerin ekonomik gelişmeleri için, ekonominin temelini oluşturan tarım ve sanayi sektörlerinin birbiriyle entegre olması ve birbirine paralel olarak gelişme göstermesi gerekiyor. Tarım sanayi entegrasyonu sadece ülkelerin gelişmesi açısından değil, aynı zamanda üreticiler ve tarıma dayalı sanayiler açısından da birçok avantaj sağlıyor. Bu nedenle, Türkiye'de de tarımın sanayi ile entegrasyonuna dönük uygulamalar önem arz ediyor.

SANAYİ TOPLUMU SANCISI

Sürdürülebilir tarımın, Türkiye'deki gelişimi ise tarım toplumu kabuğunda sanayi toplumu sancısı şeklinde ilerliyor. Tarım ve sanayi entegrasyonunda öne çıkan unsurların başında sözleşmeli tarım ve kooperatifleşme geliyor. Ancak, Türkiye'de tarımın sanayiye entegrasyonunda tarım sanayi politikaları ile ilgili genel nitelikli yapısal sorunlarla birlikte entegrasyon şekilleri açısından bazı sorunların ortaya çıkması da kaçınılmaz.

Uzmanlar, tarım ürünlerinin üretiminden tüketimine kadar her iki aşamada, sanayi sektörünün tarım sektörüne verdiği ara girdiler tarımsal üretim kapasitesinin değerlendirilmesi için ne kadar önemli ise tarıma dayalı sanayiinin tarım ürünlerini işleyerek, yarı mamul veya mamul maddeler haline getirip tüketime sunmasının da o kadar değerli olduğunu belirtiyor. Tarımın sanayi ile entegre olmasının üreticiler, tarıma dayalı sanayii ve ülke ekonomisi açısından avantaj kazandırdığını kaydeden uzmanlar, özellikle üreticiler açısından, bazı temel girdileri zamanında temin etme ve ürünleri belirli bir fiyattan satabilme garantisinin oluştuğunu dile getiriyor.

Yine üretimde riskin azaltılması, maliyetlerin düşürülmesi, pazarlık gücü kazanılması, yeni teknolojilerin adaptasyonu, sermaye temini gibi olanaklar da üreticiye sağladığı diğer kolaylıklar olarak sıralanıyor. Uzmanlar ayrıca, tarıma dayalı sanayiler için entegrasyonun; istenilen kalite, miktar ve zamanda hammadde bulma ve üretimdeki dalgalanmalar açısından sağladığı öneme de vurgu yapıyor.

SÖZLEŞMELİ ÜRETİM MODELİ

Türkiye'de tarım ve sanayi entegrasyonunda bazı kavramlar öne çıkıyor. Sözleşmeli tarım, kooperatifleşme ve tarım ürünü ticaret borsaları. Uzmanların, tarım sanayi arasında dikey entegrasyonun sağlanmasında en yaygın yöntem olarak tanımladıkları sözleşmeli tarımda, firmalar ile üreticiler arasında; ürünün ekimi, dikimi veya üretiminden önce yapılan, çiftçinin belirli bir ekiliş alanı ve üretimi gerçekleştirme sorumluluğunu yüklenmesine karşın, firmaların da elde edilecek ürünü belirli şartlarda almayı garanti ettiği anlaşmaya dayalı üretim ve pazarlama şekli. Uzmanlar, Türkiye'de sözleşmeli tarım modelinin girdi temini, üretim, işleme ve pazarlama olmak üzere dört aşamada tamamlanan bir süreç olduğu bilgisini veriyor.

Bir diğer yöntem olarak kooperatifleşme faaliyetlerine vurgu yapan uzmanlar, kooperatifleşmeyi ise kişilerin ortak ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını ve isteklerini, müşterek mülkiyet ve demokratik platformda müteşebbisler vasıtasıyla karşılamak üzere, gönüllü olarak oluşturdukları özerk bir kuruluş olarak anlatıyor.

TARIMDA KOOPERATİFLEŞMENİN ÖNEMİ

Üreticilerin her türlü girdiye uygun koşullarda sahip olabilmelerinin ve ürünlerinin pazarlanmasında en etkili yöntemlerden biri olarak kooperatifleşmenin farklı ülkelerde başarılı örnekler verdiklerini belirten uzmanlar, Türkiye'nin genel olarak bu konuda çeşitli nedenlerden kaynaklı çalışmaların yetersiz kaldığını söylemekle beraber özellikle çay, fındık, zeytin gibi ürünlerde başarılı çalışmaların yapıldığının altını çiziyor.

TİCARET BORSALARINDAKİ İŞLEMLER İSTENİLEN SEVİYEDE DEĞİL

Tarım ve sanayi entegrasyonunda bir diğer konu olarak tarımsal ürün ticaret borsalarını örnek veren uzmanlar, Türkiye'de 113 adet ticaret borsası kurulduğu bilgisini veriyor. Ticaret borsalarına kayıtlı 50 bin düzeyinde tarımsal ürün ticaretiyle uğraşan alıcı ve satıcı bulunduğunu bildiren uzmanlar, bu konuda istenilen düzeye gelinmediğinin altını çizdi.

Ticaret borsalarında belirleyici olan faktörün arz ve talebin karşı karşıya geldiği ve canlı seans işlemlerinin yapıldığı salon işlemlerinin olup olmadığı şeklinde tanımlayan uzmanlar, ancak bu şekilde gerçek borsacılık faaliyetinden ve fiyat oluşumundan bahsetmenin mümkün olacağını söylüyor. Bu gerçekten hareketle son dönemde birçok borsada işlem salonları oluşturulduğunu kaydeden uzmanlar, yine de salon işlemlerinin etkin olarak çalıştığı borsa sayısının 15'i geçmediğini anlatıyor.

ÖRNEK TİCARET BORSALARI

Uzmanlar, Türkiye'de salon işlemi olan borsalara örnek olarak pamuk, kuru üzüm ve yağlı tohumlarda İzmir Ticaret Borsası'nı, hububat ve bakliyat ürünlerinde de Konya ve Polatlı Ticaret Borsaları'nı örnek gösteriyor. Sürdürülebilir tarım faaliyetleri içinde her aşamanın birbiriyle bağlantılı olduğunu belirten uzmanlar, sistemin 'sürdürülebilirlik' açısından her aşamada birbirini beslemesinin dışında paydaşlar tarafından da beslenmesi ve desteklenmesi gerektiğini bildiriyor.

Sürdürülebilir tarım organizasyonun verim sağlaması, gelir sağlayıcı bir değere ulaşması, üretici ve firmaların kar elde edebileceği yapıya kavuşması ve sürecin bütününde tarımın üretici gücü toprağın ve diğer kaynakların gözetilmesinin sistematik ve işleyen bir devlet politikası ile sağlanabilir.

Kaynak: Ekonomik Forum / TOBB

YORUM EKLE
banner151