Köye dönmek artık hayal!

'Olmazsa köyüme dönüp, inek besler, domates yetiştiririm' Şehirden bunalıp uzaklara kaçmak isteyince hangimiz kurmadık ki bu cümleyi? Hava bedava, su bedava... Yeşile doyduğun topraklarda hayvan otlatacak, tavuk besleyeceksin. Peki şehir insanının hayallerini süsleyen köylerde hayat gerçekten bu güzellikte mi akıyor?

Köye dönmek artık hayal!
banner200
banner217

“Olmazsa köyüme dönerim. İnek besleyip, tarlama birşeyler ekerim.” Şehirden bunalıp uzaklara kaçmak isteyince hangimiz kurmadık ki bu cümleleri? Hava bedava, su bedava... Yeşile doyduğun topraklarda hayvan otlatacak, tavuk besleyeceksin. Şehir insanının hayalindeki kır hayatını yaşayabilenler ise köydeki mutlu azınlık. Zira hayat pahalılığı artık 'köylü kalmak' için de mücadele etmeyi gerektiriyor. Örneğin yem parası yüzünden ciddi külfete neden olan büyük baş hayvan köylerde zenginlik alameti. Evet, geniş meralar ve tarlalar var ancak buraları ekip biçmek de her babayiğidin harcı değil. Nitekim gübre ve mazot parasıyla başa çıkamayan köylüler çareyi topraklarının sadece bir kısmını ekmekte buluyor. Geri kalan binlerce dönüm arazi ise boş. Görünen o ki şehirden köye dönüp mutlu mesut hayat sürmek bir masalı hayal etmekten farksız.

KÖYLÜ KALMAK İÇİN ÇIRPINIYORUZ

Köylülerin dünden bugüne nasıl bir mücadele içinde olduğunu Bilecik'in Kurşunlu Köyü'nden Bedriye Berber Engin'den dinliyoruz: “Biz köylü kalmak için çırpınıyoruz. Köylü kalmak artık lüks ve çok zor.” diyerek başlıyor anlatmaya. Çiftçinin omuzlarındaki yük her geçen gün artıyor ve sorunlar kördüğüme dönüşüyor. Yıllar içinde ne siyasetçilerin vaatlerine inançları kalmış ne de köylüler için çalıştığını söyleyen ziraat ve tarım odalarına... Engin'e göre üretim yapan bir köylünün bugün en büyük sorunu hayvan yemi ve mazot fiyatları. Tohumu, gübresi, ilacı da cabası... Olağanüstü bir çabayla üretmek için 'direnen' Engin'in mısır ve buğday ekiminden arıcılığa kadar birçok uğraşı var. Ancak bu üretimin devamlılığını sağlamak hiç de kolay olmamış. Çocukluktan beri ömrünü geçirdiği köyünün canlı kalması için okuyup araştırmış, projeler geliştirmiş. En sonunda kırsal turizm kapsamında köyün turistlere açılmasına vesile olmuş. Böylece köyde üretilen ürünler direkt tüketiciye satılarak karlı bir alışveriş imkânı yakalanmış. Bu canlılık sayesinde köydeki üretim bir nebze de olsa canlı kalabiliyor.

Ve bankalar köylüyü keşfeder…

Bu çaba onları diğer köylerden ayıran büyük bir başarı olsa da sorunlar Kurşunlu Köyü'nde devam ediyor. Bedriye Engin, komşularının çoğunun mazot ve yem fiyatlarını karşılamak için borca girdiğini anlatıyor. Sonrası ise borcu döndürmek için alınan krediler ve onların geri ödenme macerası... Traktör veya tarla satılıyorsa anlaşılır ki bankalar kapıya dayanmış. Kimse kimseye, 'Traktör senin elin ayağındı. Neden sattın?' diye sormazmış bile. Bilinir ki artık mazot, yem borçları karşısında yapacak bir şeyi kalmamıştır. İşte bu yüzden Engin'in en çok öfke duyduğu kurumların başında bankalar geliyor. “Öyle bir inek alıp oynattıkları reklamdakiler gibi köylünün, çiftçinin yanında değil bu bankalar.” diye öfkeleniyor. Dağıtılan krediler yüzünden evine haciz gelen, tarlasını, traktörünü satan komşularından söz ediyor: “Ben bir kez aldım, zor attım kendimi bu işin içinden. Ki ben ürünlerimi nispeten daha çok değerlendirebiliyorum. Köyümüzde komşu komşuya kefil oldu ama o evler satıldı, birbirine düşman oldu köylüler. Bir kredi için dört kefil birbirine bağlandı, biri batınca hepsi battı.”

Tohumları kerpiç duvarda saklıyor

Köyünün aşığı Bedriye Berber Engin'in bir tutkusu da doğal tarım. Köyde bu durum mümkün gözükse de gerçekler öyle değil. Tohumundan gübresine her adımda kimyasıyla oynanan ürünleri kullanmak neredeyse mecbur hale getirilmiş. Örneğin ziraat ve kooperatiflerin sattığı ithal tohumdan başkası kullanıldığı takdirde çiftçi mamulünü satacak kurum bulamıyor. “Tohumu ziraattan alıyorsun, yetiştiriyorsun ve ürünü ona veriyorsun. Kendi tohumumuzla yapacak olsak ürün elimizde kalır.” diyen Engin, elindeki yerli tohumları gelecek nesillere aktarmak için çabalıyor. Çiftçilikte yerli tohumla üretim yasaklanınca hazine gibi gördüğü bu tohumları önce pamuklu bezlere sarıyor, sonra poşetleyip kerpiç duvarların arasında yaptığı yuvalara saklıyor. Daha sonra üzerini balmumuyla kapatıp özene bezene bir sonraki seneye aktarıyor. Engin, bu şekilde az da olsa doğal üretim yapmayı başarabiliyor ancak ayçiçek, tahıl gibi sanayi ürünlerinde mecburen ithal tohum kullanıyor. Doğallığındaki şüpheler bir yana, maliyetindeki zorlukları şöyle anlatıyor: “Gelen tohumlar kısır. Bir kerelik kullanabiliyorsun ve her defasında dünyanın parasını ödüyorsun. Bir çuval ayçiçek tohumu 273 lira. Tarlamı ekmek için ise en az üç çuvala ihtiyacım var. Bu maliyetler yüzünden birçok komşum ekim yapamıyor.”

KAYNAK: ARİFE KABİ / ZAMAN

YORUM EKLE
banner151

banner251