Organik Tarım

Organik Tarım, günümüzde konvansiyonel tarımda bilinçsiz ilaç ve yüksek girdi kullanımının sonucu insan sağlığı ve doğal dengenin bozulması gibi olumsuz sonuçlar karşısında alternatif olarak gündeme gelmiş bir üretim sistemidir.

banner247
Organik Tarım
banner200
banner217

Organik Tarım Nedir?

Günümüzde konvansiyonel tarımda bilinçsiz ilaç ve yüksek girdi kullanımının sonucu insan sağlığı ve doğal dengenin bozulması gibi olumsuz sonuçlar karşısında “organik tarım" alternatif olarak gündeme gelmiş bir üretim sistemidir. Organik tarım; sentetik kimyasal gübrelerin, ilaçların ve hormonların kullanımına izin vermeyen, üretiminden tüketimine kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı olan tarımsal bir üretim sistemidir.

Organik tarım; ekolojik veya biyolojik tarım olarak tanımlanmaktadır. Organik tarımın amacı; çevre ve insan sağlığı ile doğal kaynakların korunması, biyolojik çeşitliliğin sağlanması, ekolojik dengenin korunması, kimyasal tarım ilaçları, hormonlar ve sentetik gübrelerin kullanımını engelleyerek çevreye olumsuz etkilerinden korumak, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprak ve gen kaynakları erozyonunu önlemek, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak ve enerji tasarrufu yapmak, bitkinin direncini arttırmak, biyolojik mücadelede doğal düşmanlardan faydalanmak, ekonomiyi desteklemek ve üretimde sadece miktar artışını değil aynı zamanda ürün kalitesini de arttırmaktır. Organik tarımın temel ilkeleri; genetik değişikliğe uğramamış ve sağlıklı tohum kullanmak, toprakta zararlı etki bırakabilecek sentetik gübre kullanmamak, zararlı, hastalık ve yabancı otlar ile mücadelede, kalıcı, doğaya zarar vermeyen ve parçalanmayan kimyasallar kullanmamak, ürünün sertifikasyon ve etiketlenmesini yaptırmak şeklinde sıralanabilir.

Dünyada Organik Tarım

Organik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Avrupa'da 1910'lu yıllarda uygulanmaya başlamış, 1930'lu yıllarda yaygınlaşmıştır. Pestisitlerin ve kimyasal gübrenin keşfi ile “Yeşil Devrim" olarak adlandırılan tarımsal üretimin artırılma çabalarının dünyadaki açlık sorununa çözüm olmadığı, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını olumsuz etkilediğini fark edilince gelişmiş ülkeler, 1970'li yıllarda ticari olarak organik tarım çalışmalarına başlamışlardır. Tüketicilerin baskılarıyla 1980'li yıllarda aile işletmeciliği seklinden çıkarak ticari bir boyut kazanmıştır.

Türkiye'de Organik Tarım

Dünya ticaretinde 1970'li yıllarda başlamış olan ekolojik tarımdaki gelişmelere uygun olarak, Avrupa orijinli firmalar Türkiye'deki firmalardan “organik ürün" talebinde bulunmuş ve böylece 1984–1985 yıllarında ülkemizde organik tarım başlamıştır. Ülkemizde organik tarım ilk olarak Ege Bölgesinde önemli ihraç ürünleri olan kuru incir ve üzümde gerçekleşmiştir. Daha sonra bu ürünlere kuru kayısı, fındık gibi ürünler de katılarak organik tarım farklı bölgelerimizde de uygulanmaya başlamıştır (Öztemiz, 2008). Ülkemizdeki çalışmalar, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanarak 18.08.2010 tarihinde, 27676 sayılı Resmi gazetede yayınlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik" ile yürürlüğe girmiştir. Organik ihraç ürünlerinden ilk 5 sırayı çekirdeksiz kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, kuru elma ve fındık yer almaktadır. (Anonymous, 2008).

Sürdürülebilir Tarım İçin Entegre Mücadelenin Önemi ve Organik Tarım

Bitkisel üretimin her aşamasında ürünlere zarar veren çok sayıda hastalık, zararlı ve yabancı otlar bulunmaktadır. Bu durum bitkisel üretim ile uğraşan insanları hastalık ve zararlılar ile mücadele için çok sayıda teknik geliştirmeye sevk etmiştir. Buradaki temel anlayış, dünya nüfusunu doyuracak tarımsal üretimi gerçekleştirmek için verim artışı sağlayacak olan her türlü teknik ve teknolojinin kullanılması ve yaygınlaştırılmasıdır. Ayrıca insanların güvenilir gıda ve çevre sağlığı ile ilgili duyarlıklarının artması tarımsal üretimde çevre dostu yöntemlerin geliştirilmesini ve kullanılmasını zorunlu hale getirmiştir.

Bu nedenle tüm mücadele metotlarının zararlıları belirli bir seviyede tutmak için uyum içinde kullanıldığı Entegre Mücadele Yöntemleri (IPM) başta olmak üzere, biyolojik ve biyokteknik mücadele yöntemlerinin yaygın bir şekilde kullanılması amacıyla araştırma, eğitim ve yayım çalışmalarına önem verilmelidir. Organik tarım ise içeriği itibariyle hem “Konvensiyonel Tarım" hemde “Entegre Mücadele" ilkelerinden ayrı bağımsız bir sistemdir. Organik tarımda bitki koruma uygulamaları tamamen doğal ürünleri içine alan ve mücadele çalışmaları daha sınırlı olan bir üretim modelidir. Bitkisel üretim modelinde hastalık ve zararlılarla mücadele yapılmadığında ortalama olarak % 30-35 oranında ürün kaybı yaşandığı bilinmektedir. Bu kayıp oranı salgın yapan zararlı organizmalarda % 100'e kadar çıkabilmektedir. Yani bitki sağlığı tedbirleri “Gıda Güvenliği" kapsamında vazgeçilemez uygulamalardan biridir. Bitki sağlığı çalışmalarının ana hedefinde bitkilerde o l u ş a n kayıpları önlemek veya azaltmak varken diğer hedefleri ise çevreyi kirletmemek, insan sağlığına ve diğer canlılara zarar vermemektir.

20.yy ortalarında geliştirilmiş geniş spektrumlu Organik Fosforlu ve Karbamatlı ilaçların yasaklanarak piyasadan çekilmesi insan ve çevre sağlığı açısından ileri bir adım olarak öne çıkmakla birlikte, bitkisel üretimdeki zararlı organizmalarla mücadeleyi zorlaştırmıştır. Çünkü küreselleşmeye bağlı olarak artan tarımsal ticaret ve buna bağlı olarak özellikle üretim materyallerinin hızlı değişimi ve insan trafiği hastalık ve zararlılarında hızla dünyanın diğer bölgelerine yayılması sonucunu doğurmuştur.

Bugün için ülkemizde 552 adet ekonomik düzeyde zarar yapan organizma bulunmaktadır. Bunların sayısının yakın gelecekte azalmasından ziyade artması beklenmektedir ve bu durum gelişmiş tüm tarım ülkeleri için aynıdır (Birişik, 2012). Tarımsal üretim içinde dünyada artan nüfusu beslemenin ve milyonlarca insanın gıda güvenliğini sağlamanın fazlaca bir alternatifi olmadığını bilinmektedir. Alternatif olarak değerlendirilebilecek olan Organik Tarım ise modern hayattan vazgeçmeyecek milyarlarca insan için değil ama alternatif yaşam arayışı içerisinde olan varlıklı ve gıda güvenliği sorunu olmayan küçük bir kesim için mümkün olabilir.

Fakat dünyanın tümü için erişilebilir güvenli gıda üretimi yalnızca “Entegre Mücadele" olarak tarif edilen bütün tekniklerin bir arada ve optimum düzeyde sürdürülebilirliği öngörecek şekilde kullanıldığı bir yöntemle mümkündür. Birleşmiş milletler tarafından 2004 yılında yapılan detaylı bir nüfus tahmin çalışmasında, dünya nüfusunun 2075 yılında 9-10 milyar olacağı bildirilmiştir. Bu çalışmaya göre Türkiye'nin nüfusunun 2055 yılında 98,1 milyon, 2100 yılında 90,3 ve 2200 yılında 87,5 olacağı ve 2300 yılına kadar bu civarda sabitleneceği belirtilmiştir.(Anonim, 2012).

Bitkisel üretimde hastalık ve zararlılardan kaynaklanan %30-35 oranındaki kaybın azaltılması hayati bir değer taşımaktadır. İfade edilen tüm nedenlerden dolayı bitkisel üretimde sürdü- rülebilir bitki koruma çalışmalarının yapılması zorunludur. Sürdürülebilir bir tarım için ise en uygun mücadele şekli tüm bitki koruma yöntemlerinin beraber kullanıldığı entegre mücadeledir. Organik tarım ise milyarlarca insan için değil ama alternatif yaşam arayışı içerisinde olan varlıklı ve gıda güvenliği sorunu olmayan bir kesim için mümkün olabilen bir üretim sistemidir.

Organik Tarımın Bitki Koruma ile İlgili Genel İlkeleri

Organik tarım her şeyden önce doğa ile birlikte, ona zarar vermeden üretim yapmayı öngören bir felsefeye dayanır (Aksoy, 1998). Organik tarı- mın bitki koruma ile ilgili bazı ilkeleri sıralanmıştır

1. Organik tarım ekstensif (İlkel) bir üretim tarzıdır, maksimum ürünü hedeflemez. Ayrıca ürünün albenisi bir dereceye kadar ihmal edilebilir.

2. Organik tarım, toprağı canlı bir varlık ve dolayısıyla bitki korumada önemli bir unsur olarak kabul eder ve onu üretim aşamalarında korumaya çalışır.

3. Organik tarımda sentetik kimyasalların (İlaç, gübre vs), doğal olmayan gübre ve pestisitlerin kullanımı yasaktır.

4. Organik tarım; stres koşullarına, zararlı ve hastalıklara dayanıklı olan fakat verim değeri düşük olan “eski" çeşitlerin, modern, yüksek verimli fakat dayanıklılık açısından yetersiz olan çeşitlere göre tercih edilmesini savunur.

5. Hastalık ve zararlılara karşı dayanıklılığı sağlamak amacıyla genteknolojik (transgenik) çeşitlerin tarımda kullanılmaları yasaktır.

6. Organik tarım ile elde edilmiş ürünler daha pahalıdır. Burada maksimum üretimin hedeflenmemiş olması, hastalık ve zararlılar nedeniyle üründe azalma meydana gelmesi önemli bir rol oynar. Ürünün pahalı satılması üretici kazancının birim alanda geleneksel tarıma göre daha yüksek olmasını sağlar.

Doğal Ürün ve Organik Ürün Nedir?

Önceden toprakta birikmiş gübre, ilaç ve kimyasal madde kalıntıları, o ürünün “doğal" olduğunu değiştirmez. Ancak, böyle bir ürün “organik" değildir. Çünkü, organik tarımın belirli kuralları olup, bunlara uyulması zorunludur. Tarlada daha önceden birikmiş olan kimyasal maddeler, elde edilecek ürünü “organik" olmaktan, yapılan işlemleri de “Organik Tarım" olmaktan çıkarır. Bu iki tanım birbirlerinden kesin olarak ayrılmalı ve çok dikkat edilmelidir. Unutulmamalı- dır ki, her organik ürün, “doğal" (naturel) bir üründür. Ancak, her “doğal" ürün “organik ürün" değildir. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanıp 18.08.2010 tarihinde, 27676 sayılı Resmi gazetede yayınlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik" yürürlüğe girmiştir. Bitki hastalık, zararlıları ve nematodlar ile yabancı otlara karşı kullanılacak mücadelede yöntemleri ve Bitki koruma ürünleri yönetmelikte ve Ek-2 bölümünde belirtilmiştir.

Kaynak: 'Bursa'da Gıda Tarım' Dergisi

TARIMDANHABER

Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2019, 11:22
YORUM EKLE
banner151