Kriz, tarım ve hayvancılık için fırsata dönüştürülebilir mi?

Tarım ve Hayvancılık politikaları dahil olmak üzere bizim yanlış ve eksikliklerimiz üzerinden ABD tarafından yapılan ciddi bir finansal operasyonla ülkemiz zor duruma düşürülmüştür. Ve bunun neticesinde ortaya çıkan sıkıntıları milletçe hep birlikte yaşamaktayız. Ortaya çıkan sıkıntılardan bireysel olarak kurtulmak veya etkilenmemek mümkün değil. Toplumsal bir mücadele ve dayanışma içerisinde olmamız bir zorunluk arz ediyor. Bu süreçten ülke olarak bütün zorluklara rağmen güçlenerek çıkabilmemiz için klasik bir ifade ile krizi Tarım, Hayvancılık ev Gıda alanında fırsata çevirmeliyiz, çevirebiliriz.

Bireysel sorumluluk ve çabalarımız önemli olmakla beraber tabi burada en önemli görev devlete yani bizim açımızdan Tarım Bakanlığına (kestirmeden, halk dilinde) görev düşmektedir.

Bu konuda yapılabileceklere geçmeden önce yeni sistem ve kabine ile birlikte Tarım Bakanlığı/Bakanı ile ilgili çok detaya girmeden kısa birkaç değerlendirme yapmanın elzem olduğu düşüncesindeyim.

Her şeyden önce Tarım Bakanı kendi vizyonu ile bakanlığın işleyişi arasında bağ kurmak konusunda işe doğru yerden, yani sahadan başladı. Toplantı salonlarında bürokratlarla değil, daha çok sahada üretenle, çile çekenle beraber mesai geçiriyor.

Tarım Bakanı, özgüveni yüksek ve bir şeyler yapmak konusunda inançlı, daha önemlisi kibre kapılmadan üretenlerin, çalışanların ve bilim adamlarının fikrine açık ve katkı sağlayacak herkese de kapısını açmış durumda.

Bu kendisini ışıklı salonlardan kurtardığı gibi siyaset ve bürokrasinin kuşatmasından/görüş alanını daraltmasından da koruyor. Böyle olduğu için özümsemediği, yerinde ve değişik kanallardan teyit etmediği hiçbir konuda ayaküstü piar ve popülizm kokan beyanat vererek, konuyu geçiştirip gitme yanlışına da düşmüyor.

Tarım Bakanının vizyon planını öncelikli olarak üretici, üretim, ihracat ve stratejik anlamlandırma (hatta yer yer savunma sanayiinden daha ön planda) esaslı oluşturması, ülkenin bu alanda iyi bir mecraya girmesine imkan verecektir. Tabi bu sorunların akşamdan sabaha bir çırpıda çözüleceği manasına gelmiyor.

Çünkü sorunların ağırlıklı kısmı uzun planlama ve organizasyon gerektiren çok boyutlu ağır sorunlar. Bunun yanı sıra basit mevzuat ve uygulama değişiklikleriyle kısa sürede çözülecek sorunlar da var ve Tarım Bakanı Veteriner Hekimlerin hakları (burada teknisyenler unutulmamalı), NBŞ kullanılan gıda maddelerinin etiketlerinde düzenleme yapılması gibi adımlar atarak eş zamanlı farklı alanlarda çözüm üretme becerisi de göstermektedir.

Sorunların aynı heybeye doldurulmaması, tasnif edilmesi ve aynı anda farklı problemlere çözüm aranması bürokrasinin yerleşik tavrının dışında olmasına rağmen ülkenin faydasına bir durum.

Burada dikkat edilmesi gereken Tarım Bakanının başını başka yere çevirmesi durumunda üzerinde çalışılan konuların yarım kalmaması için takip edilmesi hususudur. Ve bu bir kişi değil, bir grup tarafından takip edilmeli ve çalışmalar sürekli güncellenmelidir. Yoksa geçmişte olduğu gibi yarım yamalak mevzular milletin sırtında bir yük olarak kalmaya devam edecektir.

Burada özellikle altını çizmek istediğimiz husus devasa sorunların hepsi birden çözülemeyeceği için bütün iyi niyetli çabalara ve çözüm üretilen konulara rağmen şikayetler, söylenmeler ve memnuniyetsizlikler devam edecektir. Buna çok takılmadan totalde mesafe alınmasına bakılmalı ve her gün icraatlardaki ilerlemelerle ülkenin Tarım ve Hayvancılığı daha iyi bir noktaya taşınmalıdır.

****

Gelelim kriz konusuna; ülkenin en çok can yakan ve acil gündemi olan bu konuda Tarım, Hayvancılık ve Gıda alanına baktığımızda mevcut paradigmanın tamamen değiştiğini görüyoruz. Ve ilk önce gördüğümüz ihracat bakımından durumun ülkemizin lehine, dışa bağımlı olduğumuz ithal edilen girdi maliyetlerinde ise durumun (özellikle akaryakıt, gübre, yem/yağ hammaddeleri ) aleyhimize değiştiğini görüyoruz.

İthalat yapmak gibi bir öncelik ve hedefimiz olmadığına göre zorunluluk olan alanlarda ithalat konusuna, yani “girdi maliyetleri" dışında girmeyeceğiz. Ama şu çok önemli hususu da özellikle ifade etmek gerekiyor, kurlarda ithalatçı aleyhine meydana gelen gelişmeler Tarım Bakanlığını/ Bakanını iş çevreleri, siyaset ve bakanlık bürokrasisinde etkin ithalat lobilerinin baskısından kurtardı.

İhracat demek; üretim demek, yeni iş alanları ve istihdam, ülkenin kazanç elde etmesi, cari açığın kapanması, ülkenin uluslararası siyasi/kültürel alanda güç elde etmesi, yeni teknoloji ve gelişmeler demek… Yani ülkemiz için gerçek bir kalkınma için tartışmasız en hayati alan.

Bu alanın birçok bileşeni var. Başlıcaları Jeostratejik konum, ürün/üretim, kalite/standart, depolama/muhafaza, gümrük/gümrükleme, nakliye ve en önemlisi pazar.

İhracat konusunda bildiğimiz kadarıyla mevcut durum tespiti yapacak olursak.

JEOSTRATEJİK KONUM ; daha önceki yazımızda “ harita" demiştik. Eski dünya ( Avrupa, Asya, Afrika) haritasını hiç görmemiş birisinin önüne harita koyup “bu haritanın ortası/merkezi neresi?" diye sorsak hiç şüphesiz direk parmağını Anadolu yarımadasına götürecektir.

Kısacası Allah vergisi ve atalarımızın yadigarı bir avantajımız var. Herkesten çok daha avantajlıyız. Anadolu yarımadasına pergelin ucunu koyup Anadolu'nun bir ucundan diğer ucuna yaklaşık uzaklığı olan 2 bin km'lik bir uzaklıkta daire çizdiğimizde pergelin ucunun Kuzeyde Baltık denizine çıktığını, Güneyde Kuzey Afrika'nın çöllerine indiğini, doğuda Orta Asya steplerine ulaştığını, Batı'da İsviçre Alplerine dayandığını görüyoruz.

Ve 2 bin km bugünün ulaşım/iletişim imkanlarıyla hiçte uzak bir mesafe değil. Bizim hemen hemen bütün bu coğrafya ile karayolu, denizyolu, havayolu ve demiryolu bağlantımız var. Bu çevre olarak tanımlanacak Pazar/Pazar potansiyeli olan bu alanda yaklaşık 1 milyar insan yaşıyor.

Bu halen pazarımız olan ve potansiyel pazarımız olan bu ülkelerin birçoğundan (özellikle yakın çevre ülkelerden) Tarım ve Hayvancılık alanında çok daha iyiyiz. Ve bu coğrafyanın her bir parçası ile tarihi, kültürel ve dini bağlarımız var. Ve son olarak hiçbirinde bizim ülkemizdeki ürün çeşitliliği yok. Kısacası ihracat yapmak için jeo-stratejik konumumuz oldukça iyi ve bu en önemli avantajımızı değerlendirmeliyiz.

ÜRETİM; kaldığımız yerden devam edecek olursak Anadolu yarımadası bize ürün çeşitliliğinde büyük avantaj sağlıyor. Neredeyse herkese her mevsimde her ürünü satabilecek imkana sahibiz. Tarımsal teknolojimiz iyi sayılabilecek seviyede ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinde orta ölçekli firmalar her gün yeni yeni gelişmelerle buna ciddi katkı sağlamaktalar.

Çiftçimizin farkındalığı ve yeniliklere açık olması konusunda ciddi sıkıntılarımız yok ama yine de Tarım Bakanlığının eğitim çalışmalarını (özellikle örneklendirerek) artırması gerekiyor. Kısmen de olsa üretim planlaması, tarımsal arazilerin parçalanmış olması, toprağın doğru şekilde işlenmemesi, bilinçsiz su ve ilaç kullanımı, verimlilik, tohumculuk, girdi maliyetlerinde yükseklik, ürün muhafazası ve pazarlanması v.b. gibi sorunlarımız var.

Bunların hiçbiri çözülemeyecek bir sorun değil. Ve bunlara rağmen ülkemiz belli alanlarda tarımsal ihracatta başarılı ama genele şamil bir ihracat başarısından bahsetmek mümkün değil. Ülkemizin ihracat potansiyeli mevcut durumun çok daha ötesinden ve bunun gerçekleştirilmesi hayal değil.

Yukarıda bahsedilen sorunların peyderpey orta vadede çözülerek ülkemizi daha güçlü hale gelecektir. (yazının çok uzamaması için çözüm önerilerimizi bir başka yazımızda dile getireceğiz/ özellikle Tarım Bakanlığının belinde taşıdığı çakaralmaz iki boş tabanca TİGEM ve TKK esaslı )

KALİTE ve STANDARTLAR; Uluslararası ticarette gün geçtikçe özellikle gelişmiş ülkelerde kalite ve standart konusunda daha detaylı ve hassas uygulamalar geliştirilmekte ve ihracatın gerçekleşmesi ile ürünün kalite ve standartının doğrudan/önemli bir ilgisi var.

Kalite ve standart konusunda bilinenin aksine üretim sonrasında değil, üretimim bütün süreçlerinde dikkat göstermek gerekiyor. Bu konuda şüphesiz ki üretici eğitimi ve yetkili resmi kurumların denetimi birlikte yürütülmelidir. Ürün dışında ambalaj konusunda da kalite ve standartların oluşturulması ve devamlılığı olayın diğer bir boyutunu teşkil etmektedir.

Gümrükleme aşamasına geldikten sonra kalite ve standart aramak doğrusu iş işten geçtikten sonra yapılmış, sadece alıcıyı korumaya yönelik bir adım olup asıl süreç üretim sırasında işletilmelidir. Ülkeler ve ürünler konusunda genel manada bir kanaat/marka algısı olduğunu ve günümüzün hızlı iletişimiyle bunun hızla genel bir kanaate dönüştüğünü düşünecek olursak uluslararası alanda “Türk Malı" tanımlaması kalite ve standartla bütünleşirse hem Pazar hem de kazanç artacaktır.

GÜMRÜK, GÜMRÜKLEME; Her ne kadar ihracat gümrüklemesi kolay olsa da Tarım, Hayvancılık ve Gıda ile ilgili ürünler genellikle süreli ve direnci düşük olduğu için gümrükleme iş ve işlemlerinin daha kolay ve hızlı olması, değişik isimler altında alınan ödentilerin düşürülmesi, hatta ihracatta hiç alınmaması ihracatı daha hızlı ve kolay kılacaktır.

Gümrük kapılarında özellikle kapıkule ve kısmen Habur'da 20-25 km'ye kadar uzayan TIR kuyruklarının oluşması ciddi zaman kaybına ve maddi kayba neden olmaktadır. Her zaman Türkiye gümrüklerinden kaynaklanmayan bu durumla ilgili kapıların diğer muhatabı ülke ile bunun önüne geçecek anlaşmalar yapılmalıdır.

Ayrıca herkesin kolayca ihracat yapabilmesi için müteşebbislerin kaprissiz hızlı ve sağlıklı bilgiye ulaşacağı iletişim kanalları açılmadı. Bu alanda yoğun ihracat olan bölgelerde Tarım Müdürlüklerinde çalışan bir personel uzmanlaşmalı ve yerinde üretici ve ihracatçıya hizmet vermelidir. İhracat yapılan ürünlerde kalite ve fiyat kadar termin de ( teslim süresi) çok önemli olduğundan ilgili bakanlıklarla işbirliği yapılarak zaman kayıplarının her aşamada önüne geçilmesi sağlanmalıdır.

NAKLİYE; İhracatta en önemli husus fiyat tutturmaktır.

Tarım, Hayvancılık ve Gıda esaslı ürünler genelde yükte ağır pahada hafif olduklarından ihracat maliyetlerinde öyle ki bazen nakliye maliyetleri mal değerini aşmakta ve sonucu doğrudan etkilemektedir. Bugün ki koşullarda yakın çevre ülkelerle karayolu nakliyesi ile konteyner nakliyesi arasında ciddi fark olmadığından ihracatta ağırlıklı karayolu kullanılmaktadır. (bu konuda güvenilir bir istatistikten konu daha net anlaşılabilir)

Çok nadir kullanılan havayolu nakliyesini bir kenara bırakarak değerlendirecek olursak karayolu nakliyesinin daha hızlı olması ayrı bir tercih nedenidir. İhracatın gerçekleşmesi için üretim yaparsınız, kalite ve standartları oluşturursunuz, Pazar bulursunuz, ürününüzün çıplak fiyatı pazara uygundur ama nakliye maliyetiniz yüksektir sırf burada meydana gelecek sapma nedeniyle ürününüz uygun ve kaliteli olsa da satamazsınız.

Tarım Bakanlığı bazı alanlarda olduğu gibi ihracat nakliyesinde sonuca tesir edecek avantajları (velev ki istismar edilme olasılığı olsa da) ihracatçıya sağlayacak organizasyon ve teşvikler sağlamalıdır. Tarlada destek verip ürettirdiğiniz ürünleri değerinde satmak için gerektiğinde bu destek verilmeli ki destek süreci daha verimli bir hale gelsin. Satmak üretmenin önündedir ve en az üretim kadar satış süreçleri de desteklenmelidir.

PAZAR; Konunun en can alıcı kısmı, öyle ki pazar yoksa yukarıdakilerin hiçbir anlamı yok. Bütün dünya farklı alan ve yöntemlerle olsa da ülkemizin hedef pazarı olmalıdır. Nasıl biz hayvancılıkta Latin Amerika'nın pazarı, bakliyatta Kuzey Amerika'nın, elektronikte Çin'in pazarı isek bütün coğrafyalar bizim hedef pazarımız olmalıdır.

Tabi ki stratejik bir plan çerçevesinde derecelendirilmeli ve tasnifler yapılmalıdır. Yukarıda jeo-stratejik başlık altında öncelikli hedef Pazar tarifi ortaya çıkıyor. Saha tanımını yeniden yapmaya gerek kalmadan pazar ve pazarlama konusunda coğrafyamızın ve ulaşım imkanlarımızın avantajına ek olarak en büyük avantajımız milletimizin yüksek müteşebbis ruhunun var ve sarsılmaz olmasını zikretmeliyiz.

Bununla beraber hemen hemen her coğrafyada insan varlığımızın olması süreçleri müteşebbislerimiz açısından kolaylaştıracak temel bir unsur olarak bize avantaj sağlamaktadır. Müteşebbislerin tanıtım ve pazarlama çabalarına ciddi destekler sağlanmakla beraber bu imkanların çoğaltılması mümkün ve gereklidir.

Burada önemli bir husus devletin yurt dışında istihdam ettiği ticari ataşelerin memur hatta kendisine müracaat eden vatandaşın amiri havasından/düzleminden çıkarılmasıdır. Yılda 3-5 iş toplantısı 3-5 fuar organizasyonu ile geçiştirilemeyecek kadar önemli bir konumda olan ataşelerin bulundukları yerde uzun süre görev yapmaları, meselelere bir işadamı mantalitesi ile bakarak hem o ülkedeki müteşebbislere hem de ülkemizden ilintili müteşebbislere rehberlik yapmaları gerekmektedir.

Yıllık düzenlenen ülke raporlarının dışında talep edilen alanlarda sektörel çalışmalarla hem pazarımız hem de rakibimiz olacak ülkelerin durumunu güncel bilgilerle birlikte müteşebbislere servis etmelidir.

Hatta mümkünse Ekonomi Bakanlığı muhataplarının görüşlerini de alarak bu personelin performans ölçümünü yapmalı, gerekirse görevden el çektirmeli, yüksek katkı sağlıyorsa mükafatlandırmalıdır. Unutmadan ihracatçının ihtiyaç duyduğu bütün bilgiler (mevzuatlar, istatistik, raporlar v.s) derli toplu bir şekilde bir adreste dijital ortamda kolay erişilebilecek biçimde sunulmalıdır. Hiç olmazsa Tarım Bakanlığı kendi alanıyla ilgili derli toplu bir şekilde bu hizmeti ihracatçılara sunmalı, internet üzerinden online rehberlik yapmalıdır.

NETİCE OLARAK ; Döviz kurlarında bu can sıkıcı yükseliş Tarım, Hayvancılık ve Gıda alanında ihracatla ülkemize kazanç sağlayacak, üreticilerimizin ürünlerini değerlendirmek suretiyle ülkemize hizmet edilecek bir fırsata çevrilebilir. Sadece kurların sağladığı avantajla yetinmeyip Tarım Bakanlığı/Bakanı tarafından ihracat sürecinin diğer bileşenleri ile ilgili atılacak adımlar konjonktür ve coğrafya avantajlarımızla birleştirilebilirse ülkemiz bu alanda çok iyi bir yere gelebilir.

Bu ülke bulunduğu kavşakta izlenecek politikalarla eski dünyanın ortasında bölgenin Hollanda'sı, ya da emperyalizm tarafından sokulduğu mecrada her türlü Tarımsal ve Hayvansal ihtiyacını ithal eden Arabistan yarımadası ülkelerinin durumuna düşebilir.

Bu ülke gücünü artırmak, bağımsızlığını korumak için Tarım, Hayvancılık ve Gıda alanında en iyi şekilde üretim yapmak zorunda, bunu asla unutmayalım.

Affola… Yine kısa yazamadık…

YORUM EKLE

banner251